Home » Londra Günlükleri » Recent Articles:

benim babam

IMG_4937

Babalar günü bittiğine göre birşeyler karalayabilirim buraya. Çünkü söyleyeceklerimin herkese ait bir günün yancısı olmasını istemedim. Ben babamı hiç tanımadım. 10-12 yaşlarım arasında geçirdiğimiz iki yıl içinde sabah 7:30’da koşarak beni okula bıraktığını, ortaokul sınavlarına hazırlanırken kitapların değil kendi tarihinin öğrettiği gerçekleri anlattığını, dişimi kırıp, yarılan dudağımı sünnetçide diktirdiğim gün, kendi işimi kendim görmemden kaynaklı bir gururla gülümseyerek “annene ne diyeceğiz şimdi?” diyişini, Kadıköy’ün seyyar kitapçılarında gezdirmesini, o yazarken benim tetris oynadığım, ismini annemden almış Tümzamanlar Yayıncılık’ın odalarını, goralı sandviç yemeğe çıktığımız öğlenleri anımsıyorum. 

Hatıralarımda bana verdiği, yönüm olmuş bir hayat dersi falan yok. Sabah kahvaltısında reçel sever miydi? Ayran içer miydi, yüksekten korkar mıydı? Bilmiyorum. Babam beni kendi üretimi bir paket olarak görmezdi, birey olarak düşündüğüme önem verirdi. Hangi okula gitmek istediğim, canımın çektiği yemek, izlemek istediğim kanal, uyumak istediğim saat, arkadaş olacağım çocukları seçmekte özgürdüm. Sosyal statüsüzlüğü, gerçek demokratlığı, cinsiyetsiz sevmeyi, düşünmeyi, uzaktan da olsa sevginin yalın halini onunla öğrendim. Sorgulatırdı babam, kitapların sonunda ne düşündüğümü yazmamı ister, sonrasında okur, tartışmaya açardı. Hep kocaman sarılırdı, öperdi, yasak, ceza gibi kelimeleri asla kullanmazdı, imkansız, bakarız dediğini anımsamıyorum. Bir tek spor konusunda çok disiplinli olmam gerektiğini söylerdi. Bedenine iyi davranmanın önemini kapalı duvarlar arasında keşfetmiş birinin bilgeliğinde. … Continue Reading

10 kişi

FullSizeRender (11)

Göksel üzerine Benjamin Clementine, arkasına Metronomy, hemen ardından Yelle çalıyor hoparlörümde.

Ağlarken biri gülümsetiyor mesela, sonra kahkaha atmaya başlıyorum, duyguları biriktirmeden bozuk para gibi harcıyorum.

Aynı şarap bir gece 3 kadehte dansa kaldırıyor, bazen ikincisinden sonra battaniye örtüyor üstüme.

En sık izlenenler listelerimde belgesellerle romantik komediler başı çekiyor. Netflix’in bile kafası karışıyor, ne önereceğini bilemiyor.

Saatlerce vakit geçiriyoruz birlikte, o akşam yemeğinde Meksika mı Thai mi yiyelim derken ben Peru’ya, Himalayalar’a, Meksika’nın sadece kumdan oluşan adalarına gitme hayalleri kuruyorum kafamda, Uber çağıracağım posta kodun ne derken buluyorum kendimi . … Continue Reading

Tahtravalli gibiyim. Bazen.

FullSizeRender (10)

Bazen, yalnız kalmak istiyorum. Ama hani odanın kapısını kitleyip kulaklıkları takıp, müziğin içine gömüldüğün gibi bir yalnızlık hali değil. Evde, sokakta, mahallede tek başına olduğun, rüzgarın, kedilerin, ambulansların bile sesini kestiği, şarkılara konu olmamış, resmi yapılmamış, kulaklarında çınlamasız, yorganın içinde bacaklarını oynattığında hışırdama sesinin gelmediği, dünyada kimsenin senden bir şey beklemediği ve o isteklere cevap olamadığın için suçluluk denizlerinde bocalamadığın, sitemsiz, sonra konuşalım tümcesindeki sonranın zamana gün, saat, hafta olarak dahil olmadığı, çünküsüz, amasız, lütfensiz bir yalnızlık, Ütopik. Biliyorum. Ama istiyorum. Ve sonra kalabalıklara karışıp dans etmek, sarılmak, birlikte sabahlamak. Da istiyorum. Tahtravalli gibiyim. Bazen.

mekanın ayıramadığı doğru

IMG_4445

Okuldan eve döndüğümüz saniye telefon hatlarıyla birbirimize bağlandığımız, annelerimize açık kalmış diye yalan söylediğimiz, eve harçlığımızdan ödediğimiz ikinci numara bağlanmasına sebep çocukluk arkadaşlarımın hiçbiriyle aynı zaman diliminde yaşamıyorum.
Sabah uyanıyorum, gördüğüm rüyayı anlatmanın heyecanıyla whatsapp’e gidiyor parmaklarım. En azından en uygun yöntemin bu olduğunu otomatize etmişim. Tam basacağım sırada, belki eve yayılan kahvenin kokusuyla, ayılıyorum. Benden beş saat geride. New York’ta. Bu demek oluyor ki henüz yatağında, tabii güneşin doğuşunu beklediği bir terasta, drum & bass’in kalbinde, uyku tutmadığı için yorganla mücadelede de olabilir ama şimdi bişey mi oldu diye panikle uyandırmaya gerek yok. … Continue Reading

beni benimle bırak

IMG_4025

Yaş alıyorum. Yüzümde güneşten kısılan gözler, kafamın tepesinde dolaşan düşünce balonlarına eşlik eden çatık kaşlar, büyük kahkahalar, The Notebook gibi filmlerde mütemadiyen ağlamama sebep sulu gözler sebebiyle artan çizgileri, üstüste içilen ve karıştırılan içkilerin ertesi günü bedenimi çarpan yorgunluğu, arada bir bavulu çekiştirmekten sırta binen spazmları saymazsa, hoşuma gidiyor. 

