Aylık Pazar programı

June 7, 2009 ŞEHİR No Comments

picture-3

Sabah onda kalktım, Formula 1’e gittim. Bu eşsiz hareketimle bile kimseye yaranamadım. “Sıcaktan bunalmadınız mı?” demiyenler, Paddock’ta değiliz diye bizi kaale almadı. Yarış bitiminde kim kazandı diye ettiğimiz telefonlara bir tanesi bile çıkmadı. Neymiş efendim, toplanmışlar Paintball’a gitmişler. Bir eğlenmişler, pek gülmüşler. Sonunda da hatıra pozu vermişler. Bu seferlik sadece centilmenlere açık olan etkinliğe bir sonrakinde kızların da davet edilmesini umuyor, canla başla çalıştığım “Tatile gidemiyoruz, pazar ne yapalım?” sorularınızı cevaplıyorum.

Doğa fatihi: Belgrad Ormanları kurda kuşa terk edildiğinden beri Polenezköy şeridi oldukça popüler. Sabah erkenden arabaya atlayıp yola çıkarsanız BMX Bisiklet Parkuru’nda çocuklar, yürüyüş yolunda aşıklar, Meryem Ana Kilisesi’nde meraklılar var. Öğlen menüsünde mangalda et kaçmaz.

Miskin beklentisi: Aslında evde olmak istiyorsunuz biliyorum. Cuma günü haftanın sıkıntısını atmak için şişeler tükendikten, cumartesi son gayret partiye teşrif edildikten sonra Pazar eve ayrılmalı. Belki de haklısınız ama ben yine de seçeneklerinizi sunayım. Poponuzu toplarsanız Karaköy Limanı’ndaki Namlı Gurme’de pastırmalı omlet sizi beklemekte. Hemen yan kapı, Tophane’de okeye dönme. Nargile, turist, gözleme emrinize amade.

Adrenalin delisi: İki üç arkadaş toplandınız. Biraz akşamdan kalmasınız ama ne zamandır da bir hınzırlık yapmak hayaliniz. http://www.gokartistanbul.com/ noktasında buluşmak için gerekli koordinatları aldınız. 6500 metrekarelik alanda, ehliyetiniz olmasa bile güvendesiniz.

Alışveriş ekibi: İhtiyacınız yok. Bunda hepimiz hemfikiriz. Ama arkadaşınız üzerinde görüp bek beğendiniz. Rock Republic kotun üzerine süper gider diye hayal ettiniz. Geçen sezon http://www.nicolefarhi.com/ kazağını sizin de gardrobunuz görsün istediniz. Üzgünüz İstinye Park Naked mağazası stoklarında tükenmiş. Ama belki yaz ürünlerinden bir şeyler beğenirsiniz.

Denizci: http://www.bogazturu.com.tr‘den yat kiralanıyor. Yatınız Boğaz kenarlarından Karadeniz’e açılıyor. İsterseniz yemekli, istemezseniz güneşli geliyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan turunuz yüz beş kulaç, iki güneş kremi, seksen sayfa kitaptan sonra zevkle bitiyor.

Sanatvari: İstanbul Modern, Santral İstanbul, Ayasofya, Yerebatan çoktan hatmedildi. Hatta Tünel ve Teşvikiye civarındaki galerilere de gidildi. Uzak diye ne zamandır Koç Müzesi ertelenmişti. İşte size asrın fırsatı. Hasköy’deki müzede ‘TCG Uluçalireis’ Denizaltı, 1917 Albion Röntgen Aracı mutlaka görülmeli.

Yer yarıldı Raikkonen girdi

June 7, 2009 ŞEHİR No Comments

king1

İlk üç sıra belli, kupalar verildi. Utanç içinde “Aaa! kim kazandı?” diyorsanız lütfen şu linke http://www.turkiyef1.com/ tıklayın. Yok zaten konuyu yakinen takip etmişseniz okumaya devam edin.

Formula 1 şampiyonunun kim olduğunu açıklamak için oldukça geç kaldım. Ama zaten bunu televizyon başında oturup çikolatalı pasta yerken de yapabilirdim. Ben olayı yerinde yaşayıp “Evladiyelik Formula 1 Deneyimi” yazıma malzeme toplamak istedim. Sonuç tatmin edici.

Eğer Formula 1 yarışına Pazar günü gidiyorsanız motor doğru bir ulaşım aracı olacaktır. Her ne kadar 45 dakika süren yolda rüzgar, tümsek, kamyon gibi engeller de olsa, Mercedes’ler trafikte beklerken siz köprü yolunu yarılamışsınızdır.

Festivallerden alıştığımız suyunu dışarda bırak, kuruyemişi görevliye ver kaideleri yok. Çantalar, cepler fazla aranmıyor. 75 dakika süren yarış boyunca isterseniz evinizden getirdiğiniz börekleri yiyebilir, yanına 15 TL’lik biradan açabilir, kalmayan suyun yerine bir Sprite alabilirsiniz. Hazırlıksız gelmişseniz size buz gibi soğuk sucular ve yanında biten simitçiler yardımcı olacaktır. 3 TL’ye bir öğün çıkar.

