Bozcaadalı Olmak

Dün yine iki duble rakıyı koymuşuz, üstüne de adetten olsun diye bir vasilaki içmişiz, yanından geçtiğimiz tüm masalara mahallenin muhtarı Ekrem Amca gibi selamı da vermişsiz, saati kurmadan, yorganı üzerimize çekip sızmışız…Bugün içimin sadece mutluluğa ayarlı saati 06:38′de çalmış...

Fahri Antepli

Yine nereleri gezmekten geldin, diye soruyorlar. Antep! Daha, güzel miydi, ne zaman gitmeli, kebabı da pek meşhur istilası başlamadan ben dökülüyorum: Antep’e aşık oldum. Türkiye’de bu kadar Avrupa standartlarında şehir görmedim. Antep’te bir ev alsak da kızlı erkekli otursak mı?

Duvarlardan haberler

Groopie’si olmak isteyeceğim isim: Levalet. O da Fransız. Paris sokaklarında karşıma çıkan, şemsiye, kitap, bilardo sopası, çerçeve gibi objelerle siyah beyaz portreleri birleştiren; çeşme, dükkan vitrini gibi kamusal alanlarda yarattığı hikayelerle dikkatimi çeken adam şimdi de gerçek gitarla bir müzisyeni resmetmiş. Koleksiyona alayım dedim.

Moskova, rövanşa gel!

Moskova enfes, şarkılarda bahsi geçen romantik tatta. Moskova rengarenk, masallardan dinlediğim şehirler ayarında. Moskova esrarengiz, havalı, süprizli ama… Moskova, kolay değil. Avrupa’nın hemen her şehrinde bedeni kendinden harita olarak çalışan ben söylüyorum bunu. Bol bol kayboldum, elimdeki notlarda geçen mekanları bulmak için iki sokak ileri dört sokak geri gittim, kendi rekoruma koşup günde 30 km ortalamasında yol yürüdüm, ama yetmedi, listenin yarısına “+” koyamadım diye içim içimi yedi.

Recent Articles:

analog kültüre dönüş

April 18, 2014 ŞEHİR No Comments

foto?raf 2-4

19 Nisan. Dünya Plak Dükkanı günü. Plak kapaklarına bakıp ‘duvarda ne güzel durur’ ötesinde pek az bilgisi olan, Rough Trade‘in kapısında oturup beğendiği parçaları not alan ben, bunu nereden biliyorum?

1. Şehre Downtown Festival geldi. Bu sebeple Deform’da 10:00 – 16:00 arasında ruha iyi gelen anlar yaşanacak.

2. Esas seni heyecanlandıracak haberi sona sakladım. 14:00′te Analog Kültür Galata’da yayında. Vesvese, FOC Edits ve Dinamo’dan bildiğimiz Kaan Düzarat, müzik stüdyosunu artık plakçı, müzik aletleri ve ses sistemleri dükkanı olarak açıyor. Analog Kültür’ün plak kataloğu, Detroit House ve Techno’dan klasik müziğe, Jazz, Soul, Afro ve Bossa Nova’dan 70, 80, 90′lar Türkçe Pop’una, Türk Halk Müziği’nden Saykoledik Funk’a çok geniş.

Türkiye’de eski plak bulmak güncel müzik bulmaktan çok daha mümkün, ancak güncel Elektronik Müziği dükkkanlarda dinleyerek almak, ve aynı akşam klüpte çalmak pek kolay değil. Ama Analog kültür, sevdiği eski ve yeni plak şirketleri ve sanatçıların kataloglarını düzenli olarak takip ediyor ve dükkana getiriyor. Bu sayede sen, istediğin plağı dokunarak, dinleyerek alabiliyorsun.

foto?raf 1-3

Analog hissedip, gerektiğinde dijital davranan Analog Kültür, aynı zamanda bünyesinde gerçekleşen DJ ve canlı müzik performanslarını, söyleşi ve workshop’ları online video yayını ile www.analogkultur.com adresinden sesli ve görüntülü olarak paylaşan bir online radyo/tv. Asla tüketim kültürüne hizmet eden bir dükkan değil. Paylaşırken kolektif çalışmaya önem veren ve birlikten doğan güce inananıyor. Mekan ve içerik ilişkisi üzerinden süpriz performans, sergi, söyleşileri de programına alacak.

