Bozcaadalı Olmak

Dün yine iki duble rakıyı koymuşuz, üstüne de adetten olsun diye bir vasilaki içmişiz, yanından geçtiğimiz tüm masalara mahallenin muhtarı Ekrem Amca gibi selamı da vermişsiz, saati kurmadan, yorganı üzerimize çekip sızmışız…Bugün içimin sadece mutluluğa ayarlı saati 06:38′de çalmış...

Fahri Antepli

Yine nereleri gezmekten geldin, diye soruyorlar. Antep! Daha, güzel miydi, ne zaman gitmeli, kebabı da pek meşhur istilası başlamadan ben dökülüyorum: Antep’e aşık oldum. Türkiye’de bu kadar Avrupa standartlarında şehir görmedim. Antep’te bir ev alsak da kızlı erkekli otursak mı?

Duvarlardan haberler

Groopie’si olmak isteyeceğim isim: Levalet. O da Fransız. Paris sokaklarında karşıma çıkan, şemsiye, kitap, bilardo sopası, çerçeve gibi objelerle siyah beyaz portreleri birleştiren; çeşme, dükkan vitrini gibi kamusal alanlarda yarattığı hikayelerle dikkatimi çeken adam şimdi de gerçek gitarla bir müzisyeni resmetmiş. Koleksiyona alayım dedim.

Moskova, rövanşa gel!

Moskova enfes, şarkılarda bahsi geçen romantik tatta. Moskova rengarenk, masallardan dinlediğim şehirler ayarında. Moskova esrarengiz, havalı, süprizli ama… Moskova, kolay değil. Avrupa’nın hemen her şehrinde bedeni kendinden harita olarak çalışan ben söylüyorum bunu. Bol bol kayboldum, elimdeki notlarda geçen mekanları bulmak için iki sokak ileri dört sokak geri gittim, kendi rekoruma koşup günde 30 km ortalamasında yol yürüdüm, ama yetmedi, listenin yarısına “+” koyamadım diye içim içimi yedi.

Recent Articles:

yolyola

January 12, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-12 at 6.09.25 PM

Bavul arabanın arka koltuğunda ikamet ediyor. Uyunacak yerlerde durdukça içinden bir t-shirt, bir sort alıyoruz sabaha giymek için. Daha o zamanlar aylardan yaz. Sarı yaz. Sonbahara çalan. Ne üşüyoruz, ne ısınıyoruz. Aşkın en güzel zamanı. Üşüdükçe birbirimize, ısındıkça denize kaçıyor beden.

Sen solumdasın hep baktığımda, ben araba kullanamıyorum çünkü. Belki o yüzden yatay konuma geçtiğimizde de sen hep solumdasın. Alışkanlıktan.

Araba, kayıyor yolda. Aslında gidiyor da bana kayıyor gibi geliyor. Hayatla beraber, ayaklarımın altında. Sağda üzüm bağları, mısır tarlaları, mandalina bahçeleri… Solumda hep sen.

—–

Yolun bilinmezliği içinde birbirimizi tanıyoruz. Tam önümüzden batıp, gözlüğe elini atmana sebep olan güneşten belki de, dünyanın sonuna beraber yollanıyor olmanın özgürlüğüne kapılıyoruz. … Continue Reading

dört

January 9, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-09 at 10.32.07 PM

1.

Her şeyin her an bitebileceğini kabullenip asla bitmeyecekmiş coşkusuyla yaşamak arasında kalan yer. Hah işte tam ordayız. Naifliğin dibine vurmuş halde. Çocukluğun korkusuzluğundan değil, kaybetmenin farkındalığından geliyor.

2.

