Home » ÇOK GEZENLER KULÜBÜ » Recent Articles:

Londra sokaklarını boyayanlar

Untitled

Cut Up Collective

“ Halkı pasif, sessiz tüketici olmaktan kurtarıp, yaşadıkları çevrenin aktif kullanıcılarına dönüştürmek gerek.”

Kendilerine bayılıyorum, diyerek yazıya giriyorum. Billboard’larda ve duvarlarda gördüğümüz posterleri alıp, parçalara ayırıyor, kolaj tekniğiyle yeni bir fotoğraf ortaya çıkarıyorlar. Toplumun sürekli tüketim içinde olan gerçekliğine karşı anarşist bir duruş. 2009’de Londra Seventeen Gallery’de sergilenen videolarını mutlaka bulup izle. Televizyon reklamlarını kare kare böldükten sonra yeni bir filmle karşına çıkıyorlar.

… Continue Reading

Paris sokaklarını boyayanlar

3976357563_e57ed22762_b

Sokakları boyayanlar serisine Parisliler’den başlıyorum. Belki doğduğun yer geleceğini belirlemiyor ama dünyaya bakış açında oldukça belirgin bir başlangıç yaratıyor.

C215

“ Ben gerçekten sokaklara ait olan, sokaklarda yaşayan insanları çiziyorum. Hayat kadınları, öksüz çocuklar, ve dilenciler gibi. Onların yüzlerindeki izler hayatın kendisini anlamama yardımcı oluyor.”

Sokaktakiler… C215’in ana teması bu. Dilenciler, evsizler, çocuklar, çöpçüler, açlıkla boğuşanlar, uyuşturucu bağımlıları onun çizgilerinde tüm gerçekliği, acısı ile yansıtılıyor. Sao Paolo, Brooklyn, Atina, İstanbul, Berlin, Dakar, Casablanca, Jerusalem, Roma, Viyana, Delhi’nin pek çok duvarında stencil’lerine (şablon çıkarıp duvara sprey boyayla yapılan resim) rastlayabilirsin. … Continue Reading

Fahri Antepli

WP_20131122_002

Yine nereleri gezmekten geldin, diye soruyorlar. Antep! Daha, güzel miydi, ne zaman gitmeli, kebabı da pek meşhur istilası başlamadan ben dökülüyorum: Antep’e aşık oldum. Türkiye’de bu kadar Avrupa standartlarında şehir görmedim. Antep’te bir ev alsak da kızlı erkekli otursak mı?

Antep tarihine sahip çıkmış. Sokaklarına çöp kondurmamış. Kilometrelercekarelik alanlara yayılan parklarıyla yerlisini oksijene boğmuş. Bunda dokuz yıl önce göreve gelen Asım Güzelbey ve ekibinin yeri tek. Sadece benim gözlemim değil, yerlisinin demesi.

WP_20131122_13_27_50_Pro 

Başkan yaptı!

Antep halkının ağzından çıkan üç lafın biri bu. Hayatımda ilk kez belediye başkanını bu denli seven bir memleketle karşılaşıyorum. Çatıları olan banklar, fabrikanın içinde keşfedilmiş kilise, sayısız tematik müze, çocuklar için kurslar… Başkan, yapar. Çünkü başkan Asım Güzelbey ve ekibi vizyoner. Bayazhan’dan içeri girince Barselona, Bey Mahallesi sokaklarında Beyrut Ashrafiah bölgesi, Maanoğlu Parkı çevresinde Venedik… Dünyanın tüm şehirlerinden izler Antep’in sokaklarına yerleşmiş gibi. Ekip hayal ediyor, proje onaylandıktan sonra iki gün içerisinde yapımına başlanıyor. Şakayla karışık madem bu son döneminiz İstanbul’a mı gelseniz diye soruyorum Başkan’a. Gülüyor. Başkan gideceğim diyor ama halk onu kolay kolay bırakacak gibi durmuyor. … Continue Reading

Moskova, rövanşa gel!