analog kültür SON.CON

Bağımsız Türk plak şirketleri ve müzisyenlerinin katalogları, dünyaca saygı gören kimi butik, kimi büyük plak dağıtıcılarının arşivleri’nin yanında, Kaan Düzarat’ın yıllardır topladığı arşivi, Dinamo kurucularından Ali Şahinbaş (DJ Fuchs) ve FOC Edits ile Dinamo’dan tanıdığınız Mehmet Koryürek (aksak)’in arşivlerinden çok özel plaklar, yarından sonra Serdar-ı Ekrem Caddesi, Seraskerci Çımazı 4/A’da. İster dinlemeye, diler muhabbete, ama eğer iyi plak arayışındaysan almaya uğra.

Ben Vinyl 1o1 dersleri öneriyorum, benim gibi plak diyince High Fidelity en sevdiğim beş filmden biri diyenler için.

analog kültür SON.CON

Bundan sonra olacakları takip için:

facebook: www.facebook.com/analogkultur

twitter & instagram: @analogkultur34

adres: Şahkulu Mah. Serdar-ı Ekrem Cad. Seraskerci Çımazı 4/A Beyoğlu 34421 İstanbul

tel: 0212 287 10 84

 

kahve koktu

April 17, 2014 ŞEHİR No Comments

foto?raf 1

Sabah kahvemi içmeden olmaz. Muhabbete oturduk bir latte demeden olmaz. Akşam yemeğin üzerine bastırsın diye espresso istemeden olmaz. Kahve bağımlısı demiyelim de, tutkunuyum. Bu yüzden İstanbul’da son zamanlarda hareketlenen çekirdeğimi, kendi modifiye ettiğim makinada öğüttüm kültürünün hastasıyım. Bendensen, gel, iki mekanla tanıştırayım seni.

foto?raf 1-2

Muse İstanbul bilgisayarını aç-çalış, kitabını oku-çiz, takıl, içerisindeki galeride süreli sergileri gör, ilham al, üç beş de esaslı insanla tanış, birkaç da hediye bak, hatta denizde saltanatını süremediğin teknelerin güvertesine gel de çık mekanı. Bu beraberliğin içine bir de Petra’nın soğuk mırra kahvesini, … Continue Reading

Madrid favorim:Malasaña

April 8, 2014 ŞEHİR No Comments

fotoğraf 2

Sol Meydanı kalabalıkları arkamda kalıyor. Grand Via’dan sola doğru Calle Hortaleza’nın üzerinden Malasaña’ya dönüyorum. Sağa gitsem Chueca. Ama yok. Bugün istikamet başka.

Biliyorsun, en büyük derdim, bir şehri yerlisi gibi yaşamak. Sabah kahvemi içeceğim mekanı, akşam iş çıkışı arkadaşları göreceğim meydanı, alışverişimi yapacağım dükkanı keşfedebilmek. Ancak o zaman turist duygusundan sıyrılıp, içine karışabiliyorum şehrin. Ancak o zaman yaşamış, anlamış, koklamış, tatmış oluyorum. İşte, daha kendisini görmeden Malasaña bende bu duyguları tetikliyor. İnternet üzerinden topladığım bilgilerde duvar resimlerinin (mural) meskeni, kahvelerin mahallesi, gece hayatı 10 Numara diye yazmasının payı büyük. Ama yok, gidip görmeden içim rahat etmeyecek…

fotoğraf 5

10:03 Gece-gündüz kalabalık Plaza San Ildefonso. Sabah şe gidenler, bisikletlerini bağlayıp La Bicicleta’nın konturarına diziliyor. Kahve-kruvasan saati gelmiş. İçerideki duvarda internetin şifresi, sanatçı elinden çıkma bir resim, laptop’ları önünde çalışan insanlar var. Hemen sarı koltukta bir yer ediniyorum kendime. Madem şehrin yerlisiyim, sabah maillerini kahvemde açmam lazım.

fotoğraf 1

11:25 Calle Corredera Alta de San Pablo üzerinden, Calle Velarde istikametim. Burası halk arasında Vintage’cılar caddesi olarak geçiyor. Sabah. Herkes daha yeni uyanmış. Plak, spor ayakkabı, ceket, bavul, denim. Dükkanların hepsinin konsepti ayrı. Dolanıyorum biraz. Bakarsın arada bir şey çıkar. … Continue Reading

berlin (hep) IN berlin!

