Home » erkek » Recent Articles:

Kumanda pembe olsa biz de oynarız

August 21, 2009 erkek, İLİŞKİ No Comments

top-(3)

Vaktim vardı. Eski defterleri açıp okumaya karar verdim. Yok kesinlikle eski adamlara, eski hislere, eski tutkulara geri dönmedim. Dördüncü sayfada şu yazıyı buldum. İçinde olduğumuz” tek taşımı kendim aldım” durumuyla ilgili. Yaz geldi, ayrılık vakti. Bu cuma benden yana. Bugün git yarın gel olarak da isimlendirilebilen “beyaz atlı prensle, uyuyan güzel” sendromları.

Uzun zaman uzaktan bakıştık. O arkadaşlarıma selam verdi, ben onunkilerle dans ettim. Birbirimizin bir yerlerde olduğunu bilerek nefes almaya devam ettik. En sevdiği yazarı (Paul Auster) gitmek istediği ülkeyi (Avustralya) Eski sevgilisinin ismini (Ada) öğrendim.

Sonra bir gün, etrafta kimse yokken, tanıştık. Bir barda (Gizli Bahçe – bu sırada ne kadar uzun zamandır kendilerine uğramamış olduğumu düşündüm. Ne kadar uzun zamandır Nevizade‘den geçmediğimi, şimdilerde Jolly Joker olarak adını değiştiren Balans‘a gitmediğimi. Herneyse.) Bakışları, ısmarladığı viski, vücudunun benden yana duruşu. İşler yolunda. Laf attı. Benden yana. Adım şu bu. İşim o, şu. Aylık kazancım da bu. (Tabii ki bunu söylemedi. Ben üzerindeki Hugo Boss gömlekten, sürdüğü JPG kokusundan ve kravatın tahminimce Prada olmasından durumu çakmıştım.) İçtik. Ben beyaz şarap. O buzlu viski. En iyisinden. Konuştuk. Kitaplar, filmler, Nouvelle Vague ve benim güzelliğim hakkında. Mekanı beraber terkettik. Eli elime, eli tenime değmeden. Her şey yolunda. Ertesi sabah bir kanepede “burada neler oldu?” cümlesiyle uyanana kadar.

Geriye sardım. Eve gelişimiz, bir bardak şarap, bastıran uyku. Kanepe. Saat. Örtü. Üzerime baktım. Dün gece giydiğim pantalon ve kazak. Her şey yerli yerinde. Mutfaktan kahve kokusu ve müzik sesi geldi. Sordum:”Dün ne oldu?” İsmi şu bu, gülümseyerek cevapladı: “Biraz içtik, seni o halde eve yollamak istemedim, yatağı verme teklifimi de reddedince…” Rahatladım. İşle ilgili bir şeyler geveleyerek evden çıktım.

Üç gün sonra, belli ki Amerikan eğitimi almış olan şu bu, Perşembe 16:00’da telefon etti. “Yarın akşam ne yapıyorsun?” Sessizlik. Adam cuma gecesini feda etmeye değer mi? Cevap:”Kesin bir planım yok.” Soru: Yemek yiyelim mi? Leb-i Derya, Saat 20:00″. Ertesi gün 18:00’de üç elbise, yedi ayakkabı, dört etek denediğime göre teklif kabul edilmişti.

Sonrası hızlı çekim. Yemek, içki, ilk öpücük, heyecan, “işte tam aradığım adam” zırvaları, arkadaşlara tanıştırma, bayılmaları; rahatlık, fazla rahatlık, daha da fazla rahatlık. Ardından ilişki bitirici klasikler. “Artık hiç beraber bir şey  yapmıyoruz”; playstation; pazar maçı, birası, erkek fazlası; “sıkıldım, bunaldım, daraldım”; ayrılık. Üç beş göz yaşı, sekiz on kız; kısa tatil.

Ve durmadan, sanki bir önceki çekimde aynı sahneyi görmemişiz gibi, bir sonraki bundan iyi olacak beklentisi. İki ay sonra şu bu’nun yanında gördüğün kıza, bu adamdan bir cacık olmaz demeye engel olan da aynı Polyannacılık oyunu. “Birinin paçavrası, diğerinin pırlantası” lafı doğru mu? Yoksa tek yapmamız gereken dırdırı kesip, sevgilinin pembe kumanda yapmasını beklemek mi?

Korkma ısırmam

May 27, 2009 erkek No Comments

picture-4

Şu elinde mor torbasıyla yanımdan geçen kadın altmışlı yaşlarında olmalı. Megan. Amerikalı. Muhtemelen kitapçı. Bir de diğer adam var. Boynuna fularını bağlamış, elinde Duty Free torbasıyla karşımdaki masaya oturan. Yetenek avcısı ya da mimar. Peki hasır şapkası ve 2 metreye yakın boyuyla az önce önümden geçen İskoçyalıyı gördün mü? Sanki Discovery ya da BBC’den gözüm ısırıyor gibi.

İnsanlar hakkında yazdığım hikayeler. En büyük eğlencem. Kabul ediyorum havaalanı bunun için oldukça ideal ama bana farketmez. Hastahane, cenaze hatta kot altındaki apartmanlardan birine koyun beni, yine de ayakkabılara bakarak hayatlarını kurgulamayı beceriririm. Her yerde evli ya da bekar olduklarına inanabileceğim, iki dakika içinde soy ağaçlarını çıkarıp, isimlerini duyurabileceğim insanlar var. Bir tür roman kahramanı görevi görüyor hepsi. Eğer kahvede oturan sarışın oğlanın, Kapadokya’da çekilen filmin yönetmeni olduğunu düşünmüş, sonra da bahsi geçen şansın masama oturup benimle konuşmaya başlaması hatasından bir jimnastik hocası olduğunu öğrenmişsem hikayemi çöpe atmak zorunda kalıyorum. Bu yüzden çantamı çoğunlukla sağımdaki, paltomu solumdaki sandalyeye koymaya özen gösteririm.

Uçakta yanımda oturan Bulgari kol saatli çocuk hakkında şöyle bir hikaye geliştirdim. 30’lu yaşlarında, Barcelona’da üniversite hayatını tamamladıktan armatör olmuş. Okuduğu yatçılık dergilerinin üzerine aldığı notlardan bunu çıkarıyorum. Biraz da stili seviyor gibi. Şu kadınların müdavimi olduğu http://www.tmz.com/ sitesi bilgisayar ekranında takılı kalmış gibi. Baktığımı görünce hafiften utanıyor, aceleyle ekranını karartıp hostesten bir çay istiyor.

Kategoriler

TAKVİM

July 2019
M T W T F S S
« Jun    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]