Home » Barcelona » Recent Articles:

Opium’da olan aramızda kalır

opium

Tatillerin en sevdiğim yanı asla planlandığı gibi gitmiyor olması. Sabah sekizde kalkma olayını gece içtiğim üç mojito yerle bir ettikten; otobüsle şehir turunu, düğünde giyilecek elbisenin arayışı bozduktan; sabah kahvaltısı yerine Pinoxto’da tapas yeme kararı aldıktan sonra Barcelona’ya gelmiş olmaktan duyduğum sevinç ikiyle çarpıldı. Yaşasın! Saatlerin, mekanların ve insanların mutluluğumla olan ilişkisi, üçüncü gün itibariyle kesildi. Artık şuursuzca sokaklarda dolanabilirim.

Uçağa atladığımız anda, ikinci gece için http://www.restaurantsyrah.com/’da Katalan mutfağının derinliklerine dalmaya karar vermiştik. Ama bir kez daha deneyim, araştırmayı yenerek bize bu gece yanlış yerde olduğumuza ikna etti. Yola bakan masada 30 sayfalık bir şarap menüsüyle yalnız kaldığımızda, vakit geçirmeden tabanları yağladık. İlk sağ, ardından yeniden sağa dönerek günlerdir uzaktan baktığımız denizin kokusuna ulaştık. Şehir bizi şaşırtarak http://www.opiummar.com/ sınırlarına yaklaştırdı. Truffle soslu patates çorbası, klasik mozzaralla salatası, karidesli paella’sı konusunda oylarımız altıdan yukarı. Mekanın asıl ilginçliği geldiğimizden beri karşımıza çıkmayan güzel kızların ve fena değil oğlanların burada bulunması. Bir de acar gazeteci olarak annemin arkamdaki masada olanları saniyesi saniyesine bana aktarması:

Sekiz kişilik bir kız grubu var. Yan masadan bir adam musallat oldu. Sarı boyalı kızlardan biri adama güldü. Adam gül aldı. Bütün kızlara verdi. Kızlar güldü. Adam kızı kokladı. Kız güldü. Kız sokaktan geçenlere laf attı. Garson geldi. Garson adamı uyardı. Adam kıza gül verdi. Adamın masasındakiler kalktı. Adam kızı bekledi. Diğer adam ona eşlik etti. Güvenlik geldi. Restoran müdürü geldi. Garson geldi. Kız dışardan geçmekte olan turistlere yüz verdi. Adam gitti. Kız oturdu. Diğer kızlar güldü. Kız şapka aldı.

Anlaşılan o ki biz suflemizi yiyip otel yoluna koyulmuşken Barcelona sahil hayatı yeni yeni hareket kazanmakta. İzleyici konumundan bu geceye katılmış olmaktan duyduğum memnuniyet tarif edilemez.

La Rambla’da çıplaklar kampı

May 29, 2009 Barcelona No Comments

picture-130

Barcelona’nın İstiklal Caddesi sayılan La Rambla’nın en turistik kahvelerinden sekizincisine oturmuştuk. Saat 14:23. Resimli menünün, ikinci sayfasına denk gelen, tapas çeşitleriyle dolu tepsisinin siparişini vermiştik. Saat 14:28. Etrafta gelen geçene pervasızca göz atıp, kılık kıyafet karşılaştırması yapmaya başlamıştık. Saat 14:32. Garson yanımıza gelip sigara içilebileceğini bildirmişti. Saat 14:33.

Şok. Şok. Şok. Saat 14:35. Sırt çantası takılı, ayakkabıları giyili iki çıplak adam önümüzden keyifle salındı. Çıplak derken sakın kıllarını gördüm de konuştum sanmayın. Külodu, t-shirt’ü, pantalonu olmayan nüdist türünden bahsediyorum. Üstelik yüzlerce insanın garip bakışlarına da aldırmadılar. Hayret, utanma, merak karışımı bir duyguyla ilk patatesi ağzıma atmışım. Saat 15:02.