Artık hikaye biriktirmek için yaşamıyorum. Eski hikayeleri kafamda döndürüp nerede hata yaptığımı aramıyorum. Çalmayan telefona gözümü dikerek bakmıyorum. Sansürsüz yayınlıyorum kendimi, beşinci sezonda bayan dizilerden biri olmak istemiyorum. Acaba sorusunu aynı kişi için ikiden fazla tekrarlamıyorum. Cinin içindekini saymazsak şeker tüketmiyorum. Kilometrelerce bisiklete biniyorum, Hackney Marshes’dan Victoria Park’a, oradan London Fields’e bağlanıp yolu üç katına çıkarıyorum, bu hem ciğerime dolan oksijeni hem de D vitaminini artırıyor.  … Continue Reading

londra maratonu

IMG_4015

tek başına, önümde laptop, kitap veya gazetesiz oturorum. Kulağımda bugün Jimmy, Upon That Bridge – Anthony Joseph. Biraz yerimde sallanıyor da olabilirim, şarkının Karayip ritmiyle. Gündüz gözüyle yaptığım bu harekete şaşkınlıkla bakan yan masa komşumu yakalayınca anlıyorum durumu. Bence dansın ve ağlamanın yeri diye bir şey yok. İçinden geldiğinde bırakmalısın kendini. Kavga ayrı. Kavgayı başkalarını duruma dahil etmeyeceğin, haklı değil miyim diye yandaşlık aramayacağın yerlerde etmelisin. Hiç etme diyeceğim ama kavga da anlaşmaya dahil. Neyse, Oturuyorum. Bu aralar favori mahallem Brixton Village içinde, Senzala galetteçisindeyim. Son on dakikadır hararetle telefonun tuşlarına basan ( hatta vuran demeliyim) çocuk dikkatini ekrandan garsona kaydırıp kahve sipariş ediyor. O sırada şaşkınlıkla bana bakıyor yine. Pardon diyor, ne yapıyorsunuz. Duruyorum diye yanıtlıyorum. Sarkastik olduğumu düşünerek alınıyor. Oysa gerçekten, duruyorum. Koşturup durmaktan yorulmuş beynimin peşindeki bedenimin bu aralar en sevdiği şey durmak. 

Nerelisin, nerede oturuyorsun, ne iş yapıyorsun devam ediyor muhabbete. Adımı sormadı, en sevdiğim içkiyi ya da yemeği de. Çalan müzikle ilgili hislerim ya da kulaklıkta hangi parçaya geçtiğim de ona önemli değil. ( Mr. Fingers – Nodyahed) En çok satanlar kitaplarındaki “tanışma kurallarından” üç cümle okuyormuş gibi. Zaten cevaplarımla da ilgilenmiyor. Sürekli arkamda bir yere baktığı için ben de dönüp dönüp onun gözlerini takip ediyorum. Filmin jeneriğinde kimsenin okumadığı dördüncü kameramanın gibi hissediyorun kendimi. ” Sinemada film bitip, isimler geçmeye başlayınca ne yaparsın?” diye soruyorum. Kalabalığa kalmadan çıkarmış. Şaşırmıyorum tabii. Ben konserde üçüncü bis’i görenlerdenim. O bis’in olma olasılığını sevenlerden. … Continue Reading

IMG_3782

Burada, trende çok vaktim geçiyor. Daha spesifik olmak istersem overground’da. Metronun tersine yer üstünden giden raylı sisteme verilen isim bu. Londra’nın kuzeyinden ( Clapton) güneyine ( Peckham) gitmek ortalama 1 saat. Bu kimisi için gazete, bazısına instagram’da atlanmış postları, kızları, yorumları inceleme vakti, pek çok Londralı için de kitaplara gömülme boş zamanı anlamına geliyor. Kuzey kültüründe birbirine bakmak, ayaktan başa, sonra bacaklara yoğunlaşan göz dikmeler yaygın değil. İnsanlar içine, haftasonu gidecekleri sergilerin eleştirilerine, tatilde gidecekleri ülkeleri anlatan kitaplara gömülüyor. Otobüslerin aksine burada kimse telefonla konuşmuyor.

Ben genellikle kulağımda dünyanın kirini üstünde biriktirmiş beyaz Ultimate Ears’larımla camdan dışarı, geçen binalara bakıyorum. Tren istasyonlar arasında yoluna devam ettikçe, ben sabit kaldığım için dışarıdaki dünyanın bulutlar gibi yer değiştirdiğini hayal ediyorum. “Dünya senin eksenin etrafında dönüyor” bencil değil, tembel insanlar için söylenmiş olmalı. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

August 2017
M T W T F S S
« Jun    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]