Mondrian aşığı tabaklar

June 8, 2009 pazar, Takı, TASARIM No Comments

kentlik-copy

Beş yıl öncesine dönüyoruz. Galata’da Hezarfen’in uçtuğu kule, lambacılar, İş Bankası’nın bilinen en metruk binası, muhteşem lahmacun yapan Güney Lokantası, dürümüyle ünlü Petek Büfe, biraz huysuz garsonların tavla getirdiği çay bahçesi, bir de Anemon Oteli vardı. Gazeteciler, mimarlar ve fotoğrafçıların bölgedeki evleri keşfetmeye başladığı yıllardı.

Kısa sürdü. Önce yurdışından gelip de Cihangir’i pahalı bulan yabancılar taşındı. Ardından eski binaları restore etmek isteyen inşaat firmaları. Bakkallar büyüdü, butikler açıldı. Galata’nın nimetleri gazetelere manşet oldu. Okan Bayülgen, Cem Yılmaz, Bülent Ersoy’un Doğan Apartmanı’nda aldığı dairelerden sonra ekip tamamlandı. Şimdilerde kahveler dolup taşıyor, Kiva Han kazanda hazırladığı menemeni servis ediyor, İspanyol lokantasındaki fiyatlar hesap yakıyor. İstanbul’un cazibe merkezi evimin dibinde tekno çalıyor.

Araba trafiğinden kurtardığımız meydanda iki yıldan beri türlü türlü pazar kuruluyor. Daha yeni moda bitti, çöpleri sabah kaldırıldı. Bizi memnun mesut ama biraz da uykusuz bıraktı. Bugün 2. Galata Tasarım Festivali’nin açılışı yapılmış. Ben sonuna denk geldim ama gecenin ruhu güzeldi. İlk izlenim yazımı http://melartstudio.com/‘a vermek istiyorum. Camdan yüzükler, kolyeler, gerçek aşkım defterler… Ama asıl beni tahrik eden Mondrian vari tabaklar. Yarın sabah ilk iş İstanbul’un parlayan yıldızlarını yerinden bildireceğim.

Bir elimde fener, diğerinde kalem

June 8, 2009 bar, cafe No Comments

house

2009 yılını yarıladık. Skype Amerika’daki arkadaşlarımızı evimize getiriyor, MSN 24 saat iletişim kurmamızı sağlıyor, 3G bunu mobilken de yapabiliyor. Teknoloji sınır tanımaz. Büyük palavra. 8 Haziran 2009 günü Nişantaşı’nda elektrik kesintisi yaşanmakta. Önce sadece benim evdedir diye umudederek House Cafe’ye kadar yürüdüm. Ne yazık ki olay sandığımdan betermiş. Taş devri Hüsrev Gerede’den, Rumeli’ye bütün mahalleyi esir almış durumda. Millet elinde fenerlerle sokaklara fırlamış, bu kabustan kurtulmak için biraları ısmarlamış.

Her kesintide olduğu gibi, belediye telefonlara cevap vermiyor, çevremdeki kimse ışıkların ne zaman geleceği konusunda bilgi sahibi değil. Durum sadece mum ışığında sarhoş olmak isteyen çiftlerin işine yarayacak. Yanımdaki masada pembeli kadın ve gömlekli adam yemekten önce Chardonnay siparişini verdi. Herkesin keyfi yerinde. En iyisi “bu iş ne zaman sona erecek” sorusunu unutmak. Hava hala aydınlık. Kitap okumak, tavuklu sandviç ısmarlamak, kediyle oynamak için zaman var. iPhone’um sağolsun beni internetimden ayrı bırakmıyor. Bu sırada akıllı bilgisayarım, takvimini kullanarak, unuttuğum bir programı anımsatıyor. 9-12 Haziran arasında yapılan Galata Tasarım Haftası.

Durum aynı anda Ayça’dan gelen “hadi kulenin orda açılış kokteyline gidelim” telefonuyla hareket kazanıyor. Şimdi panik halinde oturup ışıkları mı beklesem, kaderimin esiri olup partiye mi teşrif etsem, yoksa hepsine boşverip http://www.thehousecafe.com.tr İstiklal’de meze, ev makarnası, tapas, Japon, Fransız, Osmanlı mutfağı veya kokteyl derslerine kayıt mı yaptırsam? Kafam çok karışık.

İki gün bekle, kartımı veriyim

June 8, 2009 restoran, ŞEHİR 1 Comment

picture-21

Sarımsak tadını havuç alır, şarap lekesini soda çözer, balık kokusuna tek çare bir parça limon. Eğer yemekle ilgili site girişiminde olsaydım, bunları yazmam gerekirdi. Ama madem şehirde neler oluyor konumundan yarışmaya girdim, “kartvizit bastırmak isterseniz başınıza neler gelir?” isimli makaleme başlamak isterim.

