Home » ÇOK GEZENLER KULÜBÜ » Recent Articles:

Vodafone Red ile Avrupa’nın en sevdiğim mahallelerinde gezdim

genel

 

VODAFONE RED ile bu yaz Avrupa’nın altını üstüne getirdim, ve dedim ki madem gittiğimiz şehirde yerlisi gibi yaşamayı seviyoruz, madem mutlaka yapılacaklar listesini iki günde bitirdikten sonra turistlerin gezmediği yerlerde dolanmak istiyoruz, madem ben buralarda yaşasam nasıl bir hayatım olurdu diye merak ediyoruz sana, Avrupa’da en sevdiğim kuzeylerin, en yaşanılası mahallelerinden en sevdiğim yerler listeleri yapayım. VODAFONE RED’le bu ay kuzeylerin şehirlerindeyiz!

 

Avrupa’nın en güzel marketlerini dolaşırken resimlerini çekmeyi sevdiklerindepaylaşmayı da ihmal etme! Vodafone Red’le 51 ülkede tarifeni aynen yurtdışında da kullan, resimlerini rahat rahat paylaş! Vodafone Red’li olmak için http://vftr.co/roamingred linkini ziyaret edebilirsin.

 

fotog%cc%86raf-1

 

Sternschanze, Hamburg: İçeri girip masalarına kurulup, hiç kalkmak istemeyeceğin kahvenin adı Less Political. Güne burada başlıyorsun. Schanzenstrasse, Max-Brauer Allee, Lippmannstrasse arasındaki sokaklarda, dükkanlarda gezindikten sonra akşam yemeği Bullerei’de, birası Altes Madchen ya da Ratsherrn Brauerei’de.

 

avlu

Józsefváros, Budapeşte: Sekizinci Bölge olarak bilinen Józsefváros’ta güne kahvaltıyla Vostro’da başlıyoruz. Mahalleliyle tanışmaya, lokal sanatçılar keşfetmeye Lumen Kahve & Galeri’ye uğruyorsun.  Müszi, aktivist Budapeşteliler’in buluşma, günümüz dünyasını sorgulama alanı, her ay 120’den fazla etkinlikle insanları düşünmeye, üretmeye teşvik eden bir komün. Budapeşte harabe-avlu kültürünün temsilcilerinden Gondozó Kert’de Perşembe akşamları caz müzisyenleri, Cuma- Cumartesi dans Dj’leri var. Eve dönemeyecekler için de yukarıda bir hostel bulunmakta. Çarşamba’dan Cuma’ya bir alışveriş merkezinin terasında Corvinteto‘da büyük partiler dönüyor. Deep House’tan ghettofunk, dubstep ve trap’e kadar pek çok müzik çalıyor.

 

Nørrebro, Kopenhag: 1. Kopenhaglılar hemen her sabah kahve yanında tarçınlı bir çörek olan kanelsnurrer yiyorlar. Bunun en iyisi de Danimarkalı şef Claus Meyer’in açtığı Meyers Bageri’de. 2. Kopenhag’da en iyi vejeteryen mönülerden birisi Auto’daymış. Üstelik Pazar brunch’larında avokado, domates, organik zeytinyağlı tabaklarıyla sükse yapmış. 3. Değil Kopenhag’da, dünya bira üssü olarak bilinen Belçika’da bile az bulunacak türden bir dükkanla tanışalım şimdi de. Mikkeller and Frieds Norrebro’da açtığı yeni dükkanında kendi üretimi 40 bira, 200’den fazla da şişe birası satıyor. 4. Jægersborggade Caddesi boyu neredeyse 40 sanat galerisi, organik ürünler satan mağazalar, vintage dükkanları, seramik ve takı mağazalarıyla cazibe merkezi. Michelin yıldızlı restoran Relæ, dünya baristalar şampiyonu Klaus Thomsen’in yarattığı kahveci The Coffee Collective , çikolatacı Karamelleriet burada takılmakta.

 

img_6363

Grünerlokka, Oslo: 1. İlk durak dünya barista şampiyonları arasına ismini yazdırmış Tim Wendelboe’nun kahve dükkanı. 2. Ardından Grünerlokka’da en sevdiğim caddede Markveien’de dolaşıyor Retrolykke Kaffebar’dan eve çanak çömlek, Marita Butikken’den kazak topluyoruz. 3. Havanın güzel olduğu günlerde Olaf Ryes Meydanı’nda gelen geçeni izleyebilir, akşam Mission Taco’da burrito’ları ısmarladıktan sonra gece Himkok üstü Revolver’de buluşabiliriz.

