Beyaz giyme, toz olur

June 2, 2009 ŞEHİR No Comments

valli1

Bir kadının hayatında “seni seviyorum”dan daha çok duyduğu tek söz evlenme teklifidir. Oğlan çocuklarının, babalarına özenmesiyle başlayan bu alışkanlık, daha ileriki yaşlarda köyden indim şehre mantığından kurtulamayan Türk erkeğinin kadını tavlama kapısını açan sihirli anahtar olarak kabul edilir. Bu noktada öncelikle taliplerinizin yaş, eğitim, iş, kellik, genetik hastalık, eski sevgili durumlarını kontrol etmenizi öneriyor, ardından çeşitli pürüzlere karşı hazırlıklı olmanız için bir iki ipucu vermek istiyoruz.

25-33 yaş arasında karşınıza şunları söyleyen Mehmet, Selim, Demir ve Kerim’ler çıkacaktır:

1. Hayatımın anlamı evlen benimle, haftasonu tatile gidelim.
2. Canım benimle evlenir misin sonra da yemeğe gideriz?
3. Bir tanem benimle evlenir misin seni yedide alırım.
4. Tatlım benimle evlenir misin,  evde süper bir manzaram var.
5. Bebeğim benimle evlenir misin, yatak çarşafları saf ipek, dokunsana.
6. Balım benimle evlenir misin ama önce yanıma uzansana.
7. Yarın benimle evlenir misin ama şimdi biraz uyumam gerek.
8. Tamam. Ben seni ariycam evlenmeden önce.

Eğer 26 yaşın altındaysanız bütün bu sözleri bir sonraki bahara erteleyin. Ama Türk standartlarında 27 kabul edilen evde kalmış kız kurusu dönemine girdiyseniz, yapmanız gereken iki önemli şey var. http://www.giambattistavalli.com/ kışlık ve yazlık koleksiyonundan iki ayrı model seçmek (teklifin ne zaman geleceği belli olmaz); 7 ve 8 numaralı adamları hızla hayatınızdan uzaklaştırmak.

Şimdi kayınvalidenizin beyaz giyeceği düğün için hazırlıklara başlayabilirsiniz.

Bir varmış, hiç yokmuş

June 2, 2009 ŞEHİR 1 Comment

picture-7

Bir süre önce çöpçatanlık firması kurarak barlarda en sefil halleriyle oturan adamlarla, kahvede garsonlara bakıp ah çeken kadınları tanıştırma kararı almıştım. Sonra hayallerimi genişletip, Montmartre’da çatı katını kiralayan kızla, New York’ta ruh eşini bekleyen adamı bir araya getirmeyi istedim. Asıl neden sevgilileriyle problem yaşayan bütün arkadaşlarımın, ilişkilerinin en mahrem detaylarını bana anlatma dürtüleriydi. Hazal Abla konumunda dinlediğim onlarca hikaye sonrasında şu gerçek suratıma çarptı: Nerde trak orda bırak. Bu yüzden isim haklarımdan, olası düğünlerde giyeceğim Anna Sui elbiselerden, şerefe kaldıracağım kadehlerden, boşanma sırasında tanık olarak gösterilme riskinden vazgeçtim. Kendi söküğünü dikemeyen terzi modeline bağlamaktansa, hercai arkadaş olmaya razıyım.

Oysa manifestom bile hazırdı: “Bencilliğimin sınırlarını keşfedecek; aşık olduğunu kabul etmekten korkmayan; içki içme adabını bilen; önümdeki yemeğin yarısını tabakta bırakmama neden olmayan; beni evden almasa da gideceğimiz filmi ve saatini unutmayan; göbeğimle ilgili anlamsız espriler yapmayan; alışverişe bir şeye ihtiyacım olmasa da gittiğimi bilen; hem yakışıklı hem sempatik, girdiği her ortama uyum sağlayabilen; hasta olduğumda bana çorba yapacak; eski sevgilisini unutmuş, yenisine hazır; beynini gerektiğinde kullanmasını becerebilen; duyarlı, eğlenceli, bana kızgın olsa da telefonlarıma cevap veren; playstation’u kolunun bir uzantısı sanmayan, topluluk arasında ilgisini göstermekten huzursuz olmayacak; mini eteğin de bir kıyafet olduğunu kabullenen; benim dışımda da ilgi alanlarına sahip olan; futbol, bilgisayar, tamirat gibi anlamadığım konularda sorduğum sorularla alay etmeyen; kırmızı et dışında yediklerinden de keyif alan; değişen durumlarda vazgeçmek yerine ayak uydurmaya çalışan; her etkilendiği kızla sevişmesi gerekmediğini fark edebilen; arada bir http://www.nanis.it/ sayfasına göz atan, elini cebine götüren, kredi kartı numarasını giren; öğleden sonraya kadar uyumayan; gerektiğinde beni toparlayacak; heteroseksüel, çalışkan, eşsiz, sıradışı, kendine güvenli, saçlarıyla barışık, tercihen Avrupa vatandaşı bir sevgili aranıyor.”

Şimdi bunu çeşitli arkadaşlarımın facebook duvarlarına post olarak monte ediyorum. 10’da 2 tuttursalar şanstır.