March 24, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 4

Saydım. 18. Berlin’e gitme sayım. Elimde harita olmadan gezdiğim, o enfes latteleri yapan baristaların ‘hoşgeldin yine’sini aldığım için kendime Berlinli diyebilirim.  Şehrimi Mitte, Müzeler adası, Unter den Linden Caddesi, Potzdamer Meydanı ve eskiden Batı ve Doğu arasındaki geçişi sağlayan Checkpoint Charlie’den ibaret sananlara çok diyeceğim var. Başlıyorum.

fotoğraf 2(1)

Lobiye gel, bekliyorum!

Adetimdir. Berlin’e gittim mi, ev tutarım. Otelde turist olmayı sevmem. Ama şimdi isimlerini vereceğim iki otel bu algımı değiştirdi. Oda-kahvaltı kapı dışarı, lobide kendin gibi dünyayı gezenlerle tanışmak, sosyalleşmek bizim herşeyimizsin!
Viyana, Hamburg, Frankfurt, Zürih’te şubeleri olan 25 Hours iki ay önce açılmış. Tepesindeki Monsters bar ve binanın arkasında kalan odalar hayvanat bahçesi manzaralı. Kapıda gidip beklemezsen ya da rezervasyon yaptırmazsan yer bulmak imkansız!

Benim daha ilgimi çeken, Honolulu kahvesinde saatlerimi geçirdiğim Michelberger oldu. Odalar küçük diye uyarmışlar ama lobisi geniş. Üstelik her gün 12:30′da buluşup duvar resimleri, Kreuzberg sokakları gezdiren hipsterlar da var. Ortam tasarım harikası, kendi üretimleri hindistancevizi suyu leziz.

fotoğraf 5 (2)

O kahve, benim!

Berlin’in en sevdiğim yönü her sokakta karşına çıkacak kahveleri. Herhangi birine oturup saatler geçirmek mümkün ama ben kendimi tutamadım bir liste yaptım. Aylaklık, muhabbet zamanları için yanında tutarsın.

Bilgisayarını, Mixer’ini, çizim tahtasını, tezini alan kendini Sankt Oberholz‘da buluyor. Burası dünyada gördüğüm en iyi freelance kahvesi. Abartısız.

Prenzlauer Berg’in üst taraflarında geziniyorum. Çocuklar ve köpekler parklarda oynuyor. Anneler ve babalar sandalyelerde ‘aman, yapma çocuğum, düşersin’ demeden izliyor. Ayaklarım, yolu bilir gibi Raumerstrasse üzerindeki Liebling‘e çıkarıyor beni. İçeride müzik, pencereden görünen bir park. Vakit daha görülecek çok şey var’ı çalmasa bütün gün kurulurum köşe masaya.
Kreuzberg’i boşver gençler artık Neükölln’e taşınıyor. Cafe-bar-pastane ve enfes burgerci olarak defterime not düştüğüm Schiller‘in önü bisikletini parkedip güneşin tadına varanlarla dolu.
Kreuzberg’i boşver dedim ya, dur! Boşverme. Seni kimi zaman tiyatrolar, bazen duvar resimleri, bazen de dükkanlar ve kahvelerle şaşırtan avlulardan birine gir. Voo Store ve Companion Coffee yazacak kapısında. İşte orayı seveceksin. Önce endüstriyel tasarım harikası dükkana ve mallarına bak, sonra da kapı önünde latteni götür.

Alternatif gençliğin, konserlerin, jonglörlerin meskeni Görlitzer Park’ın hemen yanında, Görlitzer Strasse boyunca dizili kahvelerden canın hangisini çekerse ona girebilirsin. İlle de favori, sen hangisini seçtin diye soracak olanlar var, biliyorum. Kırmızı biber çorbası sebebiyle Gipfeltreffen‘den yana oyumu kullanacağım.
Hazırı reddet, üreticisinden al, kendi kahveni kendin öğüt kültürü Berlin şehrini ele geçirmiş halde. Bu tatta iyi kahve içebileceğin bir The Barn var, aman dikkat erkenden kapatabiliyorlar,  bir de Five Elephant. Dilersen otur keyfini çıkar, istersen eve paketle götür.