Her gün olduğu gibi http://www.mandarinaduck.com/ çantamı koluma taktım, Nişantaşı Macdonald’s’ın yanındaki sokaktan içeri dalıp, Copyshop’ta ilk deneyimimi yaşadım. 1000 adet için 200, 3000 için 300 TL fiyat çektiler.  Aydın’a dönüp “yok” dedim, “biz Beşiktaş’a gidelim.” Aynı sokağın sonuna yürüyüp, Harbiye’den dolmuşa atladık. 1.60 TL’ye Beşiktaş meydanına vardık. Digital Baskı 500 adete 200 TL, Copyland 1500’e 275 TL istedi. Anladık ki bu işler böyle çözülmeyecek. İş Bankası’nın yanındaki sokağa daldık. Solda kalan Gürer Matbaa’nın verdiği fiyat 2000 adete 200 TL. Kağıdı güzel, deneme baskıyı görmeme izin var. Yine de bir iki yere daha soralım diyerek yanlarından ayrıldık.

Beşiktaş’ı yakından bilirim. Alamet-i Farika’da çalıştığım dönemlerde çok gezmiştim. Burger King, Pizza Hut, Bafpi, Rumi, Define Büfe’yi bugünlük geçiniz. Hazır aşağı mahalledeyiz, pazar içindeki Beşiktaş Köftecisi’ne uğrayıp karnımızı doyurmaya karar verdik. Şişede ayran, 2 köfte, piyaz, çoban 28 TL. 2 kişiyiz altını çizerim. Üstelik esnaf arasında çıkan kavgayla şenlenen bir kabare. Konu çaycının sokağa attığı tabureler, çözüm ağız dalaşı. Soydan turşucusuna uğrayıp karnıbaharlı peketi de kaptık. Saat 17:30’da yokuş yukarı of’lamamıza başladık.

Hurdadan altın yaratma

June 8, 2009 ŞEHİR No Comments

taki

Dünyanın çeşitli yerlerindeki pazarlardan topladığım küpe, kolye ve yüzükler ayakkabı kutusununun içinde kaynaşıyor. Bilezikler biraz daha uzaklarda, unutulmuş eşyalar diyarında alt sıralarda. “2 liraymış aliyim, sarı ayakkabıya kesin gider, düğünde takarım sükse yaparım,” diyerek aldığım takıların çoğu ikinci kez karşıma çıkmıyor. Bir dönem Simi adasındaki küçük dükkandan aldığım Babylon marka yüzüğüm, ertesi hafta H&M’den aldığım çakma tek taşım. Takı seçimimi ruhu haliyeme bıraktım.

Benim sorunum sıkılmak. Gece biraz uzadı mı, saçımı toplamakla başlayan rahatlama turlarına, cüzdanı boylayan yüzükle, çantaya atılan kolye eşlik ediyor. Son bir saati hafiflemiş olarak kapatıyorum. Aslında biliyorum takının da modası var. Uzun kolyeler çıkıyor altın zincirler boyna dolanıyor. Onlar işportaya düşünce meydan boncuklu iplere kalıyor. Tıpkı çoraplar gibi takılar da mayıs ayında on altı kez giymeği başardım kotumun çehresini değiştiriyor. Bu yüzden zaten sonunu bile bile, yine cüzdandan bir ellilik çıkarıyorum. http://ebrudanyal.com/‘da bahsi geçen kolyeye talip oluyorum. Site biraz karmaşık, çizimler fazla renkli gelse de fazla süslü bilezikleri geçince aradığımı buluyorum.

Hayatımın gerçekleri sanal turda

June 8, 2009 webportal No Comments

contribute

MyMax’te yeni bir program keşfettim. İsmi “Age of Love”. Yunanlı tenisçi, 40 yaşlarında ve 20’lerinde iki grup kadınla yan yana getiriliyor. Her hafta iki gruptan birer kişi elemek, sonunda ruh eşini bulmak zorunda. Olgun kadınlar şirret, genç olanlar ağlak. Adama ulaşmak için koşmak, tenis oynamak, bisiklete binip, sörf tahtası üstünde yata ulaşmak gibi zorlu aşamalardan geçmek zorundalar. Bir kadın kendine nasıl böyle bir şey yapar sorum cevapsız kalıyor.

Aynı telden bir reality’de kumandanın 24. tuşunda, Kanal D ekranlarında. Fenomenin adı “Kocam Size Emanet”. İşlevi, 20 yıldır dırdır, güzel söz, destek, pohpohlama, kızma, sevme gibi metodlarla değiştiremediğiniz kocanızdan bir hafta içinde muhteşem aşçı, iflah olmaz romantik, akıl almaz baba yaratmak. Adamlar her gün,  güzel söz, dans, yemek, kadın ruhunu anlama derslerine giriyor, kadınlar ekran başında kocalarını çekiştiriyor. Bu sırada tabii rayting’ler tavan. Peki de bir adam neden bu komik duruma düşmeli? Terapistler, nezaket kursları, baba olma sanatı kitapları varken, 70 milyon olduğu varsayılan izleyici kitlesine neden şaklabanlık hizmeti vermeli?

Neyse ki bütün haberler iç karartıcı değil. Daha yeni yeni hayat dahil olan insanlara Türkiye’de ve yurdışında tanınma imkanı sağlamak için kurulmuş http://www.bananemag.com/ gibi siteler de var. Özellikle görsel sanat öğrencilerinin mabedi, moda, fotoğraf, müzik, illüstrasyonla ilgilenenlerin sık sık teşrif ettiği domain altındaki bilgiler İngilizce, katılım sağlayanlar Türk vatandaşı. Bu yüzden inatla televizyonları kapalı konuma alarak internete teşriflerinizi bekliyorum.

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]