 

Södermalm, Stockholm: 1. Drop Coffee’nin kendisi küçük olabilir ama Flat White’ının, filtre kahvesinin tadı efsane. 2. Bütün gün kahvaltıııı! mottosunun Södermalm’deki bir numaralı temsilcisi Greasy Spoon (Yağlı Kaşık) restoranı. 3. Nitty Gritty içinde kendini kaybedeceğin bir dükkan. Agonist parfümleri, Base Range iç çamaşırları, Drake’s kravatları, Helmut Lang gömlekleri… Sayısız markanın aşşırı havalı ürünleri burada. 4.Berlin’de Do You Read Me!? Varsa, Södermalm’de de Papercut iş yapar. Dünyanın pek çok ülkesinden gelmiş, farklı dillerde dergiler arayanlar için bir mabed burası. Kitapçı değil, dergici. 5. Kuzeylerin tasarımcılarının bazısının ismini ancak İsveç’e geldiğinde öğreneceksin. Önemi yok. Önemi olan pek çoğuna hayran kalıp, satın almak isteyecek olman. İşte o zaman, sana yardımcı olacak mühim bir dükkan var: Grandpa. 6. Saçını hipster bir berberde kestirmek, etrafta gördüğün herşeye 1950’lerden bir film setindeymiş duygusuyla bakmak istemez misin? Sivletto işte orası. 7. Lokal biraları tatmak istersen Katarina Ölkafé’de randevu veriyoruz sana. Burası aynı zamanda meşhur rozbif, lahana turşusu, İsveç peyniriyle yapılan reuben sandviçi şehirde yiyebileceğin yegane yerlerden birisi.8. Stockholm’e oturmaya mı geldik, biraz hareket! Diyenler için de bar var Södermalm’de.Ugglan Boule’un ortasındaki pinpon masası etrafında büyük maçlar dönüyor.

adalar özerk cumhuriyeti

Screen Shot 2015-01-05 at 9.35.55 AM

(Hemen hemen) her gittiğim yere yerleşmek isteme huyum var. Berlin, Bodrum, Bozacaada bu durumdan nasibini bol bol aldı. Berlin kışın soğuk diye, Bozcaada fazla ıssız olması sebebiyle beni yakından tanıyan kişiler tarafından vetolandı. Bodrum fikri hala muhakemede, onay sürecinde.

Taşınmaya onay vermek için tek kriter: burada şimdi olmasa da yakın bir gelecekte özerk cumhuriyet kurabilir miyiz? Yaşam şartları insanlar ve hayvanlardan yana gelişkin mi? Özgürlüklerden bahsettiğinde bunun tek anlamının müziği son ses açıp sabaha kadar parti yaparım olmadığı anlaşılmış mı? Bisiklete binen insanları, ilham alınacak müzeleri, galerileri, atölyeleri var mı? Sabah elimde kahvemde sokaklarda dolanacak olursam denize, olmadı bir su birikintisine yeterince yakın duruyor muyum? Bende kitap bitmiş, sende okunacak neler var diye soracak birkaç arkadaş da olsa fena olmaz. Büyük şehrin adetinden olan spor için para bayılma huyum düzelene kadar koşmaya, yogaya motive karakterlere asla hayır demem. Hem bu ütopik dünyaya taşınacak olsam bir köpek de alırım yanımda tıntın eder. Maviye bakan bir masa yaparım. Çalışmak için. Yakında mavi yoksa yeşile bakar o zaman. Ormanlar Toki’yle yer değiştirmemiş olur çünkü. … Continue Reading

İstikamet: 2015!