October 15, 2013 Moskova 1 Comment

Moskova enfes, şarkılarda bahsi geçen romantik tatta. Moskova rengarenk, masallardan dinlediğim şehirler ayarında. Moskova esrarengiz, havalı, süprizli ama… Moskova, kolay değil. Avrupa’nın hemen her şehrinde bedeni kendinden harita olarak çalışan ben söylüyorum bunu. Bol bol kayboldum, elimdeki notlarda geçen mekanları bulmak için iki sokak ileri dört sokak geri gittim, kendi rekoruma koşup günde 30 km ortalamasında yol yürüdüm, ama yetmedi, listenin yarısına “+” koyamadım diye içim içimi yedi. Bu yüzden, seninle hesabımız daha bitmedi Moskova diye hafiften tehditkar bir tona bürünüyor; benden kork, geçilmedik sokağın, girilmedik kahven kalmayıncaya kadar tüm binalarına girip çıkacağım diye tavrımı koyuyor ve başlıyorum yazmaya, yukarıda bahsi geçen zorluklar nelermiş, hepbirlikte görelim…

Bir duraktan bir kahveye… Hadi yine şanslısın, metro durağının doğru tarafından çıktın, sokağın karşısına geçmek için deli divane olmana gerek yok. Elindeki harita bulunduğun noktadan, gideceğin mekana üç sokak olduğunu gösteriyor. Oh pek güzel diye geçiriyorsun ya içinden, unut! O üç sokak hemen hemen 20 dakikalık bir zamana tekabül ediyor çünkü bulvarlar, boyunun yüz katı uzunluğunda binalar, ve Sovyet mimarinin bitmek bilmeyen blokları arasındasın. Üstelik oyalanacak vitrin de yok. En iyisi kulaklıkları takıp, tabana kuvvet demen.

Metro, altedemediğim aşkım! Metronun Kiril alfabesinde yazması sorun değil, bir süre sonra elindeki iki dilli haritaya bakarak alfabeyi çözüyorsun çözmesine de, sorun orada bitse… Gittiğin hiçbir metro durağında isim yazmıyor dolayısıyla sürekli parmak hesabı varıyorsun … Continue Reading

St. Tropez ekürim: Eluard, Picasso, Şarlo

October 9, 2013 Saint Tropez No Comments

Önyargılarla dolu bir hayat geçiriyoruz.

Mesela adamı ilk gördüğünde vücudunda gezinen elektriğe aşk diyip onu “çocukların olası babası” ,“hastalık anında çorba yapmakla yükümlü insan”, “tatillerde yalnızlığı paylaşacak arkadaş”, “ taksici, patron, akrabana kızdığında “hıncını boşaltacağın boks torbası” kategorilerinden tercihen hepsine yerleştirip, hayallerin erkeği kontenjanına uygun buluyoruz. Sonra hayat, karakter, uyumsuzluk giriyor araya, uzaklaşıyoruz. Hani başta “çok mutluyuz” önyargısına neden olan kimyevi durum var ya. Patlıyor tabii. Çatapat gibi.

Mekanlarla da ilişkimiz aynı. Kokoş, salaş, yeraltı, leş kategorilerinden birine oturttuktan sonra müdavimi olunacak / olunmayacak yerler listelerinden birinine sokup, paketi kapatıyor, soranlara cevabı yapıştırıyoruz: Aman gitme!

St. Tropez, benim nezdimde sınıfı geçmiştir. Yatı, Ferrarisi, mankeni, slikonu bir yana; 1950’lerde bohem sınıfın, hayranı olduğum şairlerin, taptığım sanatçıların yaz yerleşkesi, sessiz balıkçı kasabası tavrı bir diğer yana. Yaz aylarında değil, kepeklerin inmesinden üç dört gün önce Ekim’de gitmek lazım. Eskide bir gün doğru zaman, doğru yer uygulaması çalışmamış sevgiliye, yeniden döner gibi.

