Karpuz üstü Çinli börek

July 31, 2009 uzakdogu No Comments

cin

Bebek Little China: 10 9 10. Çin Lee Suşi Restoran: 8 7 8. Çin Büfe Beyoğlu: 9 10 10. Fan Fang: 9 9 9. Acil yardım kodları değil, yemeksepeti halk jürisinin verdiği lezzet, kalite ve ambians notlamaları. Her zaman onların fikirlerini paylaşmıyorum. Pek muhterem bir damak tadım vardır.

Nişantaşı China Express‘ten günün menüsü (spring rolls, mantarlı tavuk, sebzeli pilav ve 1 içecek, ben tercihimi Lipton Ice Tea’den yana kullandım) isteyip 22 TL ücretimi hazır ettim. Sonra dolaba yollandım. Tabasco, hardal ve soya sosumu masaya götürmek üzere. Dolabın iç kapağında Sushico’dan verdiğimiz siparişlerle gelen tonlarca sos, aylardır duruyor. Arada, durdukları kapalı bölmeden kayarak yerlere saçılıyor, “beni al, beni kullan” diye vızıldıyor. Her seferinde ya üşendiğim için ya da son kullanma tarihleri bulunmadığından açmaktan vazgeçiyorum. Ne atılır ne satılır modeli yerlerinde duruyorlar, belki bir gün ihtiyaç olur.

Tam kapının yanında pusuya yatan karpuzu dilimlere bölmüşken zil çalıyor. 15 dakikada sıcacık yemek masamda. Kredi kartı dertsiz tasasız slibini veriyor. 2 TL bahşiş, yaz günü gömlekle kapımda duran adama.

Kurban Konfeksiyon

July 31, 2009 ŞEHİR No Comments

hap

Kutlu doğum haftasına dün gece başladık. Çünkü Zeynep Hanım’lar Çeşme’ye gidiyor. Saat sekize varmadan Akbabalı meyhanenin masasına kurulduk. Asma yaprağına sarılı peynirler, ince kıyım roka, cevizli ton balığı, patlıcan salatası. Bunlar ilk aşama. Yanında badem satıcıları ve müzikle geldi. Memnuniyet hat safhada. Bir de “pardon” demekten damağımızı kurutan garsonlar olmasa.

Konuşmalar malum. Kimler evleniyor, kimler nişanlanıyor, kimler tatile gidip, kimler kimlerle takılıyor. Araya patates kızartması, yaprak ciğer ve kebaplar giriyor. Dalgalandım da duruldum, Lale Devri, Artık sevmeyeceğim şarkılarıyla yan masamız şenleniyor. Onların modu bize de sıçrayınca sokakta bir iki dans figürü görülüyor.

11:03. Gençlerle, ruhu genç olanlar birinci aşamayı tamamlayıp, ikinci bölüme geçmeye hak kazanıyor. Eve yollananlar, evden kalkıp aramıza katılanlar.  Bu sırada erken doğum günü hanesine Tom Robbins  ve yıldız küpeler ekleniyor. “Bugün benim doğum günüm değil” yakarışlarıma rağmen arada şarkı kaçıyor. Uyuzluk etmiyeceğim.

11:27. Eski Otto‘nun dış kapısında on iki neşeli insan görünüyor. Elimizin altında doğumgünü şatları. Çilekli ve vodkalı. İkincisi beyaz. Sakız aromalı. Zaman ve mekanla olan bağlantımız giderek azalıyor. Geliyor mojitolar, gidiyor tekilalar, güzelim Urban Confessions oluyor Kurban Konfeksiyon, ilk ürünü pembe gömlek kumaşından gardroplara katılacak.

Ve elbette gece ilerliyor, bilinmeyenin peşinden. 12.25. Bu sefer Otto’nun içindeyiz. Hayır doğumgünüm olmadı. Hala bir gün geriden takip ediyoruz. Gelecek yaşlara, aşka, sağlığa ve mutluluğa. Rutin isteklerimiz. Her yudumda biraz beyin hücresi öldürüp, yerine zevk damlacıkları ekiyoruz vücudumuza, henüz 27 yaşında olmamın heyecanıyla.