1-1

Bildiğim yerden geldi soru. 2015’te hangi ülkeye gideceğiz, nerede yemek yiyeceğiz, otel mi dedin? Boşver sen artık poshtel’lerde kalacağız. Neyse. Lafı uzatmadan sana gelecekten haberler vereyim…

H4256PN8

Lüks hostel: Poshtel… Dünyanın bambaşka yerlerinden gelen insanları hostelin kozmopolit ruhunda ağırlıyor, ama bir otelin şıklığından da vazgeçmiyor. 2015 seyahat trendlerinin kalınacak yerler bölümünde sıklıkla poshtellerden bahsedildiğini duyacaksınız. Örnek mi lazım? Casa Gracia, Barcelona / Generator, Dublin / ONE80°, Berlin / Gallery Hostel, Porto / Clink78, Londra / U Hostel, Madrid / Maverick Hostel, Budapeşte.

original

Evimi sana açtım Airbnb… Bırak kalmayı, hala duymamış olanlar var. Airbnb tüm dünyada yaygınlaşmış bir “benim evim senin evin” sistemi. Gideceğin şehirde yerlisi gibi yaşamak, arkadaş edinmek, yemeğini pazardan alıp mutfak masanda yemek istediğinde başvuru: https://www.airbnb.com

eathwith-coc

Misafir ol gel bana… Tesadüfen karşına çıkması ya da birinin sana bahsetmesi gereken bir diğer trend de evinde yamak yapan yarı-şefler. Kendilerini yüksek mertebe aşçı olarak tanıtmak yerine gel misafirimiz ol modasına ayak uyduruyorlar. Avrupa’da organik yeme kültürünün giderek daha da artmasıyla gelişen bu trende 2015’te bir şehirde katılmak gerek. Bu konuda http://www.eatwith.com ve http://bookalokal.com  en iddialı start-up’lar. Yenilerinin geleceği garantili. … Continue Reading

Berlin’in tüm yemekleri

October 6, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 2

Berlin’in kozmopolit olmasının en güzel yanı: Dünyanın pek çok mutfağının ayağına kadar gelmiş olması. Koreyse kimchisi, Fransız ise bageti, Meksikaysa guacamolesi tamam. Memleketten gelen malzemelerle yaptıklarından hafiften oraların kokusu da siniyor yemeklere. İnsan oturduğu yerden uzaklara mı gidiyor ne…

HER GÜN MEKSİKA!

Dünya üzerinde her gün yiyecek olsam sıkılmayacağım tek mutfak! Meksika. Bir gün burrito, ertesinde nachos, diğerine enchilada… Hepsinin üzerine bol bol acı, yanında jalepeno. E Berlin’de de elbette Meksika yemeğinin iyisinden var. Olley!

Maria Bonita: İstanbul’da arabacının köftesi, pilavı nasıl güzelse, Berlin’de de Maria Bonita’nın tacos’ları için aynı şeyi söyleyebilirim. Net.

Santa Maria: meksikalılar içiden rüşdünü ispatlamış (kelimenin hastasıyım) adres burası. Genelde sıra beklemek gerekiyor masaya oturmak için ama nachos yanında gelen o guacamole, üstüne yediğin quesadilla yok mu? Değer!

tumblr_m890r4kYIF1r430uto1_1280

KORE USULÜ

İstanbul’da kaç turşucuya gidip kimchi tarifi verdiğimi, 10 şişecik yapın hepsini alacağım dediğimi  bilmiyorum. Onlar da kibarca bizim ağız tadına uymaz diye uyardılar. Hala ikna olmadım. Acılı-ekşili lahana olsa önündeki tabakta, acurların yanında, yer misin yemez misin, sen söyle… Neyse madem burada yok, ben de Berlin’e gittiğimde şimdi adınıı vereceğim şu iki adrese giderim. Tıka basa kimchimi yerim.

Kimchi Princess: Masaya ilk acılı lahanam düşüyor elbette. Sonra da Kore usulü barbekü tabaklarını ısmarlıyorsun. Bizim ocakbaşı kafasıyla aynı mantıkta çalışıyor. Önce mezeler (turp, patlıcan, otlar) ardından da yanındaki mangalda pişen sebze, et, ahtapot ya da tavuklar. Mantık aynı ama tad bambaşka. Berlin’in pek çok lokantasının tersine burada kredi kartı ile ödeme yapılıyor. Hadi yine yaşadın. … Continue Reading

Berlin, Ekim 2014

October 5, 2014 BERLİN 2 Comments

fotoğraf 4

Merhaba. Berlin’e bu artık bilmiyorum kaçıncı seyahatim sırasında bir şeyi, bir kez daha ve tekrar keşfettim: Şehre bayılıyorum. Ayak bastığın anda sendeki özgürlük duygusunu tetikliyor. Sokakta kimse diğerine ne garip insan diye bakmıyor, cıkcık’lamıyor, hemen hemen yüzde doksanı Türk olan taksi şöförlerinin bir tanesi bile söylenmiyor. Demek ki sorun Türklük’te değil. Türkiye sınırlarının içerisinde.