Krem sizi ölümden döndürecek, dürbün asla görünmeyen ekranı yakınlaştıracak, iPhone kimin önde olduğunu ve kaçıncı tura girildiğini anlamadığınız yarış boyunca gidişatı takip etmenizi kolaylaştıracak, evden gelen kasket Ferrari şapkasına 80 TL vermekten cebinizi kurtaracak, fotoğraf makinesi “2010 yılında ben de ordaydım” hikayenizin kahramanı olacak aksesuarlar. Bu yüzden mutlaka yanınızda bulunmalılar. Adınızı unutun bunları unutmayın.

Eğer imza koparmak, “bir kerecik de olsa Massa”ya dokundum diyenlerden biri olmak niyetinde değilseniz tavsiyem İstanbul Park’ı son iki turda terk etmeniz. İkinci Köprü üstünden şehre dönerseniz Arnavutköy Adem Baba ‘da sardalya, roka salatası. Yok ben Birinci Köprücü’yüm diyenlerdenseniz Beşiktaş Babalık’ta ızgara kalamar, çoban.

Pazar günü Formula'sı

June 7, 2009 fotoğraf No Comments

prodista

Hadi kalk toparlan. Bir duş iyi gelir. Soğuk bardakta eriyen asprin. Kırıklığı alması için. Biraz TV’yi aç. Dizimax’te tekrarlar vardır. Biliyorum Pazar. Başlaması hep zor olur.

Brunch, şehirden uzaklaşma, aile kahvaltısı, düğün, nişan, doğumgünü programları yoksa rutin şudur: bir bardak çay, iki makale; bir dilim peynir, altı ek; biraz domates, dört beş reklam. Saat üçe kadar gazetelere mabet köşesi tamamlanır. Sonra “dün neler oldu, bugün ne yapsak” konuşmaları döner. Ayşe’yle Selim’in flirt’ünden, Derin’le Betül’ün kavgasından, Burak’ın dertlerinden bahsedilir. Sinemaya mı, cafe’ye mi bir türlü karar verilemediği için evde ikamet edilir. Biraz nette takılıp g-mail, http://prodista.com/ sitesine son eklenen şaheserler, msn’de üç beş pencere gezilir. Dörtte filmin başına oturup, yedide akşam yemeği yenmesinin ardından gün zaten resmi olarak bitmiş kabul edilir.

Ama dediğim gibi bu rutin bir pazardır. Oysa bugün motorun arkasına atlayıp Formula 1 heyecanına katılacak şanslı insanlardan biriyim. Kahvaltı seansını Saray’da hallettikten sonra yola çıkıyoruz. Kasklar kafada, dikkatler yolda.

At o sigarayı Uğur Abi!

June 7, 2009 restoran No Comments

picture-11

Armada Oteli geçince ilk sağ (bu noktada Taksim tarafından geldiğinizi düşünüyorum). Sokak bittiği anda sol. Karşınızda küçük bir dükkan. Mahallede top oynayan çocuklar, Yaprak Dökümü’nün son bölümünü tartışan kızlar, çekirdek çitleyen orta yaşlı kadınlar. Sokakta altı yedi masa, önde balıklı vitrin, bir de Uğur Abi. Birazdan anlatacağım hikayenin bütün nedeni.

Cumartesi akşamı yine dışardayız. Tamamen iş odaklı. Umut’la Ayça iki haftadır anlatıyordu. Lahanalı salata, şalgam suyu, güveçte karides, taze kalamar, sarıkanat ızgara, havuçlu helva. Bugüne kısmet oldu. Toplanıp gittik. Menüye, hıza, muhabbete diyecek yok. Ama olayın asıl kahramanı mekanın sahibi / garsonu/ tellalı olan Uğur Abi. Sohbetine doyum yok.  Beyaz gömleği çekmiş, rakıya tövbe etmiş. Tezahüratlarımız karşısında bizi kırmıyor, masamıza sık sık uğruyor. Balığa uymadığı için karpuz bulundurmuyor, şişkinlik yapmasını neden gösteriyor; tuvalate gitmek isterseniz yandaki berbere kadar eşlikçiniz oluyor. Denize olan tutkusu, kitap sattığı dükkanı, tır şöförlüğü, Cerrahpaşa profesörleri dinlediğimiz hikayelerinden kimisi. Olayın büyüsünü bozmamak için detayları vermiyorum.

Saatler ilerledikçe dün gecenin dedikodularıyla, “hayat budur” duygusu birbirine karışıyor sekiz kişilik masamızda. İş, güç, dert, tasa borç ödeme kuyruğunda on yedinci sırada. Uğur Abi mekanı geceyarısı kapatıyor. Saat üç’te hale gidecek balık seçmeye.  Bir sonraki programa yetişme endişesiyle hesabı istiyoruz. Adam başı 50 TL, bahşişi de içinde. Ahırkapı Balıkçısı’ndan başlayıp http://www.armadahotel.com.tr/’ye uzanan yolumuzda, herkesin keyfi yerinde. Otelde kısa bir mola. Kaplumbağaları sevmek, kendimize çeki düzen vermek amacıyla. 11:40’ta Sıraselviler’e hareket. Keşke her gün böylesine gerçek olsa.

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]