Bruno'ya kalp dayanmaz

July 31, 2009 fotoğraf No Comments

u2

Araştırmalarda ikinci gün. Bruno Dayan hakkında hiçbir bilgiye rastlanamadı. Elimizdeki veriler şu şekilde:

İsim: Bruno
Soyadı: Dayan. Ama bunun doğum aşamasından sonra gelen yıllarda kendisi tarafından icat edildiğine inanmaktayız.
Yaş: Bilinmiyor, çektiklerine bakacak olursak 20-30 aralığında olduğunu söyleyebiliriz.
Cinsiyet: Kesinlikle erkek. Bir kadının bu kadar güzel çekebilmek için erkeğin ihtirasına sahip olmanız gerekir
Uyruk: Bu da ne yazık ki bilinmeyenler arasında. Bunca yıllık tecrübelerimize dayanırsak, Japon, İngiliz ya da Fransız olduğunu söyleyebiliriz. belki de bunlardan oluşma bir melezdir. Nedenlerini sormayın, içimizden gelen ses cevabını alacaksınız.
Medeni Hali: Çok eşli
İşi: Fotoğrafçı. Hem de en iyisinden. Adı çok duyulmamış, ünlü dergiler tarafından keşfedilmemiş olabilir ama yakındır. W ve Vogue kapaklarını takip edin. İlginç tarzı çok yakında “bu bana bir yerden tanıdık geliyor.” duygusunu yaşatacak.
Başarıları: Fashion 1 galerisinde karşınıza çıkacak simli fotoğrafları, tekniğin adı henüz literatüre geçmediği için bunu kullanıyoruz. Aynı galerinin sonlarına doğru göreceğiniz hayaletler. Hafif bir Man Ray efekti var sanki. Fashion 2 bölümüne baktığınızda “Eyes Wide Shut” filminden alınmış duygusu veren kareler. Fashion 4’te aklınızı yerinden oynatacak David Lynch sahneleri.
İlgi alanları: Isırmak, çıplaklık, parfüm, çanta, iç çamaşırı, karanlık filmler, deniz, ren geyiği, lamba, maske, XV11. y.y, meyve, ayna.
Ünlü olduğu işler: Reklam ve katalog fotoğrafları. Örnek vermek gerekirse Max Factor Japonya şubesi, Yves Saint Laurent parfümleri, Miss Tally, Louis Vuitton, Chantal Thomas, Palmers, Moschino isimleri sayılabilir.
Mutlaka Bakın: Bruno’nun websitesindeki celebs bölümüne. Bu kadar çok ünlüyü bir arada görmüş olmanıza imkan  yok.

Bu yazı monomundo/dergiler/trash’in 11. sayısında yayımlanmıştır.

Daha da THY'ye binmem

July 30, 2009 ŞEHİR No Comments

ba

29290 kez İzmir’e Pegasus’la uçalım kararı aldıktan sonra yine taklaya gelip THY‘de son bulduk. 29291. Bütün jüri üyelerinin huzurunda yeminimi tekrarlıyorum. Bir daha, Türkiye’de kalan son hava yolları şirketi olsa da, THY iç hatlarında Atatürk’ten Adnan Menderes’e gitmem.

Nedenleri çok çeşitli. Bu yüzden maddeler halinde vermek isterim:
1. İçeri girdiğiniz anda duayla ilahi arasında gidip gelen ama asla sözleri bulunmayan o iç karartıcı müzik.
2. Asla koltuğunuzun cebinde bulamadığınız, yerinde olsa da ilkokul kompozisyonlarımı andıran yazıları okumak zorunda kaldığınız THY dergisi.
3. İlk sorunuz, şikayetiniz ya da memnuniyetsizliğinizde sizi uçaktan atmaya yeminli olan hostesler
4. Yaşanan teknik arıza sebebiyle 45 dakika beklediğimiz İzmir-İstanbul seferi sonunda kaptanlardan gelen arıza giderildi anonsu. Hostumuza “arıza nedir?” diye sorduk, “vallaha benim bilgim yok tabii ki” dediler. Burada takıldığım “tabii ki” kelimesi.
5. Teknik arıza nedeniyle uçaktan inen kadın yüzünden önce çantalarımızı elimize almamızı isteyen, sonrasında yukarıdaki dolaplardan inen çantalara asla bakmayan kabin ekibi.
6. Uçaktan inen kızın ardından “bagajda bomba var”, “kaptan bizi kaçıracak”, “deminden beri duyduğumuz sesler kesinlikle motordan geliyor” diye zaten diken üstünde bekleyen kalabalığı galeyana getiren iki bilmiş.
7. 16:30 yerine 17:30’da ineceğimizi duyuran kaptan.
7. 40 dakikada, daha su servisi bize ulaşmamışken, İstanbul’a varmak. Jet hızıyla vardığınız İstanbul hava sahasında yoğunluktan ötürü dönüp durmak
8. Körük yerine otobüse yaklaşarak zaten keman yayına dönen sinirlerimizi patlama seviyesine getiren kule.

