Ayışığında parlayan tavuskuşları

June 1, 2009 ŞEHİR 2 Comments

idda

Delirdim. Salonu, mutfak dolaplarını, banyo çekmecelerini, yemek masasını topladım. Huzura eremedim. Çöpü boşalttım, tabaklarla bardakların yerlerini değiştirdim, çatal bıçakları tek tek sildim. İşe yaramadı. Raflardaki kitapları öncelikle boy, ardından alfabetik sıraya dizdim. Tatmin olmadım. Sonunda tek çarem kaldı. Gardropta pusuya yatmış elbiseler. Korkulu rüyam. Yüzleşmeye hazırım.

T-shirt’leri raflara; pantalonları, renklerine ve stillerine göre dolaplara; günlük ceketleri sağdaki, evladiyelikleri soldaki askılara daha geçen hafta yerleştirmiştim. Bugün etekleri, çorapların arasında, ayakkabıları yığın halinde çamaşır sepetinin yanında buldum. Tek suçlu benim, cezama da razıyım.

Madem bir kez daha bütün kıyafetleri yere indiriyorum, hazır vakti gelmişken yazlıkları da çıkarayım dedim. Kırmızı blüz demode, çizgili şortun rengi solmuş, sezon sonunda ucuzluktan aldığım sandaletlerse kalite sıralamasında oldukça aşağılarda kalmış. Bu yüzden büyük torba aldım, yüzümde kocaman gülümsemeyle odaya döndüm. Evdeki herkesi etrafımdan uzaklaştırdım, dehşete düşmesinler diye. Çalışmalara başladım.

Altı t-shirt, iki pantalon, üç elbise, iki ayakkabı yardıma muhtaç insanlara; sekiz dokuz kaçık çorap da sabah altı arabasına yetişecek çekilde toplandıktan sonra, http://www.sheilafrank.com/‘dan alacağım iki elbise için yeterli yer açılmış durumda. Şaheserim karşısında mutlulukla gülümseyerek, “Twilight” için mısır patlatmaya gidebilirim.

Fındık fıstık atmayın, kafese yaklaşmayın

June 1, 2009 ŞEHİR No Comments

tsh

Oğlan gülümseyerek bana baktı. Anlam veremeden başımı arkaya çevirdim. Ortalıkta sokak köpekleri ve bir iki araba dışında kimse yok. Bu sefer boğazını temizledi. Şaşkınlık içerisinde gözlerimi kaçırmaya çalışarak, ama biri bakışlarını üzerinize diktiğinde verdiğiniz o garip geri bakma eyleminin kurbanı olarak, karşılık verdim. Memnun oldu. Şaşırıp kaldım. Elimdeki dergiye odaklanmaya çalıştım.

Sonraki hareketi daha da tuhafıma gitti. Cüretkar masa komşum, elleriyle t-shirt’ünü göstererek göz kırptı. Oturduğum sandalyede sapıkça bir komplonun ya da kamera şakasının kurbanı olduğumu düşünerek kalakaldım. Önce garsonu çağırarak adamı dışarı atmasını istemeyi düşündüm. Ardından üstesinden gelebilirim dedim. Sonunda merakım depar attı. Mecburen işaret parmağının gösterdiği noktaya bakışlarımı diktim. Olay mahallinde Almost Single (Neredeyse bekar) yazan bir t-shirt var. Tepkim kahkaha. Tamam komik bulmadım ama engel de olamadım. O da bu tavrımı beğeni olarak algılamış olacak ki masama bira yolladı.

Kavga çıkarmak, yolladığı birayı kafasından aşağı boşaltmak, hesabımı ödeyip hızla Mahalle’den uzaklaşmak seçeneklerini eledim. Çantamdan kağıt kalem çıkardım. http://www.davidandgoliathtees.com/ adresinin altına, “iş saatlerinde bira içmem” notumu ekledim. Yolladığı bira şişesiyle birlikte iademi gerçekleştirdim.

