Home » BERLİN » Recent Articles:

Berlin’in tüm yemekleri

October 6, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 2

Berlin’in kozmopolit olmasının en güzel yanı: Dünyanın pek çok mutfağının ayağına kadar gelmiş olması. Koreyse kimchisi, Fransız ise bageti, Meksikaysa guacamolesi tamam. Memleketten gelen malzemelerle yaptıklarından hafiften oraların kokusu da siniyor yemeklere. İnsan oturduğu yerden uzaklara mı gidiyor ne…

HER GÜN MEKSİKA!

Dünya üzerinde her gün yiyecek olsam sıkılmayacağım tek mutfak! Meksika. Bir gün burrito, ertesinde nachos, diğerine enchilada… Hepsinin üzerine bol bol acı, yanında jalepeno. E Berlin’de de elbette Meksika yemeğinin iyisinden var. Olley!

Maria Bonita: İstanbul’da arabacının köftesi, pilavı nasıl güzelse, Berlin’de de Maria Bonita’nın tacos’ları için aynı şeyi söyleyebilirim. Net.

Santa Maria: meksikalılar içiden rüşdünü ispatlamış (kelimenin hastasıyım) adres burası. Genelde sıra beklemek gerekiyor masaya oturmak için ama nachos yanında gelen o guacamole, üstüne yediğin quesadilla yok mu? Değer!

tumblr_m890r4kYIF1r430uto1_1280

KORE USULÜ

İstanbul’da kaç turşucuya gidip kimchi tarifi verdiğimi, 10 şişecik yapın hepsini alacağım dediğimi  bilmiyorum. Onlar da kibarca bizim ağız tadına uymaz diye uyardılar. Hala ikna olmadım. Acılı-ekşili lahana olsa önündeki tabakta, acurların yanında, yer misin yemez misin, sen söyle… Neyse madem burada yok, ben de Berlin’e gittiğimde şimdi adınıı vereceğim şu iki adrese giderim. Tıka basa kimchimi yerim.

Kimchi Princess: Masaya ilk acılı lahanam düşüyor elbette. Sonra da Kore usulü barbekü tabaklarını ısmarlıyorsun. Bizim ocakbaşı kafasıyla aynı mantıkta çalışıyor. Önce mezeler (turp, patlıcan, otlar) ardından da yanındaki mangalda pişen sebze, et, ahtapot ya da tavuklar. Mantık aynı ama tad bambaşka. Berlin’in pek çok lokantasının tersine burada kredi kartı ile ödeme yapılıyor. Hadi yine yaşadın. … Continue Reading

Berlin, Ekim 2014

October 5, 2014 BERLİN 2 Comments

fotoğraf 4

Merhaba. Berlin’e bu artık bilmiyorum kaçıncı seyahatim sırasında bir şeyi, bir kez daha ve tekrar keşfettim: Şehre bayılıyorum. Ayak bastığın anda sendeki özgürlük duygusunu tetikliyor. Sokakta kimse diğerine ne garip insan diye bakmıyor, cıkcık’lamıyor, hemen hemen yüzde doksanı Türk olan taksi şöförlerinin bir tanesi bile söylenmiyor. Demek ki sorun Türklük’te değil. Türkiye sınırlarının içerisinde.

Prenzlauer Berg çocuklarını ve babalarını, Mitte’nin kahvecilerini, Torstasse üzerindeki dükkanları, Neukölln’ün ikinci el mağazalarını, hemen her dükkanın önünden günlüğü 10 Euro’ya kiralanan bisikletlerle gittiğim yolları uzun uzun anlatacağım ama bu yazıya, Berlin’de bu aralar en popüler olan yerlerle başlamak istiyorum. İzninle.

fotoğraf 3

SONSUZA KADAR KAHVALTI

Neuköln’ün insanlardan uzak, ağaçlara yakın caddelerinden birinde yeni açılmış bulunan Cabslam California Breakfast Slam seni birden Berlin’den alıp Williamsburg’a taşıyor. Nedeni sadece David Lynch filmlerini andıran atmosferi, acı sosun binbir hali, Huevos rancheros ismiyle bilinen Meksika yumurtaları, eşsiz bloody marry’si değil. Havasında, gelen insanında, müziğinde biraz New York havası var. Ama yediklerin! Ooooooof. Çok o’lu hiç ö’süz. Berlinliler arasında gitmeyen kalmamış, önünde 45 dakika sıra beklenmiş mekan.