Prenzlauer Berg çocuklarını ve babalarını, Mitte’nin kahvecilerini, Torstasse üzerindeki dükkanları, Neukölln’ün ikinci el mağazalarını, hemen her dükkanın önünden günlüğü 10 Euro’ya kiralanan bisikletlerle gittiğim yolları uzun uzun anlatacağım ama bu yazıya, Berlin’de bu aralar en popüler olan yerlerle başlamak istiyorum. İzninle.

fotoğraf 3

SONSUZA KADAR KAHVALTI

Neuköln’ün insanlardan uzak, ağaçlara yakın caddelerinden birinde yeni açılmış bulunan Cabslam California Breakfast Slam seni birden Berlin’den alıp Williamsburg’a taşıyor. Nedeni sadece David Lynch filmlerini andıran atmosferi, acı sosun binbir hali, Huevos rancheros ismiyle bilinen Meksika yumurtaları, eşsiz bloody marry’si değil. Havasında, gelen insanında, müziğinde biraz New York havası var. Ama yediklerin! Ooooooof. Çok o’lu hiç ö’süz. Berlinliler arasında gitmeyen kalmamış, önünde 45 dakika sıra beklenmiş mekan.

Melbourne Cantine Cabslam kadar sofistike, şahsına münhasır olmayabilir ama bu kahvaltılarının pek güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sahipleri Avustralyalı, yumurtaları Benedict, Florentine, Royal tarzında. Havanın güzel olduğu bir güne denk gelmişsen değmiyorlar keyfine. En güzel yanıysa, hadi kalkın ya da bir şey daha ısmarlayın demeden ortalıkta keyifle gülümseyen garsonlarının olması.

fotoğraf 1

PAZARA GELDİK

Son yıllarda popülerleşen Kreuzberg’in orta yerindeki Markthalle Neun’de Perşembe akşamları bildiğin parti ortamı kuruluyor. Tek farkı Brezilya usulü taco, Mogg and Meltzer yapımı rozbifli sandviçler, Thai yemekleri, Lychee aromalı biraların satılması ve bunları en sevdiğim kaldırıma çöktüm modeli yeme kafası. O kadar kalabalık oluyor ki Salı pazarı yanında halt etmiş.

Benim söylememe gerek yok ama artık Mauer Park out, Neuköln Maybachufer’de iki haftada bir pazar günleri kurulan pazar in in in. Yani herkes oraya ya birşeyler almaya (bakınız plak, giysi, porselen, takı) ya da müzik dinlemeye, hiç olmadı sosis, döner yiyip bira içmeye gidiyor.

fotoğraf 5

AVM MODASI

Herkes gider pazara, Berlinliler gider alışveriş merkezine ama elbise bakmaya değil. Çok katlı otoparkın en tepesinde, güneşin batışını enfes bir manzara eşliğinde izlemek için Klunkerkranich’e. Saat altından önce gidersen bedava, sonrasında 3 Euro giriş ücreti alıyorlar. Müzik. Tamam. Pizzalar. Enfes. Muhabbet. Sonsuz. Bu aralar gece nerede başlıyor diye soranlara…

fotoğraf 2

HAMBURGER FENOMENİ!

Dünyanın her yerinde 2013’ten beri bir yandan vejeteryen mutfaklar, diğer taraftan hamburgerciler aldı başını gidiyor, sayısız dükkan açıyor. Bir karış yüksekliğinde burgerler yapan ve Stockholm sendromu gibi sana kötü davransa bile geri döndüğün mekanlar listesinde bir numarada Berlin Burger International var. Bu küçücük dükkan ve ondan fazla olmayan tahta masaları her dakika dolu. Orada yedin, tamam, ama hala hızını alamadıysan Tommi’s Burger, Schiller, District Mot etleri tavaya atmış, sosları hazırlamış olarak seni bekler.

 

Berlin? Bitmedi tabii.. Sırada kahveler, ondan sonra da Meksika, Viyetnam, Kore, Tayland mutfaklarında başı çeken, bir numaraya oturmuş dükkanlar var.

 

Çok Gezenler Kulübü’nün Berlin sayfasında Ece vintage’cıları ve gece hayatını , Bahar yeni açılan müzeleri yazacak. Başka öğrenmek istediğiniz konu varsa sorun… Anlatalım, bilmiyorsak keşfe çıkalım.

