Yeni idolüm: Fred Nicolay

Sabah henüz afganım patlamamış. 8:30. Saint Gilles bölgesinin sonunu belirleyen Parc de Forest’in içinden yürüyorum. Hava yağmurlu. Brüksel’e uygun olarak. İstikamet sütlü kahve açlığımı giderebilmek için Bar du Matin. Takribi süre beş ile yedi dakika arasında…

Çok Gezenler Kulübü V.2.0

Fikir aslen her yeni şehre gittiğimde en bilinen, turistik yerleri gezmeyi bitirmiş olmam (ya da internet sayesinde her ayrıntısını bilmem), bir yerli gibi yaşamak istemem, Fransızı’n gününü, Alman’ın sanat anlayışını, Danimarkalı’nın sabah kahvaltısında ne yediğini öğrenme merakım yüzünden çıktı. Ben dünya vatandaşı oldunuz bu da pasaportunuz denecek ütopik dünya fikirleri içinde yaşayan bir insanım. Dini farklılıkların; yaşam alanına, başkasının fikrine saygının...

Bu aralar (benim) İstanbul'da

Türk mutfağına pek benzer diye sevdiğimiz pizza’ları Trattoria Leon’da yiyorum (Ahmet Fetgari Sok. No: 40 / A). Toscana’daymışım gibi bir hisse kapılıyorum. Beyaz olanını seviyorum en çok, mozzarella koyuyorlar üstüne.

Fransız usulü Le Fumoir

Bir sokağın değiştiğini görüyorum. Geceleri taksiye binmeden sakın eve gelme, Tünel’den aşağı yürüyeceksen arkadaşların bıraksın diye tembihlendiğim yollar, şimdilerde ellerinde bavullarıyla seyreden turistlerin, yeşil plakalı arabalarıyla sekiz bin lira kira verdikleri evlerine dönen bürokratların, yüz seksen dakikaya uzatılmış biz dizi için elbise arayan stilistlerin...

Recent Articles:

Sıraselvi’den aşağı

May 13, 2012 ŞEHİR No Comments

Trafik. Turist bekleyen ve Galata’ya gideceğim dersen seni almak istemeyen taksiciler. Birkaç otel. Döner kokusu. Döviz bürosu. Dia çektiğimiz dönemlerde tab ettirmek için geldiğimiz fotoğraf stüdyosu. İki hastahane, siren sesleri. 15 yaşında girmeye çalıştığımız yegane bar: Kemancı. Yukarısında Taksim , aşağısında Füruzağa meydanlarıyla sınırlanan kısa bir yokuş anlatmak istediğim. Kendi hikayemi düşündüğümde bile kimler geldi, ne şekilde geçti buradan dediğim Sıraselviler Caddesi’ndeyim.

Van usulü: masaya serpme

12:25. Biraz geç kalmışım günün ilk öğününe ama mühim değil. Her daim kahvaltı servis eden yeri biliyorum. Üstelik yalnız da değilim, sekiz masa dolu. Birinde tanıdık bile var. Öğle yemeği çekmemiş canı. Burada adetten: ne istersiniz diye değil, yumurtanızı nasıl alırdınız diye soruyor masaya gelen garson. Onun dışındaki menü standart. Söğüş domates-salatalık, beyaz peynir, Van cacığı, menemen … Continue Reading

şerefe, sağlığa, mutluluğa

May 9, 2012 İLİŞKİ No Comments

bir zaman öncesinin cilalanmış notlarından…

Hep sarhoşken karşılaşıyoruz diye düşündüm.

Ben rakı masasından kalkmışım, menüde hardallı sirkeli levrek varmış. Soğan diye sormuşlar salatayı getirmeden önce. Yok. Toplum içine çıkacağım sonra. Koymayın. Limonu bol olsun, zeytinyağı az, yanına varsa biraz da turşu ekleyin. Hayhay demiş garson, en babacan haliyle.