Melbourne Cantine Cabslam kadar sofistike, şahsına münhasır olmayabilir ama bu kahvaltılarının pek güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sahipleri Avustralyalı, yumurtaları Benedict, Florentine, Royal tarzında. Havanın güzel olduğu bir güne denk gelmişsen değmiyorlar keyfine. En güzel yanıysa, hadi kalkın ya da bir şey daha ısmarlayın demeden ortalıkta keyifle gülümseyen garsonlarının olması.

fotoğraf 1

PAZARA GELDİK

Son yıllarda popülerleşen Kreuzberg’in orta yerindeki Markthalle Neun’de Perşembe akşamları bildiğin parti ortamı kuruluyor. Tek farkı Brezilya usulü taco, Mogg and Meltzer yapımı rozbifli sandviçler, Thai yemekleri, Lychee aromalı biraların satılması ve bunları en sevdiğim kaldırıma çöktüm modeli yeme kafası. O kadar kalabalık oluyor ki Salı pazarı yanında halt etmiş.

Benim söylememe gerek yok ama artık Mauer Park out, Neuköln Maybachufer’de iki haftada bir pazar günleri kurulan pazar in in in. Yani herkes oraya ya birşeyler almaya (bakınız plak, giysi, porselen, takı) ya da müzik dinlemeye, hiç olmadı sosis, döner yiyip bira içmeye gidiyor.

fotoğraf 5

AVM MODASI

Herkes gider pazara, Berlinliler gider alışveriş merkezine ama elbise bakmaya değil. Çok katlı otoparkın en tepesinde, güneşin batışını enfes bir manzara eşliğinde izlemek için Klunkerkranich’e. Saat altından önce gidersen bedava, sonrasında 3 Euro giriş ücreti alıyorlar. Müzik. Tamam. Pizzalar. Enfes. Muhabbet. Sonsuz. Bu aralar gece nerede başlıyor diye soranlara…

fotoğraf 2

HAMBURGER FENOMENİ!

Dünyanın her yerinde 2013’ten beri bir yandan vejeteryen mutfaklar, diğer taraftan hamburgerciler aldı başını gidiyor, sayısız dükkan açıyor. Bir karış yüksekliğinde burgerler yapan ve Stockholm sendromu gibi sana kötü davransa bile geri döndüğün mekanlar listesinde bir numarada Berlin Burger International var. Bu küçücük dükkan ve ondan fazla olmayan tahta masaları her dakika dolu. Orada yedin, tamam, ama hala hızını alamadıysan Tommi’s Burger, Schiller, District Mot etleri tavaya atmış, sosları hazırlamış olarak seni bekler.

 

Berlin? Bitmedi tabii.. Sırada kahveler, ondan sonra da Meksika, Viyetnam, Kore, Tayland mutfaklarında başı çeken, bir numaraya oturmuş dükkanlar var.

 

Çok Gezenler Kulübü’nün Berlin sayfasında Ece vintage’cıları ve gece hayatını , Bahar yeni açılan müzeleri yazacak. Başka öğrenmek istediğiniz konu varsa sorun… Anlatalım, bilmiyorsak keşfe çıkalım.

berlin (hep) IN berlin!

March 24, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 4

Saydım. 18. Berlin’e gitme sayım. Elimde harita olmadan gezdiğim, o enfes latteleri yapan baristaların ‘hoşgeldin yine’sini aldığım için kendime Berlinli diyebilirim.  Şehrimi Mitte, Müzeler adası, Unter den Linden Caddesi, Potzdamer Meydanı ve eskiden Batı ve Doğu arasındaki geçişi sağlayan Checkpoint Charlie’den ibaret sananlara çok diyeceğim var. Başlıyorum.

fotoğraf 2(1)

Lobiye gel, bekliyorum!

Adetimdir. Berlin’e gittim mi, ev tutarım. Otelde turist olmayı sevmem. Ama şimdi isimlerini vereceğim iki otel bu algımı değiştirdi. Oda-kahvaltı kapı dışarı, lobide kendin gibi dünyayı gezenlerle tanışmak, sosyalleşmek bizim herşeyimizsin!
Viyana, Hamburg, Frankfurt, Zürih’te şubeleri olan 25 Hours iki ay önce açılmış. Tepesindeki Monsters bar ve binanın arkasında kalan odalar hayvanat bahçesi manzaralı. Kapıda gidip beklemezsen ya da rezervasyon yaptırmazsan yer bulmak imkansız!

