Bozcaadalı Olmak

Dün yine iki duble rakıyı koymuşuz, üstüne de adetten olsun diye bir vasilaki içmişiz, yanından geçtiğimiz tüm masalara mahallenin muhtarı Ekrem Amca gibi selamı da vermişsiz, saati kurmadan, yorganı üzerimize çekip sızmışız…Bugün içimin sadece mutluluğa ayarlı saati 06:38′de çalmış...

Fahri Antepli

Yine nereleri gezmekten geldin, diye soruyorlar. Antep! Daha, güzel miydi, ne zaman gitmeli, kebabı da pek meşhur istilası başlamadan ben dökülüyorum: Antep’e aşık oldum. Türkiye’de bu kadar Avrupa standartlarında şehir görmedim. Antep’te bir ev alsak da kızlı erkekli otursak mı?

Duvarlardan haberler

Groopie’si olmak isteyeceğim isim: Levalet. O da Fransız. Paris sokaklarında karşıma çıkan, şemsiye, kitap, bilardo sopası, çerçeve gibi objelerle siyah beyaz portreleri birleştiren; çeşme, dükkan vitrini gibi kamusal alanlarda yarattığı hikayelerle dikkatimi çeken adam şimdi de gerçek gitarla bir müzisyeni resmetmiş. Koleksiyona alayım dedim.

Moskova, rövanşa gel!

Moskova enfes, şarkılarda bahsi geçen romantik tatta. Moskova rengarenk, masallardan dinlediğim şehirler ayarında. Moskova esrarengiz, havalı, süprizli ama… Moskova, kolay değil. Avrupa’nın hemen her şehrinde bedeni kendinden harita olarak çalışan ben söylüyorum bunu. Bol bol kayboldum, elimdeki notlarda geçen mekanları bulmak için iki sokak ileri dört sokak geri gittim, kendi rekoruma koşup günde 30 km ortalamasında yol yürüdüm, ama yetmedi, listenin yarısına “+” koyamadım diye içim içimi yedi.

Recent Articles:

Berlin’in tüm yemekleri

October 6, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 2

Berlin’in kozmopolit olmasının en güzel yanı: Dünyanın pek çok mutfağının ayağına kadar gelmiş olması. Koreyse kimchisi, Fransız ise bageti, Meksikaysa guacamolesi tamam. Memleketten gelen malzemelerle yaptıklarından hafiften oraların kokusu da siniyor yemeklere. İnsan oturduğu yerden uzaklara mı gidiyor ne…

HER GÜN MEKSİKA!

Dünya üzerinde her gün yiyecek olsam sıkılmayacağım tek mutfak! Meksika. Bir gün burrito, ertesinde nachos, diğerine enchilada… Hepsinin üzerine bol bol acı, yanında jalepeno. E Berlin’de de elbette Meksika yemeğinin iyisinden var. Olley!

Maria Bonita: İstanbul’da arabacının köftesi, pilavı nasıl güzelse, Berlin’de de Maria Bonita’nın tacos’ları için aynı şeyi söyleyebilirim. Net.

Santa Maria: meksikalılar içiden rüşdünü ispatlamış (kelimenin hastasıyım) adres burası. Genelde sıra beklemek gerekiyor masaya oturmak için ama nachos yanında gelen o guacamole, üstüne yediğin quesadilla yok mu? Değer!

tumblr_m890r4kYIF1r430uto1_1280

KORE USULÜ

İstanbul’da kaç turşucuya gidip kimchi tarifi verdiğimi, 10 şişecik yapın hepsini alacağım dediğimi  bilmiyorum. Onlar da kibarca bizim ağız tadına uymaz diye uyardılar. Hala ikna olmadım. Acılı-ekşili lahana olsa önündeki tabakta, acurların yanında, yer misin yemez misin, sen söyle… Neyse madem burada yok, ben de Berlin’e gittiğimde şimdi adınıı vereceğim şu iki adrese giderim. Tıka basa kimchimi yerim.