Sen, bilmiyorum neredesin. Evde, viskin yanında, müzik dinlerken hayal etmişim seni. Maç izliyor da olabilirsin. Bilmem gerçi, sever misin? Playstation kumandası masanın üzerinde duruyor manzaramda. … Continue Reading

geri vites

May 8, 2012 İLİŞKİ No Comments

Eskide kalmış / bırakılmış biri var mı? diye soruyor. Mavi bardağa döktüğüm, buz dolabında beklemiş sudan bir yudum alıyorum. O bu hamleyi tereddüt gibi algılıyor. Ben, uzun bir konuşmaya başlamadan önce boğazını temizleyen politikacılar gibi davranıyorum. Yok. Cevabım net.

İnanmıyor. İyi düşün, eskide istemiş olduğun, şimdi, bütün şartlarını kabul ederek sana dönen, tenine dokunduğunda rahminde karıncalanmalara sebep olacak adam çıkıp gelse, istemez misin? diyor. Yukarıya bakıyorum. Neden bilmem. Kaçırdığım hayat arkamda değil de başımın üzerinde geçiyormuş gibi hissederim hep. … Continue Reading

Başına buyruk mahalle: Moda

May 6, 2012 ŞEHİR No Comments

Bildiğimi sandığım mahalleler var. Moda mesela. Gidersin, çay bahçesinde manzaraya karşı kahveni höpürdetirsin; Kırıntı’da çizburger yanında ketçaplı-hardallı patates kızartmalarını götürürsün; arada Nero’da birini görüp, ben de yanına çökeyim internette bir işim var, hem de laflamış oluruz dersin; burunda yürürsün ‘şu evlerden birinde ourmak da güzel olur’ muhabbeti yaparsın arkadaşınla, daire bulamıyınca banka tünersin; naneli bir dondurma yersin Ali Usta’dan, sonra da binersin bişiy 15 vapuruna, gelirsin Avrupa yakasına, karmaşaya, ben Nişantaşı’nda çıkamam bacım diyen taksicilerin arasına. Yanılıyormuşum meğer Moda hakkında. Bir kez daha.

Bir Yer’deyiz.

Hazır Moda’ya geçmişken öğlen bir yere gidelim diye başlıyor mesajlaşma. Yer? Cevabı geliyor karşımdan. İşte kahve, lokanta, biracı, meyhane… karnımızı doyurabileceğimiz bir yer diyerek açıklamalara giriyorum. Yok diyor, Yer. Mekanın adı Yer. Ben koptum tabii o esnada. … Continue Reading

değişken

May 2, 2012 İLİŞKİ 4 Comments

Bu aralar aklımdam sürekli aynı cümle geçiyor: Her şey ne kadar çabuk değişiyor…

Onun önce kollarının arasında bir yerde, sonra yatağının kenarında, en son da komidinin üçüncü çekmecesinde bir yer bulabilmek için ne sabır göstermiştim. Yazdı. Üzerimizde hafif elbiseler vardı. Suyu dolaptan içiyorduk. 25 yaşımda olsam çoktan siktir olup gitmiştim diye bir cümle geçtiğini hatırlıyorum aklımdam. 30′u gördüm, daha olgunum sorumluluğunun getirdiği doping olsa gerek. Bak, bitti. Her şey ne kadar çabuk değişti.

Ortaokul kompozisyonlarından birinde öğretmenin verdiği konu büyüyünce ne olmak istediğimiz üzerineydi. Matematikçi demiştim. Şaşırmışlardı. … Continue Reading

Yeni idolüm: Fred Nicolay

April 28, 2012 Brüksel No Comments

Sabah henüz afganım patlamamış. 8:30. Saint Gilles bölgesinin sonunu belirleyen Parc de Forest’in içinden yürüyorum. Hava yağmurlu. Brüksel’e uygun olarak. İstikamet sütlü kahve açlığımı giderebilmek için Bar du Matin. Takribi süre beş ile yedi dakika arasında…

