Serseri aşka ağıt

September 30, 2009 ŞEHİR No Comments

car

Bir adamın seviştikten sonra duşa girmesi…kadının lambayı söndürmesi…köpeğin kakasını kapatmak için toprak eşelemesi…çocuğun kırdığı camları masanın altına itelemesi… Müzisyenin asla bitmeyen o tek eseri…Hepsi, temeline utanç duygusunun toplumsal belirlemeleri. Yatakta daha uzun süre kalınabilir, sokak lambasının altında da öpüşülebilir, ben vazoyu kırdım denilebilir. Seni kırdım, seni aldattım, artık seni istemiyorum demek gibi.

Oysa yaşanılanlar durmadan şekil değiştiriyor. Dün bu adamdan ayrılıcam diyen kod adı Ahsen, bugün Kulp’un önünde mutlu görünüyor. İşinden nefret eden Çakma Mehmet, terfiyi duyunca CV yazmaktan vazgeçiyor. Utançtan, korkudan, ya tutmazsa dilemnasından, yetinilen hayatlar yaşıyoruz. Herkes tek burnundan nefes alarak saplandığı yere kök salıyor. Piyanonun son tuşuna asla basılmıyor.

Az önce Facebook’tan Figen’in attığı mesajı okuduktan sonra aklıma doldu bunlar. Bahsettiği müzisyenin işlerini dinledim. Demir Baran ya da Wiccax, nasıl isterseniz. Ortaçağ’da yaşanan imkansız aşklar, Fransız filmlerindeki gözyaşları, kale kapısının arkasında yatan yüzlerce ölü asker, Shakespeare soneleri, Caravaggio renkleri. Bana bunları hissettirdi. Hafif Piazzola, biraz Fahir Atakoğlu anımsamaları. Bir bardak kahveye iki damla süt. Akşamüstü tınısı.

Babylon açıldı, başka bir arzunuz?

September 30, 2009 ŞEHİR No Comments

bab

Sonbahar tam anlamıyla İstanbul’a çöktü. Bunu sararan yapraklardan, sevgili arayışındaki tek kişilik partilerden, THY’nin İstanbul-Çeşme uçuşlarında %50 indirimde seyreden uçak biletlerinden, blogların hitlerinin artmasından anlayabiliriz. Eylül’ün son yağmurlarından sonra gelen bir iki günlük güzel havalar, çimlerin üstüne yayılan aileler de buna bedel. Ya da çok basit, eğlencenin sınırlarını tepeye vurduran, ajans, mimarlık, kültür, sanat, reklam, müzisyen camiasını tek bir ortama toplayan, 8-10 arası bedava, sonrasında paralı olan “Babylon Açıldı, herkes buraya” partisinden anlam çıkarmalıyız. Artık ince askılı elbiseler, keten pantalonlar ve bikiniler bavullara. Vakit kışa üç var.

Eylül 29’da beklenen deprem yüzeye ulaştı. Babylon 2009-2010 için kapılarını açtı. Ahmet, Kanat, Erdil Beyler; Pınar, Ayçegül, Elif Hanımlar, Yasemin, Can, Mete müzisyenler, güzel kızlar, alternatif modalar. Aman bakınız müdavimler ordalar. Birileri kapıda sigara tüttürüyor, diğerleri barda sıra bekliyor. Endişeye gerek yok. Herkesin keyfi yerinde.

Bir ara Bora Uzer sahneye çıkıyor, milleti coşturmaya. Alkışlar, bağırışlar, kadehler havada. Mabbas 90’ların hitlerini konuşuyor, Zeynep yanımda dans ediyor, Babylon dergisi elden ele geçiyor. Görgün Bey’e Deniz Palas’ta ne zaman partiyi yapıcaz diyorum. Çok yakında diyip gülüyor. Müzik son ses, içkiler değişmez.

Bugün Babazula, yarın Jazzanova. Babylon‘da eğlence pazara kadar bitmez.