Kimchi Princess: Masaya ilk acılı lahanam düşüyor elbette. Sonra da Kore usulü barbekü tabaklarını ısmarlıyorsun. Bizim ocakbaşı kafasıyla aynı mantıkta çalışıyor. Önce mezeler (turp, patlıcan, otlar) ardından da yanındaki mangalda pişen sebze, et, ahtapot ya da tavuklar. Mantık aynı ama tad bambaşka. Berlin’in pek çok lokantasının tersine burada kredi kartı ile ödeme yapılıyor. Hadi yine yaşadın. … Continue Reading

Berlin, Ekim 2014

October 5, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 4

Merhaba. Berlin’e bu artık bilmiyorum kaçıncı seyahatim sırasında bir şeyi, bir kez daha ve tekrar keşfettim: Şehre bayılıyorum. Ayak bastığın anda sendeki özgürlük duygusunu tetikliyor. Sokakta kimse diğerine ne garip insan diye bakmıyor, cıkcık’lamıyor, hemen hemen yüzde doksanı Türk olan taksi şöförlerinin bir tanesi bile söylenmiyor. Demek ki sorun Türklük’te değil. Türkiye sınırlarının içerisinde.

Prenzlauer Berg çocuklarını ve babalarını, Mitte’nin kahvecilerini, Torstasse üzerindeki dükkanları, Neukölln’ün ikinci el mağazalarını, hemen her dükkanın önünden günlüğü 10 Euro’ya kiralanan bisikletlerle gittiğim yolları uzun uzun anlatacağım ama bu yazıya, Berlin’de bu aralar en popüler olan yerlerle başlamak istiyorum. İzninle.

fotoğraf 3

SONSUZA KADAR KAHVALTI

Neuköln’ün insanlardan uzak, ağaçlara yakın caddelerinden birinde yeni açılmış bulunan Cabslam California Breakfast Slam seni birden Berlin’den alıp Williamsburg’a taşıyor. Nedeni sadece David Lynch filmlerini andıran atmosferi, acı sosun binbir hali, Huevos rancheros ismiyle bilinen Meksika yumurtaları, eşsiz bloody marry’si değil. Havasında, gelen insanında, müziğinde biraz New York havası var. Ama yediklerin! Ooooooof. Çok o’lu hiç ö’süz. Berlinliler arasında gitmeyen kalmamış, önünde 45 dakika sıra beklenmiş mekan.

Melbourne Cantine Cabslam kadar sofistike, şahsına münhasır olmayabilir ama bu kahvaltılarının pek güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sahipleri Avustralyalı, yumurtaları Benedict, Florentine, Royal tarzında. Havanın güzel olduğu bir güne denk gelmişsen değmiyorlar keyfine. En güzel yanıysa, hadi kalkın ya da bir şey daha ısmarlayın demeden ortalıkta keyifle gülümseyen garsonlarının olması.

fotoğraf 1

PAZARA GELDİK

Son yıllarda popülerleşen Kreuzberg’in orta yerindeki Markthalle Neun’de Perşembe akşamları bildiğin parti ortamı kuruluyor. Tek farkı Brezilya usulü taco, Mogg and Meltzer yapımı rozbifli sandviçler, Thai yemekleri, Lychee aromalı biraların satılması ve bunları en sevdiğim kaldırıma çöktüm modeli yeme kafası. O kadar kalabalık oluyor ki Salı pazarı yanında halt etmiş.

Benim söylememe gerek yok ama artık Mauer Park out, Neuköln Maybachufer’de iki haftada bir pazar günleri kurulan pazar in in in. Yani herkes oraya ya birşeyler almaya (bakınız plak, giysi, porselen, takı) ya da müzik dinlemeye, hiç olmadı sosis, döner yiyip bira içmeye gidiyor.

fotoğraf 5

AVM MODASI

Herkes gider pazara, Berlinliler gider alışveriş merkezine ama elbise bakmaya değil. Çok katlı otoparkın en tepesinde, güneşin batışını enfes bir manzara eşliğinde izlemek için Klunkerkranich’e. Saat altından önce gidersen bedava, sonrasında 3 Euro giriş ücreti alıyorlar. Müzik. Tamam. Pizzalar. Enfes. Muhabbet. Sonsuz. Bu aralar gece nerede başlıyor diye soranlara…

fotoğraf 2

HAMBURGER FENOMENİ!

Dünyanın her yerinde 2013’ten beri bir yandan vejeteryen mutfaklar, diğer taraftan hamburgerciler aldı başını gidiyor, sayısız dükkan açıyor. Bir karış yüksekliğinde burgerler yapan ve Stockholm sendromu gibi sana kötü davransa bile geri döndüğün mekanlar listesinde bir numarada Berlin Burger International var. Bu küçücük dükkan ve ondan fazla olmayan tahta masaları her dakika dolu. Orada yedin, tamam, ama hala hızını alamadıysan Tommi’s Burger, Schiller, District Mot etleri tavaya atmış, sosları hazırlamış olarak seni bekler.

