Home » ŞEHİR » Recent Articles:

Adaya taşınmak

December 11, 2015 AdaKafası, ŞEHİR 3 Comments

Screen Shot 2015-12-11 at 5.58.35 PM

Ok. Tamam. Tasarladığım gibi akmadı zaman. Onun da bir bildiği var. Başka hayaller kurmuştum. Olmadı. Hayalleri alıp çöpe atmadım ama, yenileriyle değiştirdim. Çünkü ben böyle biriyim. Gece rüyaları, gündüz düşleri farketmez. Hayal etmek = umudetmek. Ve her gün uçurumun tepesinden son hız ölüme koşan bir dünya içinde elimizde sadece bu var. Bir de bahçede kazlara arkadaşlık eden, birkaç gün sonra odamın yerlisi yapmayı düşündüğüm yavru kediler. … Continue Reading

yolyola

January 12, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-12 at 6.09.25 PM

Bavul arabanın arka koltuğunda ikamet ediyor. Uyunacak yerlerde durdukça içinden bir t-shirt, bir sort alıyoruz sabaha giymek için. Daha o zamanlar aylardan yaz. Sarı yaz. Sonbahara çalan. Ne üşüyoruz, ne ısınıyoruz. Aşkın en güzel zamanı. Üşüdükçe birbirimize, ısındıkça denize kaçıyor beden.

Sen solumdasın hep baktığımda, ben araba kullanamıyorum çünkü. Belki o yüzden yatay konuma geçtiğimizde de sen hep solumdasın. Alışkanlıktan.

Araba, kayıyor yolda. Aslında gidiyor da bana kayıyor gibi geliyor. Hayatla beraber, ayaklarımın altında. Sağda üzüm bağları, mısır tarlaları, mandalina bahçeleri… Solumda hep sen.

—–

Yolun bilinmezliği içinde birbirimizi tanıyoruz. Tam önümüzden batıp, gözlüğe elini atmana sebep olan güneşten belki de, dünyanın sonuna beraber yollanıyor olmanın özgürlüğüne kapılıyoruz. … Continue Reading

dört

January 9, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-09 at 10.32.07 PM

1.

Her şeyin her an bitebileceğini kabullenip asla bitmeyecekmiş coşkusuyla yaşamak arasında kalan yer. Hah işte tam ordayız. Naifliğin dibine vurmuş halde. Çocukluğun korkusuzluğundan değil, kaybetmenin farkındalığından geliyor.

2.

Bir masada oturuyoruz. Kızkıza. Olmuş, olmamış, olası, olağan, olmakla meşgul aşklar konuşuluyor. Çünkü kabul et. Bir masada kızkıza oturmaktaysak konu hep aynıdır. Vakit geçiyor. Şişenin dibiyle ölçüyoruz zamanı. 2 tek bende, üç yolluk sende. Fiziksel şartlar senle beni ayırdığında daha da yaklaşmak için telefona sarılıyor yine eller. Teleportasyon icat edilene kadar bununla idare edeceğiz. … Continue Reading

lapa lapa

January 7, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-07 at 1.33.58 PM

İki kişi olunca hayatına korkular da giriyor. İnsanın yalnızken kaybedeceği tek şey kendisi çünkü. Kimselere haber vermeden çekip gitsen, ya da başına saksı düşse, veya mesela sokakta kimliğin olmadığı için polisler tarafından yakalanıp nezarete atılsan anca annen, baban, kardeşin, yakın arkadaşın endişelenir senin için. Belki bir de sosyal medya paylaşımların yüzünden hala nefes aldığını bile birkaç kişi. Ama iki kişi olunca, yani kalbini birine aman buna iyi bak, çoğunluğu senin diye teslim edince endişe, kaygı birbirine dolaşıyor.

