Anlamarama San.Tic.Ltd.Sti.

June 9, 2009 fotoğraf No Comments

bla3

Bir durum mesajı gerekiyordu. Çeşitli zamanlarda kullandığım Lucifer, Lea, Limited Edition, Lúthien takma isimlerinde sonra biraz oryantal, hafif meşrep, son safhada merak uyandıracak o kelime lazımdı. Nara atmaktan yeni gelen Platon yaveri gibi. Bu uğurda iki Moleskine feda ettim. İlk yazdıklarım çok manalı, yedinci tur girişken, on altıncı aşama anlamsız geldi. Bir gece Tolstoy usulü uykumdan uyanıp karaladım: Yeter artık Hazal. Anlamarama! İsmin hikayesi bu. Adsız büfe sendromu.

İsmi buldum da cismi kuramadım. Voltranı oluşturacak logo arayışım uğruna dokuz buçuk hafta ve dört paket çikolata tükendi.  Kendimi markalaştırma çalışmalarım sırasında bir kaç iyi grafiker beni terk etti. Kolu mavi, bacağı mor diye çok Helvetica geri tepti. Elektriğimin tuttuğu şekli bulamadım. Tıpkı çizdireceğim dövme gibi.

Tamam dedim, beceremedim. Bari yapılmışını buliyim. Yüksek seviyede esinlenip, perende attıriyim. Sen de Amerika, ben diyim Kolombiya, mitolojik, estetik pek çok sembol gezdim. Yok. yok. yok. Deniz dedi kedi yap, Sinan dedi roket at. Nasılsa olayımız anlamarama.

Altı ayın sonunda bu aşktan vazgeçtim. Olayları kaderine terkettim. MacBook’umu kucağıma, mouse’u yanıma aldım. Çalışmalarım sırasında bana ilham veren http://www.clmuk.com/ sitesine girdim. Jason Schmidt  fotoğraflarında yakaladığım da işte bu muhteşem duygu. Bak beğen ama anlam falan arama.

Cihangir'de gündüz gezen

cihan

Cihangir’e ne zamandır küskündüm. Haberlerini gidenlerden dinlerdim: “Porte’de pek takılmıyoruz, artistler ortamı talan etmiş, Smryna‘da tiyatrocular bütün gün ülkeyi kurtarmaktalar.”

Ersoy “gel bir çay içelim” dedi. Ben de blogu bahane ettim. Hazır gitmişken biraz tur da atarım, yeni açılan yerleri keşfederim diye aklımdan geçirdim. İki saatin sonunda, Cihangir’e gideceklere “nerede, ne yenmeli” albümünü hazırladım. Tek ricam hepsini bir güne sığdırmaya çalışmayın. Üç hafta daha doğru bir zaman tüneli olacaktır.

Çağdaş Börek‘te antepfıstıklı kıymalı börek. Şahane. Yanına bir de açık ayran istediniz mi ucuza bir öğle yemeği halledildi. NuNoodle‘da benim favorim Ananaslı tavuklu. Sos teriyaki. Malzeme Ramen. Cebimden çıkan para TL değerinden 17. Savoy Pastanesi  kavurmalı kaşarlı simidi, Savoy Balıkçısı sarıkanatlarıyla aklımı başımdan alacak cinsten.  Asri Turşucusu‘nda bir bardak içmeden tek gün geçirmem. Limonla yapılan suyun tadı, yazarken bile ağzımı sulandırdı. Komşu fırın yenilendiğinden beri giren çıkanı daha da arttı. Çavdar ekmeği, yedi tahıllı kurabiyesi, bir de o enfes sandviçleri. Van Kahvaltıcısı‘nda peynirli ıspanaklı yumurta üzeri bal-kaymaktan sonra Hisar’a kadar koşmalı. Özkonak‘ta tavuk suyu çorba üstüne dolma. Eğer kalmamışsa İzmir köfte ve kazandibi yemeli. Evde davet verilecek günlerde mutlaka http://www.antregourmet.com/‘den sipariş vermeli. Hatta arada hafta içi gidip Otlu Van Peyniri’nden edinmeli.

Civarda çalışanlara açıklıyorum: Kahvedan‘da günün menüsü soya soslu dana biftek, semizotu ve taze fasulye. İki arada bir derede alışveriş gerekirse Gng Lingeri sokak içinde. Haftada bir akşam Miss Pizza‘da Capriciosa, Gusto‘da 4 peynirli pizza yenilmeli. Öğleden sonra güç toplamak için Cuppa‘da meyve suyu ve wrap tüketilmeli. Kasabım biftek ve hamburger,  Susam korili tavuk konusunda mükemmel. Acıktım‘da Taşdelen şişe suyu masama geldi. Çiğ köfte mutlaka denenmeli. Cihangir Hane menüsünde mahmudiye, tarhun otlu kuzu, variniki (vejeteryan mantısı) zahter salatası, kelecos (kuzu eti ıspanak, mercimek, nohut, kafafasulye, buğday’dan oluşan bir yemek) ve soya kahvesi ilgimi çekti. Haftalardır kafama koyup da bir türlü göremediğim Nolita ne yazık ki kapalı.