Alaçatı sahillerinde bu yaz

July 15, 2014 Alaçatı No Comments

foto?raf-13

Kum Beach: Bu yıl favorim. Nedenlerini kısaca anlatmak gerekirse. Bir. Deniz. Tabii ki. Pırıl pırıl bir koyda. İki. İyi Pizza, Dutlu Kahve gibi mekanlardan tanıdığımız Haldun Bey’in mekanı olması sebebiyle yüksek çapta bir ruhu var. Üç. Bu yıl kahvaltı servisini Katre Otel yani bir diğer adıyla Figen yapacak. Bu da taze pişi, domatesin her hali, otun binbir çeşidi anlamına geliyor. Dört. Deli Deli de Kum Beach içine akşam saatlerinde girecekmiş. Kumsal barı tadında, beach club havasının uzağında. Sabah 04:00’e kadar açık olacak şekilde. Beş. Alancha Beach Food da akşam yemeği servisinde devrede. Bara gitmeden masaya oturmak istersen eğer. Altı. Alaçatı’ya yakın, müziğin desibelini fazla yükseltmeyen, kumu üzerine yapışmayan daha iyi mekan bilmiyorum ben. Yedi. İnternet yok. Kitap, muhabbet, dinlenmek garantili (Günlük giriş: 40 TL).

foto?raf 2-2

Ramo Beach: Tektekçi bu yaz Çeşme’de her yerde ve tabii ki Ramo Beach’te de. Ramo’yu bilmeyenler için Okan’s Place’in olduğu kumsal olarak adresi vermek istedim. Buranın özelliği salaş olması, gitsen gitsen de o denizin bir türlü boyunu geçmemesi, midyecilerin eksik olmaması, girişinin de 15 TL olması (diğer mekanların üçte biri neredeyse). Tektekçi bu yaz Ramo’da, dilediğin gibi frappé yapılan taze meyveler ve soğuk kahvelerle yayında. Bir de çardak altında kraliçe gibi hissetmene neden olacak yataklı şezlonglarıyla.

Babylon: Müzik, çimlerin üzerinde hayat, 17:00’de başlayan ve içkilerin indirimli olduğu Mutlu saatler partileri Babylon’un alamet-i farikaları. Bloddy Marry taze domatesten yapılıyor, yemek kısmında makarna-salata vazgeçilmez kontenjanından günümüze eşlik ediyor. Benim için Babylon Aya Yorgi demek, sabahın köründe kimse yokken kumsala yayılıp çarşaf gibi denizde kendini dünyanın merkezinde hissetmek demek. Bir de 30 Ağustos’ta kapanış partisi olarak hayatımıza giren Soundgarden var. … Continue Reading

berlin (hep) IN berlin!

March 24, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 4

Saydım. 18. Berlin’e gitme sayım. Elimde harita olmadan gezdiğim, o enfes latteleri yapan baristaların ‘hoşgeldin yine’sini aldığım için kendime Berlinli diyebilirim.  Şehrimi Mitte, Müzeler adası, Unter den Linden Caddesi, Potzdamer Meydanı ve eskiden Batı ve Doğu arasındaki geçişi sağlayan Checkpoint Charlie’den ibaret sananlara çok diyeceğim var. Başlıyorum.

fotoğraf 2(1)

Lobiye gel, bekliyorum!

Adetimdir. Berlin’e gittim mi, ev tutarım. Otelde turist olmayı sevmem. Ama şimdi isimlerini vereceğim iki otel bu algımı değiştirdi. Oda-kahvaltı kapı dışarı, lobide kendin gibi dünyayı gezenlerle tanışmak, sosyalleşmek bizim herşeyimizsin!
Viyana, Hamburg, Frankfurt, Zürih’te şubeleri olan 25 Hours iki ay önce açılmış. Tepesindeki Monsters bar ve binanın arkasında kalan odalar hayvanat bahçesi manzaralı. Kapıda gidip beklemezsen ya da rezervasyon yaptırmazsan yer bulmak imkansız!

Benim daha ilgimi çeken, Honolulu kahvesinde saatlerimi geçirdiğim Michelberger oldu. Odalar küçük diye uyarmışlar ama lobisi geniş. Üstelik her gün 12:30’da buluşup duvar resimleri, Kreuzberg sokakları gezdiren hipsterlar da var. Ortam tasarım harikası, kendi üretimleri hindistancevizi suyu leziz.

fotoğraf 5 (2)

O kahve, benim!