Rüzgarda dönen harfli tabelasını gördüğüm anda heyecanlanmama sebep oluyor mekan. Yüksek camlar ve Art Nouveau kapı arkasına gizlenmiş, tahta sandalyeleri ve küçük masalarında işlerine gitmeden gazetelerini okuyan Brükselliler var. Bara ilerliyorum, masaya servis olmaması Brüksel kahvelerinin pek çoğunun ortak özelliği. Siparişi verip, 3 Euro’yu konturara bırakıyorum. Bir de croissant kapıyorum yandan. Bütün mekanı görebileceğim açıda, köşede bir iskemleye tünüyorum. Müşteri profili yeni evli, yeni çocuklu ailelerden, 70 yaşını aşmış yakışıklı beylere, önlerinde bilgisayarı açık freelance iş yapanlardan, kitaplarını okuyan avukatlara kadar geniş, sınıfsız, yaşsız. Az sonra Brüksel’de 17 yıldır yaşamakta olan sanatçı Ali Cabbar oturuyor karşımdaki koltuğa. O anlatıyor Bar du Matin’in ve ardından bayılacağım pek çok yerin hikayesini. … Continue Reading

Brüksel. Sakin.

April 20, 2012 Brüksel No Comments

İyiydi keyfim. Acelesiz. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

May 2012
M T W T F S S
« Apr    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

urbanconfessions

photo from Tumblr

Çünkü hayat bazı öğleden sonralarında hepimize güzel @denizeslek @iconjane @billursaatci @maritsambul #hayatguzel (Taken with Instagram at Delicatessen)

ARAMA

Duvar

Previous Next All
Latest on Sun, 10:01 pm

ok: Bu bir film sahnesi mi? Bu kadin Kate Moss mu?

» Cevap bırakın




WP Wall by WordPress Consultant

iliskiler

şerefe, sağlığa, mutluluğa

May 9, 2012

bir zaman öncesinin cilalanmış notlarından… Hep sarhoşken karşılaşıyoruz diye düşündüm. Ben rakı masasından kalkmışım, menüde hardallı sirkeli levrek varmış. Soğan diye sormuşlar salatayı getirmeden önce. Yok. Toplum içine çıkacağım sonra. Koymayın. Limonu bol olsun, zeytinyağı az, yanına varsa biraz da turşu ekleyin. Hayhay demiş garson, en babacan haliyle. Sen, bilmiyorum neredesin. Evde, viskin yanında, müzik [...]

geri vites

May 8, 2012

Eskide kalmış / bırakılmış biri var mı? diye soruyor. Mavi bardağa döktüğüm, buz dolabında beklemiş sudan bir yudum alıyorum. O bu hamleyi tereddüt gibi algılıyor. Ben, uzun bir konuşmaya başlamadan önce boğazını temizleyen politikacılar gibi davranıyorum. Yok. Cevabım net. İnanmıyor. İyi düşün, eskide istemiş olduğun, şimdi, bütün şartlarını kabul ederek sana dönen, tenine dokunduğunda rahminde [...]

değişken

May 2, 2012

Bu aralar aklımdam sürekli aynı cümle geçiyor: Her şey ne kadar çabuk değişiyor… Onun önce kollarının arasında bir yerde, sonra yatağının kenarında, en son da komidinin üçüncü çekmecesinde bir yer bulabilmek için ne sabır göstermiştim. Yazdı. Üzerimizde hafif elbiseler vardı. Suyu dolaptan içiyorduk. 25 yaşımda olsam çoktan siktir olup gitmiştim diye bir cümle geçtiğini hatırlıyorum [...]

yağmur nasıl yağar

April 1, 2012

Bir saat değil, üç beş saat daha eklense diye geçiriyorum içimden. Gece, ben artık gözlerime söz geçiremez, bir battaniyenin altında düşüncelerden düşlere dalarken gelse… Karanlık beni incitmese. Dur gitme yaaa, biraz daha bekle, sana ihtiyacım var diye yalvardığımda, köşesine çekilen güneşi suçluyorum. Tıpkı şişen badeciklerim için buzlu suları;

muhasebe

March 31, 2012

Artık sevmediğin birini terk etmek kolay. Eşyaları toplarsın. Bavulların içine. Bazen bavul bile gerekmez. Çantaya sığarlar. Pahada ucuz, yükte ucuz beş on şey. Siyah sütyen, çizgili çorap, hırka, şort, allık, tekini bulamadığın spor ayakkabının sol tarafı, rimel, bir zamanlar havaalanından almış olup da hiç kullanmadığın makyaj seti, şapka. Yazdan bir günden kalma.