Aslında ne rahat hayat. Maaşın yarısını tasarımcılara, kalanını aksesuarcılara, kıyıda köşede birikeni de çantacılara harcamadan, kendi kabuğunda mutlu özgür yaşam. Belki biraz krem masrafı olur, bir de parfüm tarafından. Bu elbise beni şişman mı gösterdi, kırmızı saç mavi ceketime gitti mi, kuzenin düğününe ne giyicem endişelerinden daha iyi. Tabii fotoğraf makinelerinden, hakkınızda çıkan deli dedikodularından, -20 derecede Alaska’ya tura çıkmaktan, bir de alışverişin dayanılmaz cazibesinden sıyrılabilirseniz. Ben ilk üç seçeneği elimin tersiyle itsem de dördüncü aşamada takılıp kalıyorum. İçki bile içilmeyen bir öğle yemeği için 54 Euro ödedikten sonra nişanda giyeceğim ayakkabının peşine düşüyorum. İstikamet http://www.vialis.es/new/, günün rengi koyu mavi. Cüzdanda para kalmayana kadar soymaya niyetim var.

Tanrının eli değmiş yemekler

picture-73

Barcelona’da ikinci gün. Üç saatlik otobüs turu, dört saat yürüme yolu, kırk dakika otel dinlenmesi, on dakika mail kontrolü, facebook kontrolü, kaşlar çıkmış mı çıkmamış mı kontrolü, bu ayakkabı o elbiseye uydu mu kontrolünden sonra akşam yemeği için taksideyiz. İstikamet Commerç. Arc de Triomph aşağısındaki Tünel’e benzeyen sokak. Öncelikle itiraf ediyorum benim mahallem burasıymış, sabahtan beri kuzey, güney, doğu, batı, ekseni arasında koşuşturup durdum ama ruhum bedenine Commerç’te ulaştı. Barlar, gece kulüpleri, Ego isimli restoran ve iki gündür aradığım stil sahibi insanlar burada.

Yemek mekanımız http://www.comerc24.com/. Carlos Abellán sahibi. El Bulli’nin tanrısı Adrian Ferran’ın öğrencisi. Yerimiz barın etrafındaki sarı sandalyeler. Görevimiz 62 Euro tutan 7 aşamalı menü. Süre sınırsız, şaraplar paralı. Hocası gibi moleküler gastronomiye merak sarmış olan Carlos’un mutfağından çıkan her tabak midemle aklım arasında gidip gelen bir orgazm alanı. Yumurta sarısı içine oturtulmuş tuna tartar; portakallı sardalya; jelatin zarın ortasına enjekte edilmiş parmesan ve trüf mantarı; enginarlı dondurma; karnıbahar krema; karidesli tavuk; ördekli mısır patlağı… Anlatabileceğim, anlatsam da sizin anlayabileceğiniz, anlasanız da bu muhteşem bir yemek olabilir diyeceğiniz türden tatlar değil. Şefin kendisine de belirttiğimiz gibi mekan, çalışanlar, şaraplar, yemekler muazzam. Bu deneyimi yaşadığımdan beri insanlığın kalanına fark atmış duygusundan kurtaramadım kendimi.

Barcelona günlükleri

May 28, 2009 Barcelona, ŞEHİR No Comments

farggi-1

İkinci gün. Turist olmak zor zanaat. Hele ilk defa geldiğin şehirde. Bu yüzden, Barcelona’ya gelmek isteyip de ben orada neler yaparım diye merak edenlere ufak bir rehber hazırladım. Söylemesi benden, yapması senden.