 

Berlin? Bitmedi tabii.. Sırada kahveler, ondan sonra da Meksika, Viyetnam, Kore, Tayland mutfaklarında başı çeken, bir numaraya oturmuş dükkanlar var.

 

Çok Gezenler Kulübü’nün Berlin sayfasında Ece vintage’cıları ve gece hayatını , Bahar yeni açılan müzeleri yazacak. Başka öğrenmek istediğiniz konu varsa sorun… Anlatalım, bilmiyorsak keşfe çıkalım.

Hayat uzatan kantin: binevi

September 10, 2014 ŞEHİR No Comments

foto?raf 2-5

Öğle saati. Karaköy’deyim. Pazartesi değil ama günlerden. Ona dikkat etmek gerek. Çünkü haftasonu kalabalıklarının yükünü üzerinden atmış dükkanlar haftanın ilk gününü kapalı geçiriyor. Herkesin biraz dinlenme ihtiyacı var. İstikamet: binevi. 2015’te hepimizin yaşamını uzatacak sağlıklı, etten uzak, baklagillere yakın, glütensiz, hamuru eser seviyede, muhteşem menü yaratmış mekan.

foto?raf 1-4

Amerika’dan yeni dönmüş, vegan ve vejeteryen mutfağın okulunu okumuş, kitabını yazacak olan Belkıs, binevini’nin ele başı Özge’yle … Continue Reading

karşıt

August 6, 2014 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2014-08-06 at 6.04.01 AM

Mutluluk karşıtıyız.

Aslında bunu içselleştirmeden, ülkenin genel algoritmasına yayarak söylemek durumundayım. Bu ülke mutluluk karşıtı.

Mutluluğun kadın için evlenip çocuk doğurmak, erkek ruh halindeyse araba, statü, tercihen manzaralı, gökdelenin en üst katlarından birinden başka gökdelenleri gören ofis sahibi olmak anlamına geldiği bir ülkede yaşıyorum.

Yeni tanıştığın birine ne iş yapıyorsun sorusunun birinci kural olduğu, buna göre kategorilendirileceği, içlendirileceği ya da dışlanacağı bir ülkede. … Continue Reading

Alaçatı sahillerinde bu yaz

July 15, 2014 Alaçatı No Comments

foto?raf-13

Kum Beach: Bu yıl favorim. Nedenlerini kısaca anlatmak gerekirse. Bir. Deniz. Tabii ki. Pırıl pırıl bir koyda. İki. İyi Pizza, Dutlu Kahve gibi mekanlardan tanıdığımız Haldun Bey’in mekanı olması sebebiyle yüksek çapta bir ruhu var. Üç. Bu yıl kahvaltı servisini Katre Otel yani bir diğer adıyla Figen yapacak. Bu da taze pişi, domatesin her hali, otun binbir çeşidi anlamına geliyor. Dört. Deli Deli de Kum Beach içine akşam saatlerinde girecekmiş. Kumsal barı tadında, beach club havasının uzağında. Sabah 04:00’e kadar açık olacak şekilde. Beş. Alancha Beach Food da akşam yemeği servisinde devrede. Bara gitmeden masaya oturmak istersen eğer. Altı. Alaçatı’ya yakın, müziğin desibelini fazla yükseltmeyen, kumu üzerine yapışmayan daha iyi mekan bilmiyorum ben. Yedi. İnternet yok. Kitap, muhabbet, dinlenmek garantili (Günlük giriş: 40 TL).

foto?raf 2-2

Ramo Beach: Tektekçi bu yaz Çeşme’de her yerde ve tabii ki Ramo Beach’te de. Ramo’yu bilmeyenler için Okan’s Place’in olduğu kumsal olarak adresi vermek istedim. Buranın özelliği salaş olması, gitsen gitsen de o denizin bir türlü boyunu geçmemesi, midyecilerin eksik olmaması, girişinin de 15 TL olması (diğer mekanların üçte biri neredeyse). Tektekçi bu yaz Ramo’da, dilediğin gibi frappé yapılan taze meyveler ve soğuk kahvelerle yayında. Bir de çardak altında kraliçe gibi hissetmene neden olacak yataklı şezlonglarıyla.

