
Bebek – Rumelihisarı yolu. Sabah 07:00. Eldivenleri, bereleri, yağmur geçirmez montlarıyla insanlar koşuyor. Hadi abartmayayım. Bazıları hızlı yürüyüp, dedikodu yapıyor.
Bebek – Rumelihisarı yolu. Öğlen 12:12. Balıkçılar oltaları sallamış, tavla oynuyor. Hanımları arka bankta mataralarından döktükleri çaylarını yudumluyor. Simit-beyaz peynir de var menüde.
Bebek – Rumelihisarı yolu. Öğleden sonra 14:16. Mangerie’de götürdüğümüz somonların üzerine Perili Köşk’teki Daniel Canogar – Tarih Nehri sergisini gezeceğiz. İki mekan arası 20 dakika, 13 öpüşen çift, 4 çocuklu baba.
Bebek – Rumelihisarı yolu. Akşamüstü 17:28. Daniel Canogar işleri inanılmaz. İnsanın doğa üzerinde kurmak istediği baskı; doğanın ona karşı gelen tabiyatı; kabulleniş, boyun eğiş, zevk alış. Kafam karışık, onlarca soruyla yürüyorum yolda. Biri şu: Deprem olduğunda, denizde dalgalar gemiyi salladığında, seller arabaları yoldan çıkardığında korkmuyorum da, evime gecenin köründe girecek hırsız, yolda yürürken belime doğrultulacak bir silah endişelendiriyor beni. Doğa, özünde biliyorum ki beni seviyor. Peki ya insan? Emin olamıyorum.
Bebek – Arnavutköy yolu. Akşamüstü 18:14. Hızımı alamadım. Bebek’te yeni açılan Assouline kitapçısına daldım. Sanat, fotoğraf, beş kilo çeken kitaplarla dolu her tarafım. Şu kırmızıyla yeşili alalım duvarlara uyar diyor bir kadın. Kızgınlıkla bakıyorum sanırım.
… Continue Reading