Bunca yıl uçağa yalnız binmiş, tirbülansta dua pozisyonuna geçenlere küçümsemeyle bakan sen, ‘kendi güvenliğiniz için emniyet kemerinizi takınız’ ikazlarında kalbini güm güm atarken buluyorsun. Tamam sonra beynin kalbine hükmedip, saçmalama diyor ama, bir kere yaşadın o panik anını.  … Continue Reading

yazar olacak çocuk

January 7, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-07 at 11.24.38 AM

Senin “benim oğlum doktor olacak”, benim kızım mankenler gibi diye büyüdüğün yıllardı. Ben o zaman da matematik testini en erken bitirip defterlere harfler çiziktirirdim. Sayılar, ancak yazı içinde kullanıldığında bir anlam taşırdı. Okul kitaplarının arasına Pıtırcık ya da Bacaksız sıkıştırmışlığım, sıranın altında Enid Blayton – Afacan Beşler okumuşluğum, babamı ikna edip Kadıköy İskelesi’nin orada kurulan pazarda son paramızı kitaba harcatmışlığım çoktur. Ninniler yerine memleket dertleri ya da Çocuk Kalbi sayfaları dinledim. Masallardan çok bedenimizi tanıyalım fasikülleri, Red Kit, Tenten maceraları okudum. Edebiyat dergisi, felsefe okuması, fanzin sayfası dedin mi? Oradaydım.

O zamanlar, büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusunun yanıtı netti: Yazar. Daha da spesifik olmak gerekirse Albert Camus, Stefan Zweig gibi yazar. … Continue Reading

benim defterlerim

January 2, 2015 ŞEHİR No Comments

Screen Shot 2015-01-01 at 9.44.49 AM

Çocukken pul koleksiyonu yapardım. Dedemin namını devam ettirmek için. Ama elbette onunki gibi olmadı, pulların kenarlarını cımbızla tutmak yerine peçetelerde kuruttuktan sonra elimle sokuşturmaya çalıştım yerlerine. Eğri büğrü, yarısı yırtık kaldılar. Beceremeyince attım bir kenara, çocukluğun unutkanlığında. Belki de sıkıldım kimseler değerini anlamayınca.

O zamanlar çok okuyordum. İyi kitap bulmak için de çok sahaf, çok yayınevi dolaşıyordum. Annemlerin oturdukları meyhane masalarında, bir kitabı hatmeden canavardım. Kitap ayraçlarıyla tanışmam bu sayede oldu. Metis ve Pandora’nın yaptıklarına özellikle hayrandım. İnsanlar ne istediğimi sorduğunda “kitap ayracı” diye yanıtlardım. Kar küresi, buzdolabı mıknatısı, poster, walkmen, kaset, Fame City’de bir gün istemiyorum diye herkes şaşkın…  Kitap ayraçlarımı şeffaf dosyalar arasına tek tek koyar, bir de kütüphane usulü numaralandırırdım. Annem birini alacak olsa, evde olay! Ama işte bu sevda da taşınmalar esnasında bir torbanın içinde yerini aldı. Şimdi depodaki kutulardan birinde, muhtemelen sararmış olarak yaşamını sürdürüyor. Çin’den ve Hindistan’dan gelenler başka. Henüz gidip görmediğim ülkelere ait olduğundan değeri çok büyük. Kütüphanenin en görünen yerinde sergiliyorum hala. Kupalarını saklayan sporcular gibi.

Tek değişmeyen, yıllar geçtikçe devam eden koleksiyonum: defter. İçinde hem geçmişin izlerini, hem geleceğin umudunu bir arada taşıdığından belki de.

İlk yazımı, bilinen verilere göre, bir deftere yazmıştım. Karman çorman, hangi kelimeden ilham aldığı belli olmayan harfler dizini, kişisel tarihimde Hazal’ın yazmaya başladığı gün olarak yerini aldı.  Sonra günlük girdi elbette hayatıma. Evrim bugün okula gelmemiş, acaba hasta mı? Ayça sınavdan 90 almış, canı pek sıkkın. Ayhan Bey matematik problemini ilk çözen 3 kişiyi bahçede oynamaya yolladı. Ben ikinci bitirdim. Olley! Sonraki yıllarda ayrılıklar girmeye başladı hayatımıza, hatıra defterleri icat oldu. Aşık olduk, bu sefer ders dinlemek yerine defterlerle dostluk kurduk. Mektupları, yapılacaklar listelerini, doğum günü partisi için alınacakları hep defterlere yazdık. Kişisel tarihimiz bilgisayar klasörlerinde değil, deftlerlerin içine gizlenmişti.