Babylon: Müzik, çimlerin üzerinde hayat, 17:00’de başlayan ve içkilerin indirimli olduğu Mutlu saatler partileri Babylon’un alamet-i farikaları. Bloddy Marry taze domatesten yapılıyor, yemek kısmında makarna-salata vazgeçilmez kontenjanından günümüze eşlik ediyor. Benim için Babylon Aya Yorgi demek, sabahın köründe kimse yokken kumsala yayılıp çarşaf gibi denizde kendini dünyanın merkezinde hissetmek demek. Bir de 30 Ağustos’ta kapanış partisi olarak hayatımıza giren Soundgarden var. … Continue Reading

İstanbul Pazar’ı

Screen Shot 2014-06-29 at 6.30.11 PM

Kitap okuma kahvem: Twins

İstanbul’da kahveeee furyası çıktı. Duruma hakimsin. Cihangir, Çukurcuma, Karaköy üçgeninin içindeki hemen her sokakta pek güzel Kolombiya’dan kahve, çok şeker Tanzanya’dan çekirdek, bu da size Etiyopya’dan ithal yazan tabelalar dolu. O yüzden içlerinde özellikli, karakterli, kahve-süt-ortam kombosu iyi olanlarını bulmak bana düşüyor. Pazar sabahı Moloko kulağımda çıkıyorum evden, GPS’i olmayan Japon turistlere (!) Taksim’in yerini harita üzerinde tarif ettikten sonra Twins’e yürüyorum. Puanları önce müzikle topluyor. Nu caz ayarında. Ardından kahvesiyle. Flat White’ın tadı damağımda. Sonra da artılarıyla geliyor: Kahve uzmanıyım, çekirdeğimi kendim alırım diyorsan senin için çekebilirler. Kopenhag, Stockholm gibi kuzey şehirlerini özlediysen, dekorasyon tamam. Aylardır yanımda “okuyacağım, bitireceğim” diye taşıdığım Stefan Zweig – Hayatın Mücizeleri kitabından bir hikaye bitiriyorum. Artık okuyamıyorum, konsantre olamıyorum diye çıldırdığımda ayağımın gideceği yeri buldum.

Eleştiri? Henüz yok. İlle de bir şey yaz, aaa eleştirmeden olmaz diyecek olursan Askeri Hastane duvarlarına bakmak yerine, yandaki bölüme otur diyebilirim. Bir de hafif rüzgarlı oluyor. Hemen baş ağrısı çekenlerden, tülbent bağlayanlardansan içeride otur.

 

Screen Shot 2014-06-29 at 6.30.01 PM 

Cuma’ya gittim, beklerim

Cuma, Çukurcuma Caddesi 51 numara, Çukurcuma. Adres kolay. Sonrası daha da güzel. İlk açıldığında keşfedip, sonra Karaköy’le aldattığım Cuma’ya haftada üç gitmek için mühim 5 neden sayıyorum. Önem sırasına göre değil.

5. Yolun kenarında olmasına rağmen öyle güzel saklamışlar ki bitkilerle, kendini botanik bahçede hissediyorsun.

4. Kinfolk isimli dergiyle tanışma yerim olur kendisi ki, sadece bunun için bile teşekkür edebilirim. … Continue Reading

İstanbul’un Yenileri (Bölüm 1)

Screen Shot 2014-06-29 at 11.05.06 AM

İtalyan işi Pizza Pinsa’da!

Moda’yı çok seviyorum. Hele yaz aylarında daha da çok. Hele Pinsa’yı keşfettiğimden beri çok daha bir çok. Burası İtalyan tipi dikdörtgen pizzalar yapan küçücük bir dükkan. O gün ne çıkacağına taze sebzeler ve şefin keyfi karar veriyor. İster orada yemek için retro atmosferli masalardan birini beğen, dilersen de paket yaptır Moda burnunda, çimlere. Sabah kahvaltısına ekmek de hazırlıyorlar. Modalılar’ın dikkatine! (Moda Bostanı Sok. No:32E, Tel: 0216 348 95 55)

Eleştiri: Henüz paket servis yok. Bana farketmez, Teşvikiye’den atlamış gitmişim ama Moda sakinlerine sordum, en azından yakın çereye paket uygulaması olsa partilere direk isteriz dediler. 

 

Screen Shot 2014-06-29 at 11.05.15 AM

Mahalleme La Petite Maison geldi!

Kendisiyle ilk tanışmam Nice. Orada şehrin en iyi restoranlarından biri muamelesi görüyor. Hanımefendiler ve beyefendiler şapkalarını takıp masalarına kuruluyor. Patlıcan, domates, biber zeytinyağıyla, sarımsak fırından. 23:00’ten sonra da jilet gibi giyinmiş çalgıcılar Cuba müzikleri yapıyor. Asgari oturma süreniz: 5 saat.