Berlin’in en sevdiğim yönü her sokakta karşına çıkacak kahveleri. Herhangi birine oturup saatler geçirmek mümkün ama ben kendimi tutamadım bir liste yaptım. Aylaklık, muhabbet zamanları için yanında tutarsın.

Bilgisayarını, Mixer’ini, çizim tahtasını, tezini alan kendini Sankt Oberholz‘da buluyor. Burası dünyada gördüğüm en iyi freelance kahvesi. Abartısız.

Prenzlauer Berg’in üst taraflarında geziniyorum. Çocuklar ve köpekler parklarda oynuyor. Anneler ve babalar sandalyelerde ‘aman, yapma çocuğum, düşersin’ demeden izliyor. Ayaklarım, yolu bilir gibi Raumerstrasse üzerindeki Liebling‘e çıkarıyor beni. İçeride müzik, pencereden görünen bir park. Vakit daha görülecek çok şey var’ı çalmasa bütün gün kurulurum köşe masaya.
Kreuzberg’i boşver gençler artık Neükölln’e taşınıyor. Cafe-bar-pastane ve enfes burgerci olarak defterime not düştüğüm Schiller‘in önü bisikletini parkedip güneşin tadına varanlarla dolu.
Kreuzberg’i boşver dedim ya, dur! Boşverme. Seni kimi zaman tiyatrolar, bazen duvar resimleri, bazen de dükkanlar ve kahvelerle şaşırtan avlulardan birine gir. Voo Store ve Companion Coffee yazacak kapısında. İşte orayı seveceksin. Önce endüstriyel tasarım harikası dükkana ve mallarına bak, sonra da kapı önünde latteni götür.

Alternatif gençliğin, konserlerin, jonglörlerin meskeni Görlitzer Park’ın hemen yanında, Görlitzer Strasse boyunca dizili kahvelerden canın hangisini çekerse ona girebilirsin. İlle de favori, sen hangisini seçtin diye soracak olanlar var, biliyorum. Kırmızı biber çorbası sebebiyle Gipfeltreffen‘den yana oyumu kullanacağım.
Hazırı reddet, üreticisinden al, kendi kahveni kendin öğüt kültürü Berlin şehrini ele geçirmiş halde. Bu tatta iyi kahve içebileceğin bir The Barn var, aman dikkat erkenden kapatabiliyorlar,  bir de Five Elephant. Dilersen otur keyfini çıkar, istersen eve paketle götür.

 

fotoğraf 1

Friedrichshain, sevdim seni!
Berlin duvarının son kalan bölümü bugün East Side Gallery. Dünyanın pek çok yerinden gelmiş sokak sanatçıları 1 km uzunluğundaki bu alanı özgürlükle boyamış, şimdi turistik gezilerin duraklarından. Hah! Ona bak, önünde pozunu ver. Sonra köprüyü geç, kendini pek güzel, turistik rehberlerde adı sıklıkla geçmeyen Friedrichshain’da bulacaksın. Burası çalışmayı pek sevmeyen Berlinliler’in mahallesi gibi göründü bana. Warschauer Strasse metro istasyonunun sağında kalan ara sokaklar boyunca sayısız bar, dükkan, restoran saydım. Eski sinema salonundan devşirme Kino, Bochagener Meydanı, Revaler Caddesi üzeri kahve, insan, muhabbet kaynıyor.

fotoğraf 2 (3)

Havaalanını bile park yapmışlar!
Seni acayip bir yere götürücem, pistte yürüyeceksin diyor Leyla. Bir tür simülasyon olarak canlanıyor kafamda. Yok. Değil. Berlin Doğu ve Batı olarak duvarla ikiye ayrılmışken üç dakikada bir uçakların erzak ihtiyacını karşılamak için indiği Tempelhof Havalimanı şimdi komün alan. Bahçe yapıp çiçek eken, matını kapıp yogaya gelen, şezlongunda kitap okuyan, patenlerini ve paraşütünü takıp uçan, piknik sepeti ve köpeğiyle gününü geçiren, bizim gibi dünyada bir ilke imza atıp pistte yürüyen herkes orda. Alışveriş merkezi, otel falan olmayacak yani.

