Home » edebiyat » Recent Articles:

Geçen hafta takıldıklarım

December 8, 2012 blog, edebiyat, WEB No Comments

Aslı Filinta, eski sezonu, yeni trendi, şapka koleksiyonu, hastası olduğum printleri ve tabii ki her kızın dolabına lazım t-shirt’lerini http://www.orderanddance.com sitesinde satışa çıkardı.

Online dergileri seviyoruz tamam, iş yerinde patrona çaktırmadan yaratıcı gücü beslemeye yardımcı oluyorlar ama analog asla ölmez kategorisinden iki önemli dergiye takıldım. İlki 24 saat kampa girip de o gün içlerinden ne çıkarsa yayına hazır hale getirdikleri 24; … Continue Reading

Hayallerim, Ayşe Arman ve ben

March 6, 2010 edebiyat, ŞEHİR 64 Comments

Sadece hüzünden değil, heyecandan da tutulur ya dilin. Ağlamakla yaşamak, kahkahayla dinginlik arasında gidip gelirsin. Ordayım işte. Dertte değil mutlulukta. Ahh’ta değil, offf’ta. Keşke’de değil, yaşasın’da. Ayşe Arman bugün beni yazmış. Sabah okuduğumda, anneme anlattığımda, on dakika sonra bu yazıyı yazmaya başladığımda ruhumda aynı ürperme duygusu. Duruyorum. Yazımın bittiği yerde, onunki gelse… Bu cumartesi kalbim ağzımda devam etse…

Bir sürü  köşe yazarını silkeleyecek bir kadın geliyor
Bir kadın keşfettim, sürekli okuyorum…
Ben aslında onu küçüklüğünden beri tanıyorum…
Ama şimdi yazdıklarını  okuyarak yeniden, yeniden tanıyorum…
Kafasının içinde dolaşıyorum…
Kendisiyle kurduğu ilişkiye, yaşadığı şehirle (İstanbul) kurduğu ilişkiye, dili kullanma biçimine, kendini ifade etme haline, cesaretine hayran oluyorum…
O kadar cesur ve yeni şeyler yazıyor ki…
Sizi gerçekten uyarıyorum, yeni bir kadın geliyor…
Blogçu- mlogcu anlamam…
Onu koy gazeteye, bir sürü  çatlak okuru olmazsa ben neyim…
Ama gelmez, o ayrı… … Continue Reading

Pazar günü eskileri

November 8, 2009 edebiyat, erkek, İLİŞKİ No Comments

bangs,

Bazı eski şeylere baktım…pazar gününün ruhuna uydu.. fotoğraflar… ve yazılar.… pılıyla pırtı.

Yazarlık zor zanaat

October 20, 2009 edebiyat, ŞEHİR No Comments

ITEF-Logo-Yatay

Edebiyat. Çocukluğumdan beri vazgeçemem. Annem beni ortaokulun ikinci yılında Paris’e götürdü. Öğrendiğim kültürü daha iyi tanıyabilmem için. Montmartre tepelerini, Eiffel Kulesini, Seine kenarlarını elimde Simenon‘la geçirdim.

Sonra Albert Camus dönemi vardı. O zamanlar kurduğumuz Felsefe grubu için Camus-Sartre sahnelemesi yapmıştık. İkisinin kitaplarından aldığımız (evet bütün kitaplarını okuduk) cümleleri toplayıp, yaşam, ölüm, varoluş hakkında söylediklerini diyalog gibi kurguladık. Betacam bir yerlerde duruyor, çıkarıp izlemem lazım. … Continue Reading

Tam tur sanat

September 21, 2009 edebiyat, ŞEHİR No Comments

3602

Ardent‘te süper bir ekip tarafından yapılan (Bora Murat ve Ata Anıl. Her iki doktorumu da şiddetle tavsiye ederim) iki implant’ı başarıyla atlattım. Asıl mevzu eve gelip de ağzımın yana kayması bitince başlıyor. Ağrı, acı, sızı. Genetiğin gözü kör olsun. Neden dünyaya muhteşem gülümsemeli bir Afrikalı olarak gelmedim?

Ama 14:30’daki randevuma gitmeden önce iş, telefon, yazı trafiğinden kurtulduğum yarım saat içinde Galatasaray’da Petek Turşucusu’na uğramıştım. Bir bardak turşu suyu lahanalar ve biberlerle 2 TL. Nefsimi körelttim. Yeni malların geliş tarihini öğrendim. Ardından Pandora’ya. “Nick Hornby’nin yeni kitabı Juliet, Naked geldi mi?” sorusunu sormaya. Gelmemiş.

dick

Ama bir dakika. Asıl meseleyi atladım. Yarım saatim var dedim ya. Bunun 25 dakikasında Mısır Apartmanı’ndaydım. CDA ve Ura Galerisi‘ni gezmek için. Hiç nazlanmadan söylüyorum. Beğendim. Ura’daki Dick Ewans “The Swan and The Spectre” simden kalesini; CDA’da Yıldız Doyran ışıklarını, Paolomaria kırıklarını; Lale Altunel “Yerin kulağı vardır” fısıltısını, ve gövdesiz adamla kadını. Bunlar benim enigmalarımı daha da karıştıran sanatçılar. Sizinkilere hitap edecek pek çok eser var.

Bienal’i gezmeye devam edeceğim. Yanağımdaki şişler iner inmez. Takipte kalın. Olmayan zamanınızı “nereye gidelim” sorusuna harcamayın.

de. ki. işte.