Patates üstü "Cafe de Paris"

June 2, 2009 ŞEHİR, yemek No Comments

neao

Bir hayalim daha gitti. Kaldı 23412. Amsterdam’a gidip de soslu patatesleri yediğimden beri kim akıl edecek diye beklemedeydim. Hatta restoran sektöründeki arkadaşlarıma bu projeden yüzlerce kez bahsettim. Ucundan tutup da bir kanara çeken, dört kilo patates alıp dükkanı açan olmadı. Yakup Bey yapmış, Mısır Apartmanı’nın hemen yanına on değişik sosla servis ettiği kızarmış patates dükkanını kondurmuş. İsim Patata. Acılı ve sarımsaklı favorim, Cafe de Paris muhteşem. Her türlü kombinasyonu tüketene kadar burada takılma niyetindeyim.

Tahmin edeceğiniz üzere bugünkü turum İstiklal Caddesi’nde başladı. Petek Turşu’da bir tek, Çetin Gurme’de ayran aşı, Starbucks’ta White Mocha, Şütte’de Frankfurter arayışlarımdan sonra ayaklarım beni Robinson’a taşıdı. Murathan Mungan’ın son kitabı Hayat Atölyesi’nden üç adet kaptım. Bir de hazır gitmişken Tom Robbins’in “Still Life With Woodpecker” romanını sordum. Henüz gelmemiş. Onun yerine Nick Hornby önerdiler. Bende hepsi var, çok teşekkürler.

Elimde torbalar Asmalı Mescit’e ilerlerken Mavi Jeans, Adidas, Beshka, Lush kapılarından girmemeyi başardım. Richmond Oteli önüne geldiğimde, aynı şorttan giymiş çift ilgimi çekti. Kız oğlana Sinem’in yeni sevgilisini anlatırken, çocuk yanından geçen turistlere göz attı. Kendi kendime gülümseyip sağa saptım. http://shop.neofly.com.tr/ adresinden yenilikleri takip ettiğim Neofly’ın vitriniyle kısa bir flirt’ten sonra Lokal’e gelip bilgisayarı açtım. Sabahtan beri sürdürdüğüm kulis çalışmaları sonrasında Salı günü yazılarına başlayabilirim.

Belden yukarı minimum doz

June 2, 2009 ŞEHİR No Comments

frau

Minimal. Kendim için seçtiğim hayat şekli. Salonda Mudo Concept’ten iki ay gecikmeli olarak almayı başardığım kanepe, televizyon ve eklentileri, IKEA masa, çevresinde renkli sandalyeler var. Orta sehpasını mecburiyetten aldım, dolabın üzerindeki bir iki nesne de hediye. Kitapları koridorda konumlanan raflarda saklıyorum. Mutfakta iki kişilik masa eksiğini bar tabureleri örtmeye çalışıyor. Yatak odamın ortasında yatak duruyor, yanına henüz komidin alınmadı. Taşınalı sadece iki ay oldu, yerleşmek zaman alır. Ama duvarlara gelecek çerçeveler haricinde halı, kilim, biblo, koltuk, hatta vazolar konusunda bile oldukça cimri davranmayı planlıyorum.

Dolabım da aynı şekilde. Minimalist. Aksesuar kısmında çeşitli yüzükler ve bir iki kolye, t-shirt bölümünde mümkün olduğumca pulsuz payetsiz seçme, pantalon kısmında kot üstüne istif kot şeklinde düzenleme, askılar arasında biraz parıldayan http://f-rau.com/’dan iki ay önce aldığım yeşil elbise.  Abartılı elbiselerden, saten çakması kumaşlardan, kokan derilerden mümkün olduğunca kaçınıyorum.”Minimalist hayat oh ne rahat” yaklaşımını günde bir kez, öğle yemekleri esnasında bozuyorum. Pilavın yanına soslu tavuk, öncesinde mantar çorba, üzerine bir parça turta. İstisnalar olmasa kaideler neye yarar?

Alışverişe destek paketi

June 2, 2009 e-dergi No Comments

trend

Maaşlar bugün hesaplara yattı. Kira, elektrik, su, digitürk, kredi kartı, telefon, aidat, bireysel sigorta, emeklilik sigortası, kasko, okul taksiti, servis, temizlikçi masrafları ödendikten sonra, kalan paranın dörtte biriyle bir şişe viski alındı, zor günler için dolaba istiflendi. Üzerine sakın dokunmayın yazısı iliştirildi. Dörtte üçü, sürekli girip de “işte hayatımın elbisesi burada” denilen dükkanlar için ayrıldı. Bir delilik anında denemek yerine satın almaya karar veririm diye.

Bu ay başı da, Mart, Nisan, Mayıs’ta olduğu gibi,  seneye yüzüne bakmayacağım elbiselere yüzlerce lira sayarak geçiyor. 2000 yılının deri ceketi 1 kez kulanılmış olarak dolabımda asılı. Biliyorum, çünkü saydım. Nazlı “bunu yeni mi aldın?” dedikten hemen sonra. Alışveriş dürtüsüne engel olamıyorum. Harcadığım her kuruş bana mutluluk, kendine güven, güzellik olarak dönecek gibi.

Tabii ki yalan. Ne kredi kartı ekstreleri, ne de askılarda sallanan kumaşlar. Bu akşam keyfimi yerine getirebilecek http://dujourmag.com/ var. Ucuz, çabuk, hemen, şimdi çözümler için bu dergi ideal. Çünkü artık Vakko’da satılan 3 milyarlık kıyafetlerden, asla alamadığım o Gucci çantadan ve ucuzlukta sekiz liraya satılan ayakkabılardan sıkıldım. Bak, beğen, al politikasını destekliyorum.

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]