 

fotoğraf 1

Friedrichshain, sevdim seni!
Berlin duvarının son kalan bölümü bugün East Side Gallery. Dünyanın pek çok yerinden gelmiş sokak sanatçıları 1 km uzunluğundaki bu alanı özgürlükle boyamış, şimdi turistik gezilerin duraklarından. Hah! Ona bak, önünde pozunu ver. Sonra köprüyü geç, kendini pek güzel, turistik rehberlerde adı sıklıkla geçmeyen Friedrichshain’da bulacaksın. Burası çalışmayı pek sevmeyen Berlinliler’in mahallesi gibi göründü bana. Warschauer Strasse metro istasyonunun sağında kalan ara sokaklar boyunca sayısız bar, dükkan, restoran saydım. Eski sinema salonundan devşirme Kino, Bochagener Meydanı, Revaler Caddesi üzeri kahve, insan, muhabbet kaynıyor.

fotoğraf 2 (3)

Havaalanını bile park yapmışlar!
Seni acayip bir yere götürücem, pistte yürüyeceksin diyor Leyla. Bir tür simülasyon olarak canlanıyor kafamda. Yok. Değil. Berlin Doğu ve Batı olarak duvarla ikiye ayrılmışken üç dakikada bir uçakların erzak ihtiyacını karşılamak için indiği Tempelhof Havalimanı şimdi komün alan. Bahçe yapıp çiçek eken, matını kapıp yogaya gelen, şezlongunda kitap okuyan, patenlerini ve paraşütünü takıp uçan, piknik sepeti ve köpeğiyle gününü geçiren, bizim gibi dünyada bir ilke imza atıp pistte yürüyen herkes orda. Alışveriş merkezi, otel falan olmayacak yani.

 

fotoğraf 2 (2)

Berlin En’lerim

Beyaz çöplük… Pazar akşamüstü şehrin en iyi nachos’larını yemeye White Trash‘e gidiyoruz. Sekizden sonra kapıda giriş parası alıyor. Yaz-kış önemi yok. Tıklım tıkış. Kafasına göre bir gün caz, öbüründe country müzik çalan gruplar var.

72 saat müzik… Eğlencenin hiç bitmediği şehir olarak bilinen Berlin’de Cuma açılıp Pazartesi kapanan club’lara gitmek farz. İsteyen sabah kahvaltı saatinde danstan çıkıyor, dileyen pazar diskosuna geliyor. Sordum soruşturdum en popüler, yerli işi olanı Sisyphos. İçinde göl, terkedilmiş otobüs ve fotoğraf çekme yasağı var. Maksat: özel hayata saygı.

fotoğraf 4(1)

Fotoğraf zor zanaat… İnstagram’dan sonra fotoğrafçı olan herkes moda fotoğrafının kralı Helmut Newton müzesini görmeli. Newton’un kullandığı makineler, onun ismine yapılmış bavullar, videolar ve tabii ki hayatı boyunca çektiği portreler, reklamlar… Bir diğer önemli merkez de Helmut’tan çıkıp sağa dönünce karşına çıkacak olan C/O. Açılışı Nisan’da yapacaklarından sergilerine denk gelemedim ama binasının hastasıyım.

Stil Berlin’in işi…Berlin ucuz şehir olarak nam saldığından kimse pahalı markalardan alışveriş yapmıyor. Burada ikinci el piyasası büyük. Garage‘da yeterince zaman geçirirsen gardrobunu baştan kurabilir, t-shirt’leri kiloyla alabilirsin. Yok o kadar vaktim yok bakıp çıkıcam diyenlerdensen Made in Berlin askıları arasında ve Soeur dükkanında gezineceksin.

Vintage bar…Bir zamanlar David Bowie’nin barı olarak bilinen Kumplnest Bar önünden geçerken dikkatimi çekti. Hala 1970′lerden kalma bir tarzı var. Ben severim vintage yerleri.

fotoğraf 3 (2)

Kırtasiye bizim işimiz… Berlin’de deftere, kaleme kırtasiyeye doydum! Her sokakta bir tane var desem yalan değil. Ama Japonya’dan gelme özel kağıtlar, resim, mimari, kart, kartpostal lazımsa seni deposuna yönlendiriyorum: Modulor.

