Jüriden karar: Keçeden enginar!

June 10, 2009 restoran, TASARIM No Comments

art

Köprüaltı’nda Sanat Restoran’a oturduk, Eminönü’ne yakın kolda, Boğaz tarafında. Büyük hata. Kalamar 10, hamsi 8, salata 4 TL. Fiyatlar konusunda cüzdanlar memnun. Bira suyla karışmış, menü pislik içinde. Bunları da kabul edebiliriz. Sorun ekmekte başlıyor. Ben “sabahtan kalmış, tazesiyle değiştirebilir miyiz?” dediğim anda. Hostumuz taze diyor, ben bayat; o diyor taze, ben bayat. Neyse durumu anladınız. Bütün neşemiz kaçıyor. İki lokma atıp, kalkıyoruz. Geri dönüş yolunda yine “abi buraya gel”cilerle “Miss welcome”cular. Oldukça standart bir Karaköy turu.

Şimdi sinirlendiğim için hikayenin sonundan başladım aslında. Önce Galata Tasarım Festivali’nin bugünkü  ikinci ayağını anlatmalıydım. Yüksek atmışım. Yeterince zaman geçirmeyip sol koldaki dükkanların pek çoğunu es geçmişim. Tasarım beni affet, senden özür dilerim. Mine Kerse’nin şapkaları, Rüveyde’nin “beni farket” diye bağıran çantaları, Bocca ayakkabılarının prenses halleri. Hoşuma gitti. Ama üçüncü turda da 10 puanımı http://www.artichoke212.com‘dan yana kullanıyorum. Önce beni ismiyle fethetti, sonra da keçeden yaptığı elbiseleriyle.

Kelepir İstanbul malları

June 10, 2009 pazar, TASARIM No Comments

54_1_buyuk

Gittim. Gördüm. 10 dakikada terk ettim. 2. Galata Tasarım Festivali ne yazık ki modanın pırıltısını yakalayamamış. Dükkanlar, tezgahlar fazlasıyla ıssız kalmış. Yine de şehirden sorumlu blog bakanı olarak görevimi yerine getiriyor ilgimi çeken bir iki detayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Zeynep Aksungar büyük yüzükler, altın kaplama metaller, bir iki inci hilesiyle güzel işler çıkarmış. Eşsiz diyemem ama kesinlikle modern. http://avsargurpinar.com/ sitesine baktım ama inanın az önce gördüğüm işleri anımsayamadım. http://1000voltdesign.com/‘un bir süredir takipçisiyim. Yaptıklarını izlemekten asla bıkmıyorum. Ne yazık ki dünyaya ismini de haykırmıyorum. Ama mutlu haber Monocle dergisine haber olmuşlar. Derginin delisiyim. Tebrikler. http://www.bundesign.com/ her zamanki çizgisinde, gerekmese de alınan ev aksesuarları, son anda kapılan hediyelik kategorisinde. http://yumusakseyler.com/ sitesi muhteşem, işlevsellik konusunda sınıfı kanaatten geçer.

Dokuz dakikayı doldurdum. Utanarak söylüyorum sıkıldım, susadım. Yan sokaktaki Hammam’a zeytinyağlı sabun almaya giderken http://www.takeaway-istanbul.com/tezgahının önünden geçtim. İki adım ileri, bir adım geri, gözucuyla panodakilere baktım. Sonra 45 derece dönüp iPhonu’yla oynayan adamdan kart kaptım. Süper Kahraman yastıklar, I Love Çay Simit t-shirt’leri muhteşem. Mustafa Pin kahkahaya bedel. Cem Dinlenmiş’in mutfağında çalıştığı proje bence Tasarım Festivali’nin açıkara birincisi. Çantalar 18, lamba 55, rozetler 2, Boğaz yüzüğü 35 TL.

Akşama Londra'dayım. Beklerim!