Benim daha ilgimi çeken, Honolulu kahvesinde saatlerimi geçirdiğim Michelberger oldu. Odalar küçük diye uyarmışlar ama lobisi geniş. Üstelik her gün 12:30’da buluşup duvar resimleri, Kreuzberg sokakları gezdiren hipsterlar da var. Ortam tasarım harikası, kendi üretimleri hindistancevizi suyu leziz.

fotoğraf 5 (2)

O kahve, benim!

Berlin’in en sevdiğim yönü her sokakta karşına çıkacak kahveleri. Herhangi birine oturup saatler geçirmek mümkün ama ben kendimi tutamadım bir liste yaptım. Aylaklık, muhabbet zamanları için yanında tutarsın.

Bilgisayarını, Mixer’ini, çizim tahtasını, tezini alan kendini Sankt Oberholz‘da buluyor. Burası dünyada gördüğüm en iyi freelance kahvesi. Abartısız.

Prenzlauer Berg’in üst taraflarında geziniyorum. Çocuklar ve köpekler parklarda oynuyor. Anneler ve babalar sandalyelerde ‘aman, yapma çocuğum, düşersin’ demeden izliyor. Ayaklarım, yolu bilir gibi Raumerstrasse üzerindeki Liebling‘e çıkarıyor beni. İçeride müzik, pencereden görünen bir park. Vakit daha görülecek çok şey var’ı çalmasa bütün gün kurulurum köşe masaya.
Kreuzberg’i boşver gençler artık Neükölln’e taşınıyor. Cafe-bar-pastane ve enfes burgerci olarak defterime not düştüğüm Schiller‘in önü bisikletini parkedip güneşin tadına varanlarla dolu.
Kreuzberg’i boşver dedim ya, dur! Boşverme. Seni kimi zaman tiyatrolar, bazen duvar resimleri, bazen de dükkanlar ve kahvelerle şaşırtan avlulardan birine gir. Voo Store ve Companion Coffee yazacak kapısında. İşte orayı seveceksin. Önce endüstriyel tasarım harikası dükkana ve mallarına bak, sonra da kapı önünde latteni götür.

Alternatif gençliğin, konserlerin, jonglörlerin meskeni Görlitzer Park’ın hemen yanında, Görlitzer Strasse boyunca dizili kahvelerden canın hangisini çekerse ona girebilirsin. İlle de favori, sen hangisini seçtin diye soracak olanlar var, biliyorum. Kırmızı biber çorbası sebebiyle Gipfeltreffen‘den yana oyumu kullanacağım.
Hazırı reddet, üreticisinden al, kendi kahveni kendin öğüt kültürü Berlin şehrini ele geçirmiş halde. Bu tatta iyi kahve içebileceğin bir The Barn var, aman dikkat erkenden kapatabiliyorlar,  bir de Five Elephant. Dilersen otur keyfini çıkar, istersen eve paketle götür.

 

fotoğraf 1

Friedrichshain, sevdim seni!
Berlin duvarının son kalan bölümü bugün East Side Gallery. Dünyanın pek çok yerinden gelmiş sokak sanatçıları 1 km uzunluğundaki bu alanı özgürlükle boyamış, şimdi turistik gezilerin duraklarından. Hah! Ona bak, önünde pozunu ver. Sonra köprüyü geç, kendini pek güzel, turistik rehberlerde adı sıklıkla geçmeyen Friedrichshain’da bulacaksın. Burası çalışmayı pek sevmeyen Berlinliler’in mahallesi gibi göründü bana. Warschauer Strasse metro istasyonunun sağında kalan ara sokaklar boyunca sayısız bar, dükkan, restoran saydım. Eski sinema salonundan devşirme Kino, Bochagener Meydanı, Revaler Caddesi üzeri kahve, insan, muhabbet kaynıyor.

fotoğraf 2 (3)

Havaalanını bile park yapmışlar!
Seni acayip bir yere götürücem, pistte yürüyeceksin diyor Leyla. Bir tür simülasyon olarak canlanıyor kafamda. Yok. Değil. Berlin Doğu ve Batı olarak duvarla ikiye ayrılmışken üç dakikada bir uçakların erzak ihtiyacını karşılamak için indiği Tempelhof Havalimanı şimdi komün alan. Bahçe yapıp çiçek eken, matını kapıp yogaya gelen, şezlongunda kitap okuyan, patenlerini ve paraşütünü takıp uçan, piknik sepeti ve köpeğiyle gününü geçiren, bizim gibi dünyada bir ilke imza atıp pistte yürüyen herkes orda. Alışveriş merkezi, otel falan olmayacak yani.