Turistin hakkından lokal gelir

June 1, 2009 tatil, webportal No Comments

wayn

Pazartesi sendorumu. Hem de tatilden sonra. Üstelik gece 11’de eve varılabilmiş tatilden sonra. Daha da fenasını söylüyorum; Barcelona plajları, sokakları, yemekleriyle geçen muhteşem tatilden sonra. Yine bilgisayar başında mailleri açtım, draft kutusunu boşalttım, gerekli cevapları yazdım, masanın sağındaki bardaktan bir yudum, solundaki defterden iki sayfa kopardım. Çantamın içine attığım notları toparlayıp, günün anlam ve önemini bildiren yazıma başladım.

Uzun zamandır g-mail’ime düşen http://www.wayn.com/ maillerine çok önem vermiyordum. Benim salaklığım. Aman bir portala daha üye olup günlük tab sayımı 12’ye yükseltmeye ne gerek var fikrimden 1 Haziran sabahı vazgeçiyorum. Wayn sayfamı açıp güncellemelere başlıyorum. Barcelona’da yaşayan birini tanımamanın dayanılmaz ezikliğini daha dün yaşadım.

Wayn tahmin edeceğiniz üzere bir sosyal network. Ama sürekli dolaşan, yeni ülkeler tanımayı seven insanları düşünen akıllı bir network. Üye olup, gittiğiniz, gideceğiniz ülkeleri, dinlediğiniz müzikleri, okuduğunuz kitapları yazıyorsunuz. Sizinle aynı tutkuları paylaşan yüzlerce kişi arkadaş grubunuza dahil oluyor. Bir gün uyanıp Finlandiyalı Maria’dan “İstanbul’a geliyorum Tünel’de buluşalım mı?” mesajını buluyorsunuz, ertesi gün Pierre’in Fransa’daki doğumgünü için davet. “Aman kalsın ben kimseyle tanışmak istemiyorum” diyenler için de birinci ağızdan tavsiyeler; fotoğraflar; otel, restoran, dükkan önerileri var. Bu işe bayıldım. Anlamarama adımla Wayn’dayım. Artık hiçbir ülkede turist olmiycam!

Yağlı ballı sabah kahvaltısı

June 1, 2009 otel, ŞEHİR No Comments

picture-3

İstanbul biraz rüzgarlı, kaldırımlar arabalara ayrılmış, bir de üstüne Beşiktaş şampiyon olmuş, gürültüden geçilmiyor. Daha az önce sokağın başında patlamalar duydum. Balon ya da lastik olduğunu umudediyorum. Anlayacağınız sadece beş gün oldu, ben şehre olan alışkanlığımı kaybetmişim.

Ama nedenim var. Son iki gündür Barcelona’daki Hotel Pulitzer’in girişinde, lobicilik faaliyetlerimi sürdürmekteydim. Yanımda oturan güzel Fransızlar ve kısa paçalı Amerikalılar arasında geçen flirt ilişkisinden tutun, barda çalışan kızın taburenin üzerine tünemiş sevgilisine kadar pek çok hikayeye tanık oldum. Hello dergisinde bir köşe açacak kadar dedikodum var. Ama bunlardan size ne?

Asıl ilginizi çekeceğini düşündüğüm Hotel Pulitzer’in büyük babası, Grupo Regina Hoteles’in açtığı http://www.great-stays.com/ blogu. Paris, Roma, Barcelona’da minimal tarzıyla hizmet vermekte olan otel zinciri, mojito ve bloddy marryleri aklımı çeldiğinden beri kendileriyle yakından ilgilenir oldum. Bugün gerekli yerlere imza atıp, kredi kartımızı makineleriyle tanıştıktan sonra elime bir kağıt tutuşturdular ve sihirli cümleyi söylediler: “Blogumuza girip buradaki deneyiminiz hakkında bir iki cümle karalarsanız, bedava haftasonu tatilini kazanabilirsiniz.” İlk paragraf şöyle başlıyor: “Hotel Pulitzer olmasaydı, Barcelona’nın tadı çıkmazdı.”

Ben, blog, bedava. Üç b’nin cazibesine kapılmamam mümkün mü?

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]