Fransa’nın güneyine iniyor uçak. Üzerime kat kat giydiğim ceket-yağmurluk-palto kombininden kurtulmam gerekiyor. Hava: güneşli, 17 derece üzerinde. Nice havalimanından St. Tropez’ye iki saat yol var. Toplu taşıma araçlarında uyku moduna geçen bedenim, burada da tedbiri elden bırakmıyor. Bir sonraki dinlenme molasının ne zaman olacağı belli değil. Gözlerini kapıyor. Kulakta: tek tarafından sorunlu kulaklık. Müzikte: Daft Punk.

E’leri güneylerin aksanına uygun olarak hafiften yayarak konuşan şöför beyimin “geldik matmazel” uyarısıyla kendimi topluyorum. Kibarca vedalaşmamız ardından 1920’li yılların başında yazar olsaydım, rezidansım burası olurdu diyeceğim otelimin lobisindeyim. Ermitage. Arka terasından ağaçlar, kilisenin çanı ve uzaktan deniz bakıyor bana. Siyaha boyanmış, orta yerine duş verleştirilmiş odamdan: yeşil, orman. Gün ışığının sızdığı pencereye bitişik ahşap masaya kuruluyorum ilk. Önümde bir daktilo, yanımda A4 kağıtlar olduğunun düşünü kuruyorum. Son dört gündür oturduğum yerden sadece ihtiyaç molaları için kalkmış, kitabın müsvettelerini yatağın üzerine, yorganın açılmamış olduğu yere, unutumuş sayfaların çöplerini yerlere atmışım. … Continue Reading

Dünyayı altüst edeceğiz!

“Global bir sanat projesine davetlisiniz: İnandığınız bir şey için ayaklanmanızı istiyorum. Çünkü hep birlikte dünyayı alt üst edeceğiz” JR

İlk adım: Grup topla. Ama akşam nereye gidelim, iş çıkışında sinemada hangi filmi görelim tipinde bir ekipten bahsetmiyorum. Kendi içinde amacı, protestosu, bu dünyada iyi gitmediğine inandıkları bir şeyler olmalı.

İkinci adım: Amacı belirle. Herkesin, hemfikir, uğruna çalışacağı, değiştirmek isteyeceği, farkındalık yaratacağı kadar ciddi bir mevzudan bahsediyoruz elbette burada.

Üçüncü adım: Bu amacın uğruna portreler çek.

Dördüncü adım: insideout ekibine ulaş. Bu sayede sesini dünya duyabilsin. … Continue Reading

Bozcaadalı olmak

September 16, 2013 Bozcaada 1 Comment

Dün yine iki duble rakıyı koymuşuz, üstüne de adetten olsun diye bir vasilaki içmişiz, yanından geçtiğimiz tüm masalara mahallenin muhtarı Ekrem Amca gibi selamı da vermişsiz, saati kurmadan, yorganı üzerimize çekip sızmışız…

Bugün içimin sadece mutluluğa ayarlı saati 06:38’de çalmış. Limani Otel’in 15 no’lu odasında uyanmışım. Karşımda turuncudan mora gökkuşağına pabucunu ters giydirecek manzara. Yeni gün. Ne güzelsin Bozcaada!

Akvaryumda balıklar var

Temmuz’da çivi gibi diye tabir ettiğimiz su, Eylül’de sıcacık. İçine dalınca kalbimin ayarında sekte yaratmıyor. Demek ki Ekim ortasına kadar Bozcaada’ya dinlenmeye, zamandan ve dertlerinden arınmaya, gurme tipi yemekler yemeye ve tabii ki bedeni suda toksinlerden arındırmaya gelebilirsin.

İlk gün konfor olsun, şezlonga 15 TL, pazarlıkla 5 TL verelim, dubaya kadar yüzüp gelelim diye Ayazma’ya çekiyoruz arabayı. İkinci gün Kerimcan ve ekürilerinin Çamlıbağ’dan aldıkları beyaz şarap-peynir ikilisine salça olmak için Sulubahçe’de seriyoruz havluları. Kuma. Ayaklarımı içine gömünce adaya karışıyorum. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

October 2019
M T W T F S S
« Jun    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]