– Barcelona’ya bir şampiyonluk maçı sırasında gelmeli, sokaklarda deliler gibi koşuşturanlara eşlik edip, “Katalanlar, İspanyol değildir.” naralarına kulak vermelisin. Ondan sonra Galatasaray, Beşiktaş, Fener falan zaten yalan.
– Binalar muhteşem. Üstelik sadece Gaudi’nin yaptıkları değil. Caddeler ve balkonlar boyunca uzanan kepenkler ve çiçekler arasındaki binaları görmek için yürürken arada bir havalara bak derim. Deli olduğunu düşünenler olursa, boşver. Bu kadar güzel bir şehirdeyken bunu kim takar.
– Burada şık olmak demode. “Bunu da nerden giyerim ki artık?” diye düşündüğün bütün taytlarını Barcelona’ya getirebilirsin. Sıfırın altında moda anlayışı, eteklerin, blüzlerin, ceketlerin altına giyilen taytlarla pek güzel örtülüyor. On sekiz sezon öncesinin ayakkabılarını bile giysen ne fark eder. Rüküş ol, rahatsız olma. Espadriller yeniden moda.
– İnanılmaz ama şehrin hiçbir yerinde pankart, afiş, tabela, reklam yok. Kırmızı hattın otobüsüne binip de Av. Pau Casal’a geldiğinde tek göreceğin, soldaki binanın üzerindeki Coca Cola logosu, bir de Barca Stadyumu yakınlarındaki şampiyonluk posterleri.
– Bu şehir sanki yürümek için yaratılmış. Yolların yarısı kaldırım, yarısının yarısı bisikletliler için ayrıldıktan sonra, geriye kalan tek şeritte arabalar ve motorlar seyrediyor. Onlarca kırmızı ışık, tonlarca otobüse rağmen hiç trafik yok.
– Her köşe başında bir kahve var. Kimisi kişilikli, diğerleri sıradan. Benim özellikle tavsiye edeceğim http://www.farggi.com/ Barcelona’nın Starbucks’ı gibi. Peynirli sandviçleri yeme de yanında yat, pancake’leri tarifi alıp çantana at.
– Sana bikini aliyim mi diye soran olursa, plaj nerde diye yanıtlama. Bikini bildiğin kaşarlı tost. Karnın açsa yanına da çek bir Sangria.

Tamam hep güzel şeyler söyledim, bir iki de fena kısım ekliyim: Sokaklar pis, yemekler yağlı, insanlar biraz iri, kızlar pasaklı. Ama yine de Barcelona ölmeden önce yapmak istediklerin listesine ön sıralarda yer almalı.

Barcelona’nın hakkı üçtür

picture-129

Ülkeler arasındaki düşmanlığı ortadan kaldırmak için giriştiğimiz “Hadi yeni kültürlerle tanışalım” planı başarıyla sonuçlandı. Otto’da  “yanlış insanlarla konuşuyorsunuz” diyerek, Reina Layla ve türevlerinden uzak tutmaya çalıştığımız Yunanlı arkadaşlarımız birkaç gün önce vatanlarına döndü. Mail attılar, memnuniyetlerini, iyi dileklerini ilettiler. Herkese selamları var. İstanbul’a gelecek arkadaşlarına bizi önereceklermiş. Günlük 100 TL, içkiler onlardan olmak şartıyla teklifi kabul ettik. Bundan sonraki turumuz Haziran ayında başlıyor.

Bu geçen haftanın havadisiydi. Çarşamba işler tersine döndü. Barcelona’daki ilk günümde turist olarak, girmemem gereken bütün dükkanları özenle belirledim, yemek yememem gereken o tek yerde karnımı doyurdum. İlk günün günahı olmaz diyerek kendimi avutmaya çalışırken diledim ki, birileri de benim elimden tutsa, “gel sana mahalle barı, al sana deniz kenarı” diye bu şehrin güzelliklerini anlatsa. O turist otobüsüne atlamasam, müzenin önünde giriş kapısı nerde diye aranmasam. Hatta şansım yerindeyse şu sözü edilen muhteşem ev partilerinden birine konuk olsam.

Daha dört gün var, İspanyollardan umut kesilmez. Ama kararlıyım bu sefer olmazsa Ağustos ayında http://www.primaverasound.com/ için geldiğimde Yo La Tengo çalarken kafamın dengi birilerini bulucam.