Burada bahsi geçen durumların çoğunun THY yönetiminden kaynaklı olmadığını bilmekle beraber, yapımda emeği geçen bütün yolculara, alan görevlilerine ve işinden nefret edenlere teşekkürü borç bilir, bir dahaki uçuşumda Pegasus / İz Air’i kullanacağımı anons ederim.

100 liraya gardrop düzme

July 30, 2009 ŞEHİR No Comments

iz

İzmir’de yarım günde hem iş yapıp hem de H&M’de takılmak mümkün mü? Duyuyorum bana deliymişim gibi bakmaktasınız ama önemli değil. Size bunun nasıl olacağını anlatmakla görevliyim.

Sabah onda yola çıktık. Kargalar uçmadan, horozlar ötmeden falan değil. Hava çok sıcak. 39’ları görüyoruz. Bu yüzden arabanın camlarını kapatarak klimalara son gaz verdik. Mavi Şehir’den Sanayi Mahallesi’ne on dakika süren yolculuk boyunca Power Turk’te Sezen Aksu tıngırdadı. Final hedefimiz MD Collections mağazası. Fabrikanın sahibi Dagi Hanım.

Yıllar önce bir Türk’le evlenerek İzmir’e taşınan Bayan Dagi, burada kurduğu fabrikasında H&M için üretim yapıyor. Bazen sipariş yüksek mertebeden geliyor, bazen kendisi tasarımlarını büyük patronlara sunuyor. Ama her şekilde ya dikişi taşan, ya bedeni yanlış basılan ya da numune kontenjanından elinde tonlarca mal kalıyor. Biz de ne zaman gidersek tanesi 5TL sepetinin içini karıştırarak 10-20 mal topluyoruz. Birkaç düğün, bir toplantı ve Arda’yla çıkılacak date kurtarıldı.

Ben bu sefer 8 parça mala 40 TL verdikten sonra mutlulukla EGS alışveriş merkezine yollandım.Uçağa binmeden öğle yemeği. İçerik buydu. Ama Ranello mağazasının vitrini aylardır beni bekliyormuş. Raphaella Booz şaheseri ayakkabılara rastladım. Sarısı, tabanı, tebesi, yanı. Muhteşem. 169 TL ayakkabı inmiş mi 69’a. Üzgünüm ama alındı. Son kalan 37 numara.

On dakika sonra üçüncü kattaki masalara oturduk, çift kaşarlı tostla portakal suları önümüzde. Son süpriz de burada karşıma çıktı. Sorgusuz sualsiz, şifresiz, kredisiz internet. Wireless üç saniyede bağlandı, gerekli güncellemeler için pencereyi önüme açtı.

İzmir'de hayat güzeldir

July 29, 2009 cafe No Comments

izmir

Herkes birer birer gidiyor. Büyüklerimiz. Dedem ansızın uykusunda vefat etti. Apar topar İzmir’e geldik. Oradan da Yeni Foça’ya. Sabahın sekizinde arabaya atlayıp Süt Evi’nde sodalı kahvelerimizle, portakal suyumuzu içtik. Bir ikindi namazında 80 yaşını yeni görmüş Nejat Bey’i denize nazır mezarda, zeytin ağaçlarının altına yatırdık. Son uykusunda annesiyle babasının yanında. Biraz üzüntü, biraz huzur.

İzmir’e nedense hep üzücü vesilelerle gelirim. Ya birileri hastaneye yatar ve kan vermek gerekir, ya kazadan sonra Ege Hastanesi’nde yatak ziyaret edilir. Sonuç olarak işte hep hastalıklar ve ölümler. Bu sefer son görevimizi yerine getirdikten sonra Mavi Şehir yakınında Barınak‘ta oturduk. Sahile sıfır masalarında, denizin kokusunu hissetmek için. Bir tabak midye dolma, hemen yandaki Hüseyin’in Camekanı‘ndan (küçükler 200, orta boy 300, büyükler 500 krş), patates kroket ve 3 mojito, yeşil giyen garson beyden. Sonrasında sarhoşluk. Bir yudum anılara, diğer yudum dertleri defetmeye.