Yemek pazarda yenir… Stockholm’ün Salü Hall’i, Londra’nın Borought Market’i varsa Berlin’in de Markethalle‘si var. Perşembe-Pazar arasında açık olan sokak yiyecekleri panayır alanı hem her şeyin tazesini sunuyor hem de yeni nesil şeflerin elinden çıkma yemekleri tatmanı sağlıyor. Öğle saatlerinde tüm Berlin buraya taşındığından 11′de, tezgahlar boşalmadan git sen.

fotoğraf 1

Açlık zilleri çaldı… Hiçbir yerde kötü yemek yemedim. Lahmacun, döner, işkembeci buna dahil. Ama madem bu kadar kozmopolit bir şehirdesin: İsviçre usulü röşdi ( rendelenmiş patatesle yapılan bir türk krep) ziyafetine Helvetia. Korenin geleneksel acılı lahana turşusu kimchi’yi tabak tabak tüketmeye Yam Yam. Tavuk, sosis, lahana, patates salatasına doymaya Altes Europa. Akdeniz mutfağını, bagel içine şarküterileri götürmeye Barcomi’s. Geleneksel Alman yemeklerini balo salonunda millet vals yaparken yemeye Clarchens‘e gideceksin.

Sokağını sevdiğim… Hani bazı sokaklar vardır üzerinde plakçısı ( Down by Retro), pastanesi (Bully’s Bakery) kahvesi, stil sahibi dükkanı, duvar resmi vardır… Geceleri kapıların önünde insanlar doluşur, orayı hep ararız, hiç bulamayız ya? Tamam. Bendesin. Kreuzkörn olarak anılan bölgenin tam orta yerinde Weserstrasse.

Bu yazı Mastercard dergi Nisan sayısı için yazılmıştır.

absolut berlin!

March 22, 2014 ŞEHİR No Comments

kapak-Rafael-Grampa-NextFrame-ABSOLUT1-1024x682

Telefon çalıyor. Onur. Hazal, önümüzdeki hafta Berlin’e gidiyoruz. Daha nedir, niyedir diye sormadan tamam yazıyorum cevap kutusuna. Berlin dedin mi bende bir heyecan. Akan sularda gürleme hali. Sonra tabii kim kim, niye, yemeye mi içmeye mi diye devam ediyor sorular. Heyecan dozu orada daha da artıyor. Ufuk (@niceboys), Oylum ve Onur (bayaiyi.com), Deniz (@denizeslek) yani bizim Çok Gezenler Kulübü Stockholm kadrosu #nextframe amacıyla iki günlüğüne Berlin daveti almışız. Gidişte sorun yok, dönüşü uzatalım istiyorum. Berlin’e iki gün olmaz. … Continue Reading

yeldeğirmeni 101

March 7, 2014 ŞEHİR No Comments

fotoğraf 1

Yokuştan aşağı baktın mı, önün deniz. Polis, Don Kişot işgal evini basınca esnaf yavaştan onlara yol veriyor. 10 sokak arasında 70’den fazla atölye, Komşu Café, İspanyol, Finli, Alman yerliler yaşıyor. Eski kiliseler yeni kültür-sanat merkezlerine dönüşüyor. Yeldeğirmeni’nde bir şeyler, kendiliğinden gelişiyor. Bu aralar müzik kulağımda, ayaklar Söğütlü Çeşme – İskele sokaklar arasında. Son gittiğimde reklam çekenlerin bağırtısı sükuneti biraz bozmuştu. Arada olur diyip geçtim.

Bubi Yer!

Bu bi sinema salonu, felsefe tartışmalarının meskeni, her Pazar ikide dinlemeyi bilen insanlara müzik yapılan konser salonu, üretim alanı, kreatif beyinlerin göç ettiği kasaba, dükkan, arada kırtasiye, kahvaltı masası, ekmek atölyesi, İspanyolca kursu, dünyayı tanıma merkezi. Yeldeğirmeni’nde Bubi önemli bir şey işte. Kafana, bedenine, ruhuna iyi gelecek, sana benzemese bile seni kavrayacak insanlarla dolu.Ne var ne yok öğrenmek için: https://www.facebook.com/bubikadikoy

fotoğraf 4 … Continue Reading

Ararsan Bando’dayım

March 1, 2014 ŞEHİR No Comments

tumblr_n1pgnvyGMs1qas4gfo1_500

Kahveler benim için ikiye ayrılır: Arkadaşla buluşup dedikodu yapacağın yerler. Bilgisayarını, kendini, müziğini kapıp ofis edineceğin meskenler. İlki kolay. Kahve-kurabiye, iki sandalye oldu mu heryer bize cennet. İkinci bölümde oldukça seçiciyim. Yemek güzel olmalı, kulaklıkları takmasan da müzik yaratıcılığımı hızlandırmalı, kapı önünde muhtar usulü gelip geçene selam vereceğin masalar bulunmalı.