Şimdi yıkarıda bahsi geçen mekanlardan bir veya birkaçını denemek için gerekli açlık seviyesine ulaşın; tabana kuvvet, kemere destek sözünü unutmayın.

Öğle yemeğinde New York modası

June 9, 2009 restoran No Comments

moda

Ben moda yazarı değilim, modaları takip ederim. Modayla ilgili engin bilgimin bir kısmını http://www.nyc2ist.com/ sitesinden edinirim. Kalanı için dergiler, galeriler ve sokaklarda gezinir, Vogue’un internet sitesini izlerim.

Bugün salı. Ayın 9’u olmuş. Evden 2. Galata Tasarım Festivali’ne bakınmak üzere erken çıktım. Ama anlaşılan o ki mekan öğleden sonra saatlerinde açılıyor. Bütün dükkanlar beyaz brandalarla kaplı, gelen müziğe aldanmayın. Tünel Meydana vardığımda saat 11’e çeyrek var.

Sabahları severim. Bu yüzden biraz etrafa bakınmak istedim. Starbucks’ın önünde turist kalabalığı, Gloria Jeans’te in cin. Bir kahve için Şimdi’de oturmak iyi fikir gibi geldi. Bir anlığına. Çünkü mekan bomboş, ama tam karşısındaki duvarda herşeyin suyunu çıkaran meyvecilerden biri bitmiş. Daha dün yoktu. Ananas kivi 5 TL, portakal 2’ye. Şaşkınlık içindeyim.

Lokal’e gitmek ikinci seçenek. Hiç değilse tuvalet yazılarına bakarak, yeni siteler öğrenirim. Tabii yolda bir süpriz daha. Sanırım Otto’nun yanına yeni mekan açılmakta. Kepenkler kalkmış, içerde inşaat. Girişin karşısına bar kurulma aşamasında. Bakalım bunun tınısı ne olacak.

Tek istediğim sıcak bir Latte. Yanımdaki masada yabancı çift, haritalar içinde gezinmekte. Kapının gerisinde Köşe Döner, kavurmalı kaşarlısıyla ünlü Fırat Büfe. Öğle yemeği için ne yapmalıyım diye düşünenlere Lokal’de menü Yaz Spagetti 10, Akça Kebap 12, Zeytinyağlı enginar 11 TL.

Gelecek dünden hazır

June 9, 2009 e-dergi, edebiyat No Comments

bla

Büyüme çağlarında, çok beğendiğim bir oğlana mektup yazmışlığım (üstelik kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yokken); saçımı kırmızıya boyayıp okula gitmişliğim, bu yüzden tarih hocamla tartışıp “e herkes sarıya boyuyor, benimki mi laf oluyor?” demişliğim; muz likörü ve sütle sarhoş olmuşluğum; yağmur altında arkadaşlarımı iki saat beklemişliğim (o zaman cep telefonu yoktu tabii); yirmi kilo portakalı 4 günde yemişliğim, mide fesatı yüzünden bir hafta kıvranmışlığım; 7000 parçalık puzzle’ı bitirmek için okulu, sinemayı, doğumgünü partisini üç gün üst üste ekmişliğim; sokakta gördüğüm kadını, sadece merakımı cezbettiği için Kadıköy’den Bostancı’ya kadar takip etmişliğim vardır.

Engel olamıyorum. Böyle tuhaf bir insanım. İlginç durumlar, insanların bende yarattıkları bir duygu, “hayat ben onu planlamazsam nereye gider?” sorusu bütün bu fevri davranışlarımın nedeni. Portakalı mesela bir iddia yüzünden yemiştim, sırf yapamayacağımı söylediklerinden. Mektupların nedeniyse Janis Joplin t-shirt’ü. O zaman onun hayatımın aşkı olduğuna kesin gözüyle bakmaktaydım.

Eskilerin dediği gibi antika, şimdiki zamana uyarlarsak enteresan. İşte böyle bir halet-i ruhiyem var. Bu yüzden her gün ilk iş bilgisayarın başına kurulurum, ikinci aşamada internet turlarıma başlarım. Enteresan Mevzular Dergisi, nam-ı değer http://www.futuristika.org/ bu heyecan ve merakla beslenen ruhuma bu yüzden iyi gelir. Son yarım saattir, Alain de Botton’la yapılan “Fırıncı Olsaydım” röportajına takılıp kaldım. The Guardian’dan alınmış. Soru-cevap şeklinde. Adam en hoşlanmadığı dış görünüş özelliğine “Kelliğim” yanıtını vermiş. Daha ne diyim?

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]