İçiyoruz. Konuşamayıp, sadece hatırladıklarımıza. Mojito’ya buz eklettiniz mi, düşünme hızı asgariye iniyor. Müzik zevki Kenan Doğulu, şebnem Ferah ve Duman arasında değişiyor. Tek sorun sürekli açılıp kapanan ışıklar, Yüzünüzü denize verin, ikinci mojitoyu ısmarlatın sonra da şerefe! Ya da bana sorarsanız şeref benim beyime, en iyisi sağlığa, birlikteliğe!

Moda doğudan yükselir

July 29, 2009 ŞEHİR 6 Comments

a1

Galata’da sıradan bir gün. Turistler mesailerine sekizde başlamış, makinelerinin yarısını çoktan doldurmuş. Zor zanaat. Ananasçılar. Dilimi 1 TL, seçmenize izin var. Aynı dükkanlarda üstelik neyin suyunu isterseniz çıkarıyorlar. Sevgilinizden mi sıkıldınız? Acımayın makineden geçirsinler. Güney Lokantası. Her zamanki gibi dolu. Üstelik internet bağladığından beri müşteri portföyü daha da genişledi. Eskiden sadece paket servisini kullanırdık, şimdi gelen geçene bakılan masalarında biralar açılıp patatesler ısmarlanıyor. Kiva Han. Beğeneni çok. Biz salçalı menemeni yirmi saniyede masamızda görünce mekandan biraz soğuduk. Sabahtan yapıyorlarmış, tatil köyü usulü.

Dedim ya sıradan bir gün. Bu yüzden kokoş hanımlara Camekan Sokak’ın arnavut kaldırımlarında topuk eskitirken rastladık. “Hah işte sağda” dedi pembe ojeli olan. Mini etekli cevap verdi. “Sonunda.” Minicik dükkandan içeri girip ellerinde ikişer paketle çıkmalarını bekledim. Fazla gürültüde alışverişe konsantre olamıyorum. Yirmi dakika sonda mini etekli önden göründü, pembe ojeli “Şekerim dedi, bu partide Miu Miu’larımızla parlayacağız. Soran olursa Japonya’dan getirttik deriz.” Eh yanlış da değil, çünkü Sertaç, Paris&Texas’ın sahibi olan sarışın kadın, hep de güzel giyinir laf aramızda, Marc Jacobs, Vivienne Westwood, Chloe gibi ünlü modacıların piyasada çok bulunmayan, sadece Uzakdoğu pazarı için tasarladığı koleksiyonları keşfediyor. Nedeni şu: Artık modanın, çantanın ve ayakkabının merkezi Çin, Japonya hatta Kore. O anlatırken Issa Kamara ayakkabılara gözüm kayıyor. Kalın topuklu, günlük kullanımlar. “O da” diyor, “doğudan.”

On dakika sonunda 300 TL’lik elbiselere bütçem denk gelmemiş, karpuz şeklindeki küpeleri neyle giyebileceğimi düşünürken, raflardan iki çanta bana sırıtarak bakıyor. Biri Japon bir tasarımcıya ait kare ve delikli model. İsminin saklı tutulması özellikle rica edildi. Merak ediyorsanız adresi belli. İkincisi Ahmet Baytar. Daha önce Hotiç, Home Store için kemer, ayakkabı, canta, Panda dondurmaları için promosyon takı, Apple İstanbul adına lap top çantası, Tan Sağtürk dans topluluğuna kostüm, Erdem Kramer ekibi kullansın diye üniforma, Mango’ya vitrin inşa etmiş olan endüstriyel tasarımcı. Şimdilerde Paris&Texas’ta tasarımlarını sergiliyor. Bu markanın ve bu adamın işbirliği beni heyecanlandırıyor. Kimbilir belki Paris&Texas Tokyo&İstanbul mağazası açtığında baş tasarımcı Ahmet olur.

Sertaç “ne düşünüyorsun?” diyor çanta hakkında. “Çantaya da, dükkana da, sana da bayıldım,” diyorum. Çanta hayallerimdeki gibi, dükkanda her türlü düğün için ucuza elbise bulunur. Sertaç’ın bir adı şıklıksa diğeri de keyifli sohbet. Paris&Texas her gün sekize kadar açık. Mutlaka gelin.

Kategoriler

TAKVİM

July 2009
M T W T F S S
« Jun   Aug »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]