Karaköy’de son zamanlarda sevdiğim yerlerden biri: Bando. Şimdi liste halinde nedenlerini sıralıyorum.

- Tam Avrupa tipi. Önden o gün ne çorba varsa istiyor, arkasından kendi sandviçini kendin yarat kısmına geçiyorsun. Benim favori tabii ki rozbif & çedarla gelen. Dileyene salata, makarna ve günün menüsü seçenekleri de mevcut. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

April 2014
M T W T F S S
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Blogroll

urbanconfessions

  • photo from Tumblr

    Care for good coffee? Stop by Geyik @ Cihangir #coffee #cihangir #istanbul #food #foodporn #cokgezenlerkulubu (Geyik Coffee Roastery & Cocktail Bar’da)


ARAMA

Duvar

Previous Next All
Latest on Sun, 10:01 pm

ok: Bu bir film sahnesi mi? Bu kadin Kate Moss mu?

» Cevap bırakın




iliskiler

tam bir ahenk içinde savruluyoruz

January 31, 2014

Bilgisayarın bir yerinde unutulmuş yazılardan… 06:43. 6 saatten fazla uykuyu bedenim kaldırmadığından, pat uyanıyorum. Hava karanlık. Amaaan. O saniyede, bak abartmıyorum, eve video yerleştirsen görürsün, o saniyede mesaj geliyor “Bebeğim, uyandın mı? Aç! Aç! Pencereleri aç. Hava şahane.” Türkçe’yi de böyle düzgün kullanıyor. İnanamıyoooorrummmm diye o’su, m’si birbirine girmiş bir cevap yazıyorum. Gülümsüyor. Koşudan bir […]

meskensiz

January 21, 2014

1. Nerelisin, diye soruyorlar. İstanbul’da yaşıyorum. Burada doğup büyümüş biri olarak İstanbullu’yum, Türk’üm gibi cümleler çıkmıyor dilimden. Ait olmamak. Yaşantımın temel sorunu. Evime poster asmamam, kanepenin üzerine yastıkları dizmemem, üç gün sulamadığım için öleceğinden emin olduğum çiçekleri almamam da bundan. Evim, yuvam değil. Ülkemin memleketim olmadığı gibi. Eskiden buraya ait hissetmeme dürtüsünün beni yollara düşürdüğüne inanırdım. Bir gün, Berlin’den […]

duygu dolandırıcısı

January 16, 2014

Baharda adaya gideriz… Haftasonunu da boş tut. Rakıya götüreceğim seni hiç bilmediğin yerlere… Önümüzdeki ay, şu mecburi toplantılar bittiğinde benimle uzaklara gelsene… Onlarca hayal kuruyorsun. Ben sana akşama yemeğe gider miyiz demeye cüret edemezken. Önce endişeleniyorum. Daha çok yok mu o zamanlara diye soruyorum. Olsun biz şimdiden düşünelim diyip harita açıyorsun önüme. Uçsuz bucaksız, hiç […]

mazi

January 10, 2014

Sabahtan buluşup, dolaşırdık. Bizimle boş gezenler diye dalga geçtikleri zamanlardı. Sen açacağın dükkanın ortasındaki uzun masayı anlatırdın. Çünkü kalabalıklar toplanacaktı orada, paylaşacaktı, kahkahalar atacaktı. Dışarıda kış olduğunda bizim mesken sıcacık. Ben gideceğim ülkelerin sokaklarını, yazacağım kitapların sayfalarını anlatırdım. Ne kadar çok gezersem, öylesi özgürleşeceğimi düşlerdim. Anlardın. Karaköy’den Bebek’e yürür, hayal kurardık. Beş yıl sonramızı çizerdik. Beraber, ayrı, sevgili, arkadaş farketmeden. […]

yılsonu aforizmaları

December 31, 2013

(Müzikte: Ane Brun – Do You Remember) Aradı, aramadı. Geldi, gelmedi. Oldu, olmadı. Hep başkalarının eylemleri üzerine kurgulamışız mutluluğu. O yüzden “sen ne istiyorsun” 500 Milyon TL’lik soru. —— Hikayesini yazmaya kurulunca, hayatı yaşamayı unutmuşsun.