Bir masada oturuyoruz. Kızkıza. Olmuş, olmamış, olası, olağan, olmakla meşgul aşklar konuşuluyor. Çünkü kabul et. Bir masada kızkıza oturmaktaysak konu hep aynıdır. Vakit geçiyor. Şişenin dibiyle ölçüyoruz zamanı. 2 tek bende, üç yolluk sende. Fiziksel şartlar senle beni ayırdığında daha da yaklaşmak için telefona sarılıyor yine eller. Teleportasyon icat edilene kadar bununla idare edeceğiz. … Continue Reading

lapa lapa

January 7, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-07 at 1.33.58 PM

İki kişi olunca hayatına korkular da giriyor. İnsanın yalnızken kaybedeceği tek şey kendisi çünkü. Kimselere haber vermeden çekip gitsen, ya da başına saksı düşse, veya mesela sokakta kimliğin olmadığı için polisler tarafından yakalanıp nezarete atılsan anca annen, baban, kardeşin, yakın arkadaşın endişelenir senin için. Belki bir de sosyal medya paylaşımların yüzünden hala nefes aldığını bile birkaç kişi. Ama iki kişi olunca, yani kalbini birine aman buna iyi bak, çoğunluğu senin diye teslim edince endişe, kaygı birbirine dolaşıyor.

Bunca yıl uçağa yalnız binmiş, tirbülansta dua pozisyonuna geçenlere küçümsemeyle bakan sen, ‘kendi güvenliğiniz için emniyet kemerinizi takınız’ ikazlarında kalbini güm güm atarken buluyorsun. Tamam sonra beynin kalbine hükmedip, saçmalama diyor ama, bir kere yaşadın o panik anını.  … Continue Reading

yazar olacak çocuk

January 7, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-07 at 11.24.38 AM

Senin “benim oğlum doktor olacak”, benim kızım mankenler gibi diye büyüdüğün yıllardı. Ben o zaman da matematik testini en erken bitirip defterlere harfler çiziktirirdim. Sayılar, ancak yazı içinde kullanıldığında bir anlam taşırdı. Okul kitaplarının arasına Pıtırcık ya da Bacaksız sıkıştırmışlığım, sıranın altında Enid Blayton – Afacan Beşler okumuşluğum, babamı ikna edip Kadıköy İskelesi’nin orada kurulan pazarda son paramızı kitaba harcatmışlığım çoktur. Ninniler yerine memleket dertleri ya da Çocuk Kalbi sayfaları dinledim. Masallardan çok bedenimizi tanıyalım fasikülleri, Red Kit, Tenten maceraları okudum. Edebiyat dergisi, felsefe okuması, fanzin sayfası dedin mi? Oradaydım.

O zamanlar, büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusunun yanıtı netti: Yazar. Daha da spesifik olmak gerekirse Albert Camus, Stefan Zweig gibi yazar. … Continue Reading

1+1=2

January 7, 2015 İLİŞKİ No Comments

Screen Shot 2015-01-07 at 10.51.13 AM

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte…

Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın.

Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni daha çok sevsin, sen de zamanla alışırsın garanticilerine hep gıcıktık. Yalnızken de, mutsuzken de, bundan sonra aşk beni bulmaz diye düşünürken de.

Garlarda, tanımadığımı ülkelerin kahvelerinde, sokaklarda hep etrafımıza bakarak yürüdük. Bir yerden başımıza saksı düşer diye korktuğumuzdan değil. Aşkın peşinde kaldırım taşı eskitmekten. … Continue Reading

adalar özerk cumhuriyeti

Screen Shot 2015-01-05 at 9.35.55 AM

(Hemen hemen) her gittiğim yere yerleşmek isteme huyum var. Berlin, Bodrum, Bozacaada bu durumdan nasibini bol bol aldı. Berlin kışın soğuk diye, Bozcaada fazla ıssız olması sebebiyle beni yakından tanıyan kişiler tarafından vetolandı. Bodrum fikri hala muhakemede, onay sürecinde.

