Hepimiz Andy Warhol’uz
Facebook ve Twitter çıktığından beri randevulaşmak pek kolay. Statüme yazıyorum: Şurdayım. (Diyelim bugün mekan olarak Arnavutköy Abracadabra‘yı seçtim, aklım kuzu şiş kebap yanında bulgur risotta’da kalarak, Arap Köftesi ısmarladım.) Yarım saat, üçte bir tabak sonrasında karşımda filanca, “burdan geçiyordum uğradım. Sana iş teklifim var.” İki kahve ısmarlayıp mevzuya başlıyor: “İstanbul üzerine kitap yapıyoruz. Senin de içinde olman şart.” Sıradan günüm, yeni heyecana takılıyor. Bardağın dolu tarafında işler tıkırında.
Gelelim boş yanına. Ünlü birisiniz ve sosyal mecralar üzerinden durumunuzu bildirdiniz. (geçenlerde Kanat Atkaya ve Mehmet Tez Twitter üzerinden programa geriştiler. Ne zamandır görüşmedik serzenişleri, hadi Kadıköy’e kitap bakalıma, vapurla karşıya geçelime, ardından Serdar Turgut’un yorumlarına vardı) Okuyucularınız durumu not edip, güzergahınız üzerine yerleşti, her adımınızda arkanızda bir güruh. “Abi imza atsana”. İmza vermesi olay değil de, hayalini kurduğunuz birader gününden oldunuz mu?
2009 Kasım. Modern dünyada ikilem şu: “Yazmalı mı yazmamalı mı yoksa hiç bağlanmamalı mı?” Çözüm? Sübjektif. Ben (moduma uyuyosa) yazmaktan yanayım.

Moduma uyuyordu
mehmet
4 Nov 09 at 6:42 pm
Mesela, Alternatif-İstanbul?
http://alternatif-istanbul.net/
Ezgi
4 Nov 09 at 9:40 pm