 

fotoğraf 2 (2)

Berlin En’lerim

Beyaz çöplük… Pazar akşamüstü şehrin en iyi nachos’larını yemeye White Trash‘e gidiyoruz. Sekizden sonra kapıda giriş parası alıyor. Yaz-kış önemi yok. Tıklım tıkış. Kafasına göre bir gün caz, öbüründe country müzik çalan gruplar var.

72 saat müzik… Eğlencenin hiç bitmediği şehir olarak bilinen Berlin’de Cuma açılıp Pazartesi kapanan club’lara gitmek farz. İsteyen sabah kahvaltı saatinde danstan çıkıyor, dileyen pazar diskosuna geliyor. Sordum soruşturdum en popüler, yerli işi olanı Sisyphos. İçinde göl, terkedilmiş otobüs ve fotoğraf çekme yasağı var. Maksat: özel hayata saygı.

fotoğraf 4(1)

Fotoğraf zor zanaat… İnstagram’dan sonra fotoğrafçı olan herkes moda fotoğrafının kralı Helmut Newton müzesini görmeli. Newton’un kullandığı makineler, onun ismine yapılmış bavullar, videolar ve tabii ki hayatı boyunca çektiği portreler, reklamlar… Bir diğer önemli merkez de Helmut’tan çıkıp sağa dönünce karşına çıkacak olan C/O. Açılışı Nisan’da yapacaklarından sergilerine denk gelemedim ama binasının hastasıyım.

Stil Berlin’in işi…Berlin ucuz şehir olarak nam saldığından kimse pahalı markalardan alışveriş yapmıyor. Burada ikinci el piyasası büyük. Garage‘da yeterince zaman geçirirsen gardrobunu baştan kurabilir, t-shirt’leri kiloyla alabilirsin. Yok o kadar vaktim yok bakıp çıkıcam diyenlerdensen Made in Berlin askıları arasında ve Soeur dükkanında gezineceksin.

Vintage bar…Bir zamanlar David Bowie’nin barı olarak bilinen Kumplnest Bar önünden geçerken dikkatimi çekti. Hala 1970’lerden kalma bir tarzı var. Ben severim vintage yerleri.

fotoğraf 3 (2)

Kırtasiye bizim işimiz… Berlin’de deftere, kaleme kırtasiyeye doydum! Her sokakta bir tane var desem yalan değil. Ama Japonya’dan gelme özel kağıtlar, resim, mimari, kart, kartpostal lazımsa seni deposuna yönlendiriyorum: Modulor.

Yemek pazarda yenir… Stockholm’ün Salü Hall’i, Londra’nın Borought Market’i varsa Berlin’in de Markethalle‘si var. Perşembe-Pazar arasında açık olan sokak yiyecekleri panayır alanı hem her şeyin tazesini sunuyor hem de yeni nesil şeflerin elinden çıkma yemekleri tatmanı sağlıyor. Öğle saatlerinde tüm Berlin buraya taşındığından 11’de, tezgahlar boşalmadan git sen.

fotoğraf 1

Açlık zilleri çaldı… Hiçbir yerde kötü yemek yemedim. Lahmacun, döner, işkembeci buna dahil. Ama madem bu kadar kozmopolit bir şehirdesin: İsviçre usulü röşdi ( rendelenmiş patatesle yapılan bir türk krep) ziyafetine Helvetia. Korenin geleneksel acılı lahana turşusu kimchi’yi tabak tabak tüketmeye Yam Yam. Tavuk, sosis, lahana, patates salatasına doymaya Altes Europa. Akdeniz mutfağını, bagel içine şarküterileri götürmeye Barcomi’s. Geleneksel Alman yemeklerini balo salonunda millet vals yaparken yemeye Clarchens‘e gideceksin.