Skor 2-0. Hepimiz Katalanız!

syrah

Barcelona hakkındaki ikinci izlenimler: kızlar, erkekler, köpekler, garsonlar, satıcılar, sanatçılar…Bu şehirdeki herkes çok rüküş. Taksim meydanı olarak adlandırdığımız Placa Catalunya’da köşe bir masaya kurulduk, önümüzden geçen herkesin kılık kıyafetine takıldık. Bütün beğendiklerimizin Fransız çıkma olasılığı, hiç Türk görmemiş olmamızla tamı tamına denk geldi. Sıradan pizza ve pesto soslu ravioli eşliğinde etrafı dikizlerken gördüğümüz ilk şık İspanyol kızı, Adidas’tan alma bir t-shirt giymişti.

Moda kimsenin umrunda değil. Yeter ki akşamki maçı alalım. İş çıkışı ceketler formalarla, etekler boyalarla yer değiştirdi. Tutkulu Barcelona halkı gerçek yüzünü gösterdi. Kısa elbisemin altında titreyen bacaklarımla, itiraf ediyorum, olaya tam Fransız kaldım. Bir de tam maç saati yorgunluk bastırdı, ortalığa çaktırmadan otele yollandım. Benim bildiğim maç TV’de izlenir. İlk yarının sonunu 1 gol, http://www.restaurantsyrah.com/‘da cuma gecesine yaptırdığım rezervasyon, bir iki facebook mesajıyla geçirdim. O ana kadar durumun ciddiyetini hala anlayabilmiş değildim.

İkinci yarının sonunda gözümde şimşekler çakmaya, kanım kaynamaya başladı. Barcelona maçı 2-0 alıp, şampiyon oldu. On birde elimde bayraklar meydanın yolunu tutmuştum çoktan. Polislerin, silahların, birbirinin üzerine atlayan sarhoşların olmadığı kalabalık Barcelona sokaklarında eğleniyor. Havai fişekler patlıyor, kornalar çalıyor. Bu kolektif coşku bütün hüznümü stadyuma gömüyor.

Beni Barcelona pazarına terkedin

market1

Barcelona’ya vardım. Son üç yıldır hadi, bu yaz, bahar bitmeden, eylülde dedikten sonra. Sonunda! Bu yüzden ilk izlenimler paketini tam da turist gibi ortalıkta gezmekteyken açabilirim.

Havalimanı bomboş. Pasaport kontrolünde sırada beklemeden, o korkunç “bu bir Türk” bakışlarına tabii tutulmadan ve tuvaletin yerini fazla aramadan ilk aşamayı atlatıyoruz. Sarı-siyah taksiler tam çıkışın önünde. Alandan, La Rambla’nın bitimindeki otelimize varış süremiz 15 dakika, ücret 26 Euro. İngilizce konuşamayan taksi şöförümüz 4 Euroluk bahşişi görünce “Gracias” ları dörtle çarpıyor.

La Rambla’da turistler, özellikle Fransızlar, fink atmakta. Meydan çiçekçiler, kostümlü aktörler ve kafesteki kuşlarla denize kadar uzuyor. Herkesin elinde bir harita, http://www.boqueria.info/ ‘dan alınmış meyveler, bir de tabii kaçınılmaz jambonlu sandviçler. Davullar eşliğinde akrobasi yapan oğlanlar, gitar ezgisiyle kendinden geçen Hintliler ve dünyanın en hüzünlü müziğini çalan adam arasında favorimiz oğlanlar. Bizi tam yemek yerken yakaladıklarından keselerine koyduğumuz birkaç Euro yüzünden.

Dar sokaklar, rüküş İspanyollar, bikiniyle sokakta gezen turistler, akşamki maça hazırlanan fanatikler… İki saatlik Barcelona turu sonunda aklımdan çıkamayan pazarın içindeki dükkanlar. Kirazın kilosu 3 Euro, muhteşem üzümler 2.55. Peynir, zeytin, şarküteri reyonlarında inanılmaz bir keşmekeş. Yarım saat sonra otele döndüğümde tek istediğim kiraz kolilerinin içinde yatabilmek.

Kategoriler

TAKVİM

May 2017
M T W T F S S
« Dec    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]