Taşınmaya onay vermek için tek kriter: burada şimdi olmasa da yakın bir gelecekte özerk cumhuriyet kurabilir miyiz? Yaşam şartları insanlar ve hayvanlardan yana gelişkin mi? Özgürlüklerden bahsettiğinde bunun tek anlamının müziği son ses açıp sabaha kadar parti yaparım olmadığı anlaşılmış mı? Bisiklete binen insanları, ilham alınacak müzeleri, galerileri, atölyeleri var mı? Sabah elimde kahvemde sokaklarda dolanacak olursam denize, olmadı bir su birikintisine yeterince yakın duruyor muyum? Bende kitap bitmiş, sende okunacak neler var diye soracak birkaç arkadaş da olsa fena olmaz. Büyük şehrin adetinden olan spor için para bayılma huyum düzelene kadar koşmaya, yogaya motive karakterlere asla hayır demem. Hem bu ütopik dünyaya taşınacak olsam bir köpek de alırım yanımda tıntın eder. Maviye bakan bir masa yaparım. Çalışmak için. Yakında mavi yoksa yeşile bakar o zaman. Ormanlar Toki’yle yer değiştirmemiş olur çünkü. … Continue Reading

benim defterlerim

January 2, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-01 at 9.44.49 AM

Çocukken pul koleksiyonu yapardım. Dedemin namını devam ettirmek için. Ama elbette onunki gibi olmadı, pulların kenarlarını cımbızla tutmak yerine peçetelerde kuruttuktan sonra elimle sokuşturmaya çalıştım yerlerine. Eğri büğrü, yarısı yırtık kaldılar. Beceremeyince attım bir kenara, çocukluğun unutkanlığında. Belki de sıkıldım kimseler değerini anlamayınca.

O zamanlar çok okuyordum. İyi kitap bulmak için de çok sahaf, çok yayınevi dolaşıyordum. Annemlerin oturdukları meyhane masalarında, bir kitabı hatmeden canavardım. Kitap ayraçlarıyla tanışmam bu sayede oldu. Metis ve Pandora’nın yaptıklarına özellikle hayrandım. İnsanlar ne istediğimi sorduğunda “kitap ayracı” diye yanıtlardım. Kar küresi, buzdolabı mıknatısı, poster, walkmen, kaset, Fame City’de bir gün istemiyorum diye herkes şaşkın…  Kitap ayraçlarımı şeffaf dosyalar arasına tek tek koyar, bir de kütüphane usulü numaralandırırdım. Annem birini alacak olsa, evde olay! Ama işte bu sevda da taşınmalar esnasında bir torbanın içinde yerini aldı. Şimdi depodaki kutulardan birinde, muhtemelen sararmış olarak yaşamını sürdürüyor. Çin’den ve Hindistan’dan gelenler başka. Henüz gidip görmediğim ülkelere ait olduğundan değeri çok büyük. Kütüphanenin en görünen yerinde sergiliyorum hala. Kupalarını saklayan sporcular gibi.

Tek değişmeyen, yıllar geçtikçe devam eden koleksiyonum: defter. İçinde hem geçmişin izlerini, hem geleceğin umudunu bir arada taşıdığından belki de.

İlk yazımı, bilinen verilere göre, bir deftere yazmıştım. Karman çorman, hangi kelimeden ilham aldığı belli olmayan harfler dizini, kişisel tarihimde Hazal’ın yazmaya başladığı gün olarak yerini aldı.  Sonra günlük girdi elbette hayatıma. Evrim bugün okula gelmemiş, acaba hasta mı? Ayça sınavdan 90 almış, canı pek sıkkın. Ayhan Bey matematik problemini ilk çözen 3 kişiyi bahçede oynamaya yolladı. Ben ikinci bitirdim. Olley! Sonraki yıllarda ayrılıklar girmeye başladı hayatımıza, hatıra defterleri icat oldu. Aşık olduk, bu sefer ders dinlemek yerine defterlerle dostluk kurduk. Mektupları, yapılacaklar listelerini, doğum günü partisi için alınacakları hep defterlere yazdık. Kişisel tarihimiz bilgisayar klasörlerinde değil, deftlerlerin içine gizlenmişti.