O zamandan bugüne 400’den fazla defter birikti çekmecelerimde, aynalı dolaplarda, meşe raflarda. Bazısı annemin aynı baban gibi karınca duası modeli yazıyorsun dediği harflerle dolu, bazısı beyaz, kırmızı, turuncu. Geçenlerde en sevdiklerim diye bir sıralama yapayım dedim. Olmuyor tabii. İnsan defterlerini hikayesiyle anımsıyor. Şu sol baştakini Londra’da yağmur yağan günde sığındığım dükkandan kapmıştım, şu desenli olan var ya. Müzeden. Bu ince hiç konuşmadan geçen üç günün ürünü. Kareli, çizgili, dertli… Defter bu, daha hatıra yazılmadan, hatırası var…

Screen Shot 2015-01-01 at 9.46.12 AM

İstanbul deftercilerim!

Madem bu kadar defter severim dedim, Benim deftercilerimden de kısaca bahsedeyim: @ateliermono ‘da Serkan’ın elinden çıkma ilüstrasyon kapakların bir numaralı hayranlarındanım. Hatta defterle kalmayıp bez çanta, ressam olmasam da kalemkutu işine bile el attım. @happilyeverpaper ‘ın mottosuna hayranım “bomboş sayfalar bile sayısız fikirle doludur” @hellofromistanbul İstanbul hakkında herşeyi kağıtlar ve bezler üzerine işlemiş. İtinayla. Robinson’da kasa önünde karşına çıkacak @paper_us sadece beni değil tüm arkadaşlarımı da ihya etti.

Bu isimler haricinde defter almak istersen de İstiklal Caddesi üzerinde Panter ve  Mektup, Karaköy ve Nişantaşı’nda şubeleri bulunan Kağıthane, İstanbul Modern ve İKSV’nin tasarım dükkanları, yılların deftercisi Ece Ajandaları, Moda’da Atölye Yeti, Nişantaşı’nda Hak Pasajı içinde Plumon, Metis yayınlarının her yıl çıkardığı ajandalar en yakın arkadaşların olacak.

joker hakkı

January 1, 2015 ŞEHİR 1 Comment

Screen Shot 2015-01-01 at 9.29.20 AM

Yıl 2015. Yeniden bilgisayarı elime aldım. Yazmak için. Uzun zamandır süregelen küskünlüğümün basit sebeplerini maddeler halinde sıralayabilirim. Mutluydum, karışıktım, tembeldim, kelimelere küsmüştüm, kelimeler bana küsmüştü, sabahlar karanlıktı, geceler üst komşumda bitmek bilmeyen partileri yüzünden gürültülüydü… Hangisini istersen al, bu da sebep mi de, çöpe at. Başlamamıştım sadece. Ya da bembeyaz sayfaları dolduracak upuzun cümlelerin ilk kelimesini bulamamıştım. Yıl. Pek de o kada şaaşalı değil ama, idare edeceğiz artık.

Hepinizin bildiği üzere dünyanın tüm denizleri, okyanusları ve buzullarında yeni yıla girdik. Yalan. Ben bu yazıyı yazdığım sırada Los Angeles’taki arkadaşlarım bekleme modundaydı ama az sonra o da tamam. Her yeni yılda olduğu gibi bu sefer de neden ay dönümlerini kutlamıyoruz sorusuna takıldı aklım. Sordum. Çünkü o zaman sürekli kutlamamız gereken bir şey olurdu yanıtını aldım. E ne güzel. Kutlasak ya. Sebepsiz yere. Mutlulukları. Zaten her gün kaybolan uçaklara, yanan gemilere, sahipsiz köpeklere mutsuzlanıyoruz. Bir gün, hiç nedensiz kutlama yapsak, bize nefes veren, mahfettiğimiz dünyanın karşısında saygıyla eğilsek. Mutsuzlanma diye kelime olur mu diye huysuzlanacak dil bilimciler. Ben yaptım, oldu joker hakkımı kullanıyorum burada da.  … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

August 2017
M T W T F S S
« Jun    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

Error: SSL connection timeout

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]