August 23, 2009 edebiyat, ŞEHİR No Comments

hanswurst4

Pazar günü. Zaten doğası gereği hüzün veriyor. Bitmiş bir haftayı, üç gün öncesinin heyecanlarını, bomboş şehri, içkiyle boğmaya çalıştığım kızgınlıkları anımsatıyor. Daha da üzücü olan bu duygunun toplu hareket olduğunu bilmek. Sabah Lale aradı “Mutsuz uyandım” diye. Bir nedeni yok. “Pazardandır” dedim. İşinden nefret ettiğini söyledi.  Güldüm. Kahkahayla değil, buruk, tuhaf bir ironiyle. Benim sesimi sordu, neden yorgunmuş. Yorgunluk değil dedim, yargılamalar. Kerem’le, annesiyle, bikiniyle olan sorunlarını anlattı. Dinledim.

On iki dakikada telefonu kapattık. Soğuk bardak suyla günlük demir takviyemi aldım. İnternetten gazetelere göz gezdirdim, bir iki canım sıkkın telefonunu daha açtım. Belki Caddebostan sahiline gidip çimlerde yatmayı önerirler diye. Olmadı. Çakma Güzin Abla konumumdan birine Ada’ya gidip bisiklet kiralamasını, diğerine eskide yaşananları unutup, yeni seçimlerinden memnun olmasını, ötekine dondurmanın en basit çözüm olacağını, kendime üç gün sonra çıkacağım Berlin seyahati için ne kadar heyecanlı olduğumu söyledim. Neşem yerine geldi. Gitme hissi, kurtuma gibi değil de daha çok uzaklaşma gibi.

Aklım şimdi İstanbul’da, eskide, dövünmekte ve devinmekte olanda değil, ileride, yolun ortasında bir yerlerde beni bekleyende. Yanımda antep fıstıkları, kulağımda Cocorosie, http://berlin.unlike.net sayfalarında gezinmekteyim. Prenzlauer Berg’de stüdyolar var. Geceliği 45 Euro’dan. Uçak perşembe, saat ikide.

Can Yücel‘in dediği gibi:” Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür yani. Ne saçma…Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun… İstemek de güzel.

Bir de Oruç Aruoba‘dan: Biliyor musun Nereden Geliyorum? Oradan: ikimizin olduğu yerden-çevremizden gelen etkilerden sıyrılıp, kendiliğimizden oluştuğumuz yerden. Oradan: bizim yerimizden- ikimizin de geldiği yerden:yenilgiden, üzüntüden, yeşillikten, mavilikten. Biliyor musun nereden? Yaşamın en dibinden. İçtenliğin en içinden.

Bu da benden: Artık söylenmeyen kelimelerin kendimizi anlatma yolu olduğu bir dünyada, diğerine ulaşmak için nasıl bir yol seçmeli? En çok söylemek istediklerimizi en son söyleyip, hiç kimselere sırlarımızı anlatırken, en yakınımızdakilerden tecrit olma sebebimiz ne olabilir? Konuşmamak günlük işlerimizden biri.

Kendimden kaçışımın sonunda… Fazla yakın durursam, bil ki gittiğimden.

Gelecek dünden hazır

June 9, 2009 e-dergi, edebiyat No Comments

bla

Büyüme çağlarında, çok beğendiğim bir oğlana mektup yazmışlığım (üstelik kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yokken); saçımı kırmızıya boyayıp okula gitmişliğim, bu yüzden tarih hocamla tartışıp “e herkes sarıya boyuyor, benimki mi laf oluyor?” demişliğim; muz likörü ve sütle sarhoş olmuşluğum; yağmur altında arkadaşlarımı iki saat beklemişliğim (o zaman cep telefonu yoktu tabii); yirmi kilo portakalı 4 günde yemişliğim, mide fesatı yüzünden bir hafta kıvranmışlığım; 7000 parçalık puzzle’ı bitirmek için okulu, sinemayı, doğumgünü partisini üç gün üst üste ekmişliğim; sokakta gördüğüm kadını, sadece merakımı cezbettiği için Kadıköy’den Bostancı’ya kadar takip etmişliğim vardır.

Engel olamıyorum. Böyle tuhaf bir insanım. İlginç durumlar, insanların bende yarattıkları bir duygu, “hayat ben onu planlamazsam nereye gider?” sorusu bütün bu fevri davranışlarımın nedeni. Portakalı mesela bir iddia yüzünden yemiştim, sırf yapamayacağımı söylediklerinden. Mektupların nedeniyse Janis Joplin t-shirt’ü. O zaman onun hayatımın aşkı olduğuna kesin gözüyle bakmaktaydım.

Eskilerin dediği gibi antika, şimdiki zamana uyarlarsak enteresan. İşte böyle bir halet-i ruhiyem var. Bu yüzden her gün ilk iş bilgisayarın başına kurulurum, ikinci aşamada internet turlarıma başlarım. Enteresan Mevzular Dergisi, nam-ı değer http://www.futuristika.org/ bu heyecan ve merakla beslenen ruhuma bu yüzden iyi gelir. Son yarım saattir, Alain de Botton’la yapılan “Fırıncı Olsaydım” röportajına takılıp kaldım. The Guardian’dan alınmış. Soru-cevap şeklinde. Adam en hoşlanmadığı dış görünüş özelliğine “Kelliğim” yanıtını vermiş. Daha ne diyim?

Kategoriler

TAKVİM

June 2017
M T W T F S S
« Dec    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]