O zamandan bugüne 400’den fazla defter birikti çekmecelerimde, aynalı dolaplarda, meşe raflarda. Bazısı annemin aynı baban gibi karınca duası modeli yazıyorsun dediği harflerle dolu, bazısı beyaz, kırmızı, turuncu. Geçenlerde en sevdiklerim diye bir sıralama yapayım dedim. Olmuyor tabii. İnsan defterlerini hikayesiyle anımsıyor. Şu sol baştakini Londra’da yağmur yağan günde sığındığım dükkandan kapmıştım, şu desenli olan var ya. Müzeden. Bu ince hiç konuşmadan geçen üç günün ürünü. Kareli, çizgili, dertli… Defter bu, daha hatıra yazılmadan, hatırası var…

Screen Shot 2015-01-01 at 9.46.12 AM

İstanbul deftercilerim!

Madem bu kadar defter severim dedim, Benim deftercilerimden de kısaca bahsedeyim: @ateliermono ‘da Serkan’ın elinden çıkma ilüstrasyon kapakların bir numaralı hayranlarındanım. Hatta defterle kalmayıp bez çanta, ressam olmasam da kalemkutu işine bile el attım. @happilyeverpaper ‘ın mottosuna hayranım “bomboş sayfalar bile sayısız fikirle doludur” @hellofromistanbul İstanbul hakkında herşeyi kağıtlar ve bezler üzerine işlemiş. İtinayla. Robinson’da kasa önünde karşına çıkacak @paper_us sadece beni değil tüm arkadaşlarımı da ihya etti.

Bu isimler haricinde defter almak istersen de İstiklal Caddesi üzerinde Panter ve  Mektup, Karaköy ve Nişantaşı’nda şubeleri bulunan Kağıthane, İstanbul Modern ve İKSV’nin tasarım dükkanları, yılların deftercisi Ece Ajandaları, Moda’da Atölye Yeti, Nişantaşı’nda Hak Pasajı içinde Plumon, Metis yayınlarının her yıl çıkardığı ajandalar en yakın arkadaşların olacak.

Kategoriler

TAKVİM

January 2015
M T W T F S S
« Dec    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

  • photo from Tumblr

    But first let me have my coffee ☕️


ARAMA

Duvar

Previous Next All
Latest on Sat, 09:58 am

Misliyna: Her birimizin hayatı bir film değil mi!

» Cevap bırakın




iliskiler

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]

12 Nisan

June 5, 2014

Gitmek mi zor kalmak mı? Ya da dur, şöyle sorayım, durmak mı? Çünkü karar vermiş değilim. İki arada bir derede, tam ortasında, Elli elli. Öyle bir varoluş bizimkisi. Biz derken orada da bir acabaya düşüyorum tabii. Biz yok çünkü. Sen ve benim kesişme kümemiz var. İçiçe olsak, tam bir mutlak yuvarlak olsak. O da olmaz. […]

Öz + (le) + (mek) =

May 12, 2014

(1) Yaşadığın, seni gülümseten şeyi, mesela asfaltın üzerine çökmüş köpek patisi izlerini, on kişiye anlatıp, birine söyleyemediğin için hissettiğin o eksiklik duygusu var ya. Hah. Onun adı özlemek. İyi bak kendisine, beslemesen de büyüyor. (2) En derinde yaşadığın üzüntülerin, bir gün, aniden, hüzne bulaşıyor. İşte o gün daha da çok özlüyorsun. Uzaktakini.

dolap

May 11, 2014

Dolabı açtım. Hani içi dışından görünen, en havalı bardaklarımla içki şişelerinin durduğu var ya. Onu. O kadar sessiz açtım ki, yan odada biri uyuyor, ondan saklanmaya çalışıyor olabilirdim. Ama yok. Yalnızım. O an neden saatlerdir evin içinde bir hırsız gibi dolandığımı, bilgisayarın tuşlarına okşayarak bastığımı, müzik açmadığımı, ışıkları kapalı tuttuğumu, pencerelere yaklaşmadığımı düşündü aklım. Kaçmaktaydım. […]