O kadar beğeniyorum ki Dubai, Londra peşinden tüm dükkanlara gidiyorum. Ama sonunda o da bana bir güzellik yapıp, mahalleme geliyor. İç dekorasyonu şahane. Barı iş çıkışı saatlerinde yavaştan dolmaya başlıyor. Şefi Londra mutfağının başından alıp getirilmiş. Rigatoni tam kıvamında. Ekmekler sıcacık. Bahçesi dört duvar arasına sıkışmış da olsa beyaz örtüleriyle Fransa tarafından rüzgar estiriyor. Crème brulée ikinci porsiyonu ilk kaşıktan sonra istetecek cinsten.

Eleştiri! Kapıda karşılayıp “rezervasyon var, bahçede masa var mı kontrol edelim” diye sizi restorandan soğutabilecek kabul kafilesi. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

October 2014
M T W T F S S
« Sep    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blogroll

Ne dedi?

urbanconfessions

  • photo from Tumblr

    İnsanın yeryüzünde kendisine en uzak olduğu nokta, kendi sırtıdır aslında - Kaybedenler Kulübü @cokgezenlerkulubuu #cokgezenlerkulubu #cgkhamburg #hamburg #architecture #hafecity (Neue Hafencity)


ARAMA

Duvar

Previous Next All
Latest on Sun, 10:01 pm

ok: Bu bir film sahnesi mi? Bu kadin Kate Moss mu?

» Cevap bırakın




iliskiler

12 Nisan

June 5, 2014

Gitmek mi zor kalmak mı? Ya da dur, şöyle sorayım, durmak mı? Çünkü karar vermiş değilim. İki arada bir derede, tam ortasında, Elli elli. Öyle bir varoluş bizimkisi. Biz derken orada da bir acabaya düşüyorum tabii. Biz yok çünkü. Sen ve benim kesişme kümemiz var. İçiçe olsak, tam bir mutlak yuvarlak olsak. O da olmaz. […]

Öz + (le) + (mek) =

May 12, 2014

(1) Yaşadığın, seni gülümseten şeyi, mesela asfaltın üzerine çökmüş köpek patisi izlerini, on kişiye anlatıp, birine söyleyemediğin için hissettiğin o eksiklik duygusu var ya. Hah. Onun adı özlemek. İyi bak kendisine, beslemesen de büyüyor. (2) En derinde yaşadığın üzüntülerin, bir gün, aniden, hüzne bulaşıyor. İşte o gün daha da çok özlüyorsun. Uzaktakini.

dolap

May 11, 2014

Dolabı açtım. Hani içi dışından görünen, en havalı bardaklarımla içki şişelerinin durduğu var ya. Onu. O kadar sessiz açtım ki, yan odada biri uyuyor, ondan saklanmaya çalışıyor olabilirdim. Ama yok. Yalnızım. O an neden saatlerdir evin içinde bir hırsız gibi dolandığımı, bilgisayarın tuşlarına okşayarak bastığımı, müzik açmadığımı, ışıkları kapalı tuttuğumu, pencerelere yaklaşmadığımı düşündü aklım. Kaçmaktaydım. […]

rıhtım

May 3, 2014

Yalnızken yalnız hissetmiyor insan. Yalnızlık, hayatına giren insanla beraber geliyor. Kimsenin aramasını beklemediğinde, telefon çalmadı diye üzülmüyorsun. Çıkıyorsun evden, deniz kenarına mesela, vapurları görebileceğin bir konuma, saatlerce orada oturup gidip gelmelerini izliyorsun. Yalnızlık denizlerinde boğulmuyor, yüzüyorsun. Sonra karaya çıkıyor ayakların, kuma basıyor, tenin güneş görüyor, dengeni kuruyorsun.

an(sız)

April 24, 2014

Sana güveniyorum demedim Çünkü içinde bencil birşeyler var o cümlenin O diyorum bak, kendimden iyice yabancılaştırmak için Yaptırım gibi,beklenti gibi, isteklerim karşılanmazsa suçlusu sen olursun gibi. Anlamadın tabii. Samimiyet ayarından kaynaklanan bir sorun olduğunu düşündün. Cızırtıya bağladı görüntü. Kısa bir süre. Gözümü kapadım sonra. Yolda yürüyorduk Bana güven dedin. Güvendim.