Sokağını sevdiğim… Hani bazı sokaklar vardır üzerinde plakçısı ( Down by Retro), pastanesi (Bully’s Bakery) kahvesi, stil sahibi dükkanı, duvar resmi vardır… Geceleri kapıların önünde insanlar doluşur, orayı hep ararız, hiç bulamayız ya? Tamam. Bendesin. Kreuzkörn olarak anılan bölgenin tam orta yerinde Weserstrasse.

Bu yazı Mastercard dergi Nisan sayısı için yazılmıştır.

2013’te Gezeceklere Öneriler #1

Seyahat yazıları neden yazmıyorsun, gezmeyi mi bıraktın tipindeki sorulara son vermek amacıyla, Çok Gezenler Kulübü‘nde pek çok örneğini bulabileceğin birkaç öneriyi buradan da duyurmak istedim.

Berlin’e gidecekler!

Kapılar arkasındaki barlar kuşağında David Bowie’nin müptelası olduğu Green Door da var, sadece 14 kişiye hizmet veren Buck & Breck de.

Japonya’daki deprem ve tsunami’den sonra Japon tasarımcıları desteklemek için açılmış Oukan 71 dükkanı listeye alına.

Hostel sevenlerdensen 70’lerin Doğu Berlin’ini anımsatan bir tanesinde kalmaya ne dersin?

Londra sevdalıları!

Hackney Picturehouse hayallerinizdeki sinema salonu.

Londra kendin pişir kendin ye tipi mangal tekniğini değiştirip kendin dik, yap, öğren; yanında da iyi çay iç, taze kek ye usulü kahveler açmış. İşte onlardan en popülerleri

Londra’nın doğusunda hem ucuza hem şık kalmak için adresler … Continue Reading

Çok Gezenler Kulübü Görlitzerstrasse’de yaşıyor!

June 20, 2011 BERLİN No Comments

Bir bilene danış diye boşuna demiyorlar. On kere gidip de Doğusundan Kreuzberg’ine kadar itinayla her sokağını dolaşmayı başardığım şehirde bu kez bambaşka, herkesin İngilizce konuştuğu, modern Alman mutfağı olarak ekşili köftenin servis edildiği, mekanın ortasında sandalyeleri olmayan masanın durduğu başka sokak keşfettim: Görlitzerstrasse. Kısaca tanıyalım.

Kalabalık posterlerin arasındaki minik figürlere bakarsan Berlin’de sanatçı olmak için galeriye gerek olmadığını anlıyorsun. Graffiti, resim, heykel, fotoğraf duvarda!

Erken gidip yiyemesem de Nest‘de doldur tabağını, aç internetini brunch zevki varmış. Gipfeltreffen‘in (Görlitzerstrasse, 68) kahveleri güzelmiş, keklerini bir kez yersen Berlin’i terk edemezmişsin. … Continue Reading

Berlin’de pazar

June 19, 2011 BERLİN No Comments

Sekizde uyandığımda güneş vardı odama dalan. Şimdi hava yine griyeyazdı, birazdan başlar sağanak yağmurlar. Mauerpark‘taki bit pazarına gidip, Arena‘da Badeschiff’te mojitoları götürecektik. Pazar günü Berlin kafası.

Uçak sabaha karşı. 1:55. Daha vakit çok. Kreuzberg’deki sanat erbablarına da … Continue Reading

Kreuzberg’e bir iki!

June 18, 2011 BERLİN No Comments

Hata ettik. İki buçuk yıl önce, Berlin’e ilk geldiğimizde Neukoelln‘den ev almalıydık diyor Jordana. Animated Zeug onun ve Giorgio’nun ortak projesi. Berlin’de yaşıyorlar. Fransızca, İtalyanca, Almanca konuşuyorlar. Animasyon filmleri yapıyorlar, belgesellerde çalışıyorlar.

Dün gece on ikiyi on geçe evden çıkıp U8 (U-Bahn, sekizinci hat) ile Herman Platz durağına gitmemize,  sokaklarda Ele Güne Karşı Yapayalnız söylememize, Wesser ve Reuter köşesindeki Pizza a Pizza‘nın önünden uzanan aralıklar boyunca … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

May 2017
M T W T F S S
« Dec    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]