 

fotoğraf 2 (2)

Berlin En’lerim

Beyaz çöplük… Pazar akşamüstü şehrin en iyi nachos’larını yemeye White Trash‘e gidiyoruz. Sekizden sonra kapıda giriş parası alıyor. Yaz-kış önemi yok. Tıklım tıkış. Kafasına göre bir gün caz, öbüründe country müzik çalan gruplar var.

72 saat müzik… Eğlencenin hiç bitmediği şehir olarak bilinen Berlin’de Cuma açılıp Pazartesi kapanan club’lara gitmek farz. İsteyen sabah kahvaltı saatinde danstan çıkıyor, dileyen pazar diskosuna geliyor. Sordum soruşturdum en popüler, yerli işi olanı Sisyphos. İçinde göl, terkedilmiş otobüs ve fotoğraf çekme yasağı var. Maksat: özel hayata saygı.

fotoğraf 4(1)

Fotoğraf zor zanaat… İnstagram’dan sonra fotoğrafçı olan herkes moda fotoğrafının kralı Helmut Newton müzesini görmeli. Newton’un kullandığı makineler, onun ismine yapılmış bavullar, videolar ve tabii ki hayatı boyunca çektiği portreler, reklamlar… Bir diğer önemli merkez de Helmut’tan çıkıp sağa dönünce karşına çıkacak olan C/O. Açılışı Nisan’da yapacaklarından sergilerine denk gelemedim ama binasının hastasıyım.

Stil Berlin’in işi…Berlin ucuz şehir olarak nam saldığından kimse pahalı markalardan alışveriş yapmıyor. Burada ikinci el piyasası büyük. Garage‘da yeterince zaman geçirirsen gardrobunu baştan kurabilir, t-shirt’leri kiloyla alabilirsin. Yok o kadar vaktim yok bakıp çıkıcam diyenlerdensen Made in Berlin askıları arasında ve Soeur dükkanında gezineceksin.

Vintage bar…Bir zamanlar David Bowie’nin barı olarak bilinen Kumplnest Bar önünden geçerken dikkatimi çekti. Hala 1970’lerden kalma bir tarzı var. Ben severim vintage yerleri.

fotoğraf 3 (2)

Kırtasiye bizim işimiz… Berlin’de deftere, kaleme kırtasiyeye doydum! Her sokakta bir tane var desem yalan değil. Ama Japonya’dan gelme özel kağıtlar, resim, mimari, kart, kartpostal lazımsa seni deposuna yönlendiriyorum: Modulor.

Yemek pazarda yenir… Stockholm’ün Salü Hall’i, Londra’nın Borought Market’i varsa Berlin’in de Markethalle‘si var. Perşembe-Pazar arasında açık olan sokak yiyecekleri panayır alanı hem her şeyin tazesini sunuyor hem de yeni nesil şeflerin elinden çıkma yemekleri tatmanı sağlıyor. Öğle saatlerinde tüm Berlin buraya taşındığından 11’de, tezgahlar boşalmadan git sen.

fotoğraf 1

Açlık zilleri çaldı… Hiçbir yerde kötü yemek yemedim. Lahmacun, döner, işkembeci buna dahil. Ama madem bu kadar kozmopolit bir şehirdesin: İsviçre usulü röşdi ( rendelenmiş patatesle yapılan bir türk krep) ziyafetine Helvetia. Korenin geleneksel acılı lahana turşusu kimchi’yi tabak tabak tüketmeye Yam Yam. Tavuk, sosis, lahana, patates salatasına doymaya Altes Europa. Akdeniz mutfağını, bagel içine şarküterileri götürmeye Barcomi’s. Geleneksel Alman yemeklerini balo salonunda millet vals yaparken yemeye Clarchens‘e gideceksin.

Sokağını sevdiğim… Hani bazı sokaklar vardır üzerinde plakçısı ( Down by Retro), pastanesi (Bully’s Bakery) kahvesi, stil sahibi dükkanı, duvar resmi vardır… Geceleri kapıların önünde insanlar doluşur, orayı hep ararız, hiç bulamayız ya? Tamam. Bendesin. Kreuzkörn olarak anılan bölgenin tam orta yerinde Weserstrasse.

Bu yazı Mastercard dergi Nisan sayısı için yazılmıştır.

Kategoriler

TAKVİM

April 2017
M T W T F S S
« Dec    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]