June 10, 2009 bar, ŞEHİR No Comments

picture-13

Adam 16 yaşındaki oğluna içki içmenin zararları konusunda öğüt veriyor. Faruk (şimdi babası söyleyince kendisiyle tanıştım) arkadaşları içinde en az içenin kendisi olduğunu belirtiyor. İki bira en fazla, belki bir kokteyl. (Bu demek oluyor ki vodka ve Long Island gecenin özeti ) Diğerlerini görmeliymişler, viski , konyak hatta tekila. Konuşma House Cafe bahçesinde gelişmekte. Bir latte, buzlu su eşliğinde. Bu sırada annesi Faruk’un ne kadar kilo aldığından yakınmakta. “Hepsi içkiden” diyor baba.

O zamanlarıma gidiyor aklım. Muz likörlü süt ve bambam’ı doğanın nimeti saydığımız buluşmalara. Bambam tekila’ya sprite konduktan sonra, üzerine bezle kapatıp yere vurulmak suretiyle şat yapılan içkiydi. Çoğunlukla şişe çevirmece aşamasında devreye girerdi. Alman Liseli’lerden öğrendim. Tek anımsadığım bu.

Her dönemim bir modası vardı. 18’lerde Baileys, 20’ye gelince White Russian, 22’de B52, 25’te Cardinal Melon, 27’de Mojito, her zaman Bloddy Marry. Obsesif mekanlarımız gibi içkiyi de takıntı seviyesinde yaşardık. Miktar olarak değil, isim konumundan. Dünyanın neresine gidersem gideyim her içki için 1 bar huyumdan vazgeçmedim.

28 yaşına geldiğimden beri de hayat pek değişmedi. Bardağıma el sürecek barmenler konusunda çok seçiciyim. İyi margarita için dünyanın öbür ucuna giderim. Deniz diyor ki ilk uçağa atla, Londra’ya gel, seni http://www.allstarlanes.co.uk‘a götüreyim. All Star Julep ve Trader Vics Mai Tai içelim. Doğrusunu söylemek gerekirse bütün menüyü inceledim. Teklif fazlasıyla cazip. Easy Jet biletleri £40. Şimdi tek sorun Londra vizesi.

Online Tokyo turları

June 10, 2009 ŞEHİR No Comments

picture-31

Bir bilet lütfen. Ah dünyanın neresine istersem olur mu? Yani şimdi kalkıp Paris’te baget yiyip, biraz Marais sokaklarındaki dükkanlarda zaman geçirebilirim. Ardından Berlin. Mitte’de üç dört kahve, 103’te ördek patates, sonrasında mümkünse Watergate’e uğramak niyetindeyim. Elbette bit pazarını unutmuş değilim. Başında sormadım ama bunu neye borçluyum? Çekiliş demek. Kredi kartımı da sömürmemiştim ama…

Evet. Londra. Mutlaka. Jamie’s Kitchen ne zamandır aklımda. New York. Tabii. Chelsea galerileri, Soho restoranları, krem peynirli bagel, kahvaltıda portakal suyu. Arjantin. Tango. Tutku. Küba. Purolardan bir paket, Cuba Libre eşliğinde. Yanımda götürmem mümkün mü? Panama. Kanalda süzülen teknelere binmeme izin verin.

Bir ay geçti. Ve hala kimse bana, “hadi artık bu kadar, ilk durakta in” demiyor. Ben de ne yapayım Brüksel’e geri geliyorum. Yaz mevsiminde birkaç bira, rokfor peynirli midye. Sonraki durak Amsterdam. Bisiklet, patates, ve mutlaka Gay Parade. Akdeniz ülkelerine inmeye korkuyorum. Çıkamam sonra diye. Merakım ağır basıyor. İtalya’da Milano, Floransa; İspanya’da Madrid, Yunanistan’da ada sahilleri, Portekiz’de terlik.

İşte tam o noktada, şimdi Uzakdoğu’ya kaymalıyım diye düşünürken, gaipten gelen gong sesi süremin bittiğini belirtiyor. Bilet kalmamış. Bir yıl beklemedeymişim. O zamanı ya dantel örerek, ya da gideceğim ülkenin güzelliklerini http://www.uniqlo.com/calendar/ sitesini izleyerek geçirebilirmişim. Çoktan seçmeli soruları geçmeden bana Japonya yokmuş. Üzüntümü unutup, Tokyo’nun binbir haline dalıyorum. Tapılası Uniqlo muhteşem kıyafetlerden sonra, 24 saat yaşayan Tokyo yaratmış. Hastasıyım.

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]