Takmaya Cassius

September 30, 2009 ŞEHİR No Comments

s1

“Gözlük almam lazım,” dedim. “Sezon bitti,” dedin. “Ama” dedim. “Bu gözlük yazın da takılır kışın da.” “Ne lüzumu var şimdi gözlüğün,” dedin. “Sonbahar geldi, yaz koleksiyonları inmiştir yarı fiyatına. Hadi gidelim. Alt tarafı öğle yemeğinde iki dükkan gezicez, Şütte’den de sandviç yaptırırız” dedim. “Yok” dedin. “Dur bakalım” dedin. “Vakit yok” dedin. “Sonra” dedin. Beni bir heyecanlandırdın, bir bozdun. Önce istemem yan cebime yapıp, sonra kıçıma tekmeyi koydun. Gıcık oldum. En sonunda “sen mi veriyosun parasını?” dedim. Çektim kapıyı çıktım. Bir taksiye atladım. Alışveriş merkezine.

Guess, Gucci, TF, Marc Jacobs, Carrera, Super. Hepsini denedim.
Armani, Ray Ban, D&G. Hiçbiri tutmadı.
Chanel, Cavalli, Christian Dior. Teki tipime uymadı.
Outlet, İndirim, %50 üstü %50. Durumu kurtarmadı.
Üzüntü ve muz kabuğu. Halim perişan.

O sırada telefonum acı acı çaldı. Ekrana bir baktım. Sen aradın. Açsam mı? dedim, açmasam mı. Yedi kere çalınca düğmeye bastım. “Gel” dedin, “suç ortağın olacağım. Yeni Zelanda’da doğma, Uzakdoğu’da olma muhteşem çerçeveler bildiğim bir adamda. Cassius. Ondakiler vintage ama istersen yenisi de yolda.” Lafını ikiletmedim. Bir bilsen beni ne kadar sevindirdin.

Ucuz Pazartesi

September 29, 2009 ŞEHİR No Comments

h2

Bugün İstiklal Caddesi’nin başında bir kızda gördüm. “Some Girls Are Born Lucky” (Bazı kızlar şanslı doğar). Buradaki ima memelere mi yoksa güzelliğe mi bilemedim. Durdurup da sormadım. Önemi de yok.

T-shirt’e yazı yazmak modası eskimez. Çünkü hepimizin hayatta bir derdi var. Kızlara yazmak isteyen “İ’m with my sibling” (yanımdaki kardeşim) t-shirtleriyle gecelere akıyor, evlilikten kaçan Game Over klasikleriyle. Hard Rock, Marilyn Monroe, Ramones giymek 1970’lerde modaydı, şimdi de durum değişmedi. Çünkü yazılarla, resimler çıplak bedenlerimizi yabancıların zulmünden saklıyor. Hayat karşısında bir duruş, bekarlık sultanlık zamanlarında konuşmayı başlatan mermi oluyor. “T-shirt’ünüz çok güzel nerden aldınız?” Gece yatısına kalmak gerekirse de gecelik kontenjanından işimizi görüyor.

Tek sorun Zara, Mango, Bershka’dan iki liraya da alsanız, Naked’a gidip on beş papel de bayılsanız, sokakta aynınızız tıpkınızın eteklisinden görme olasılığınızın her gün beyninizi meşgul etmesi. Bu yüzden en sevdiğiniz üstlerinizi ya akraba ziyaretlerine harcıyorsunuz, ya da “Leyla’ya söyle beraber aldığımız t-shirt’ü giymesin” uyarılarından sonra gideceğiniz ev partilerine. Haksızlık. Derdinizi çözmenin tek yoluysa onun bunun şunun bilmediği dükkanın sezon mallarını tekelinize almak.

Hellz Bellz. Adından belli. Bir yanıyla cehennemden çıkma bütün huylarınızı ortaya döküyor, diğer tarafıyla görenlerin beyinlerinde bu kızla takılmam lazım çanlarını çalıyor. Komşunuzdan nefret mi ediyorsunuz, orduyla ciddi dertleriniz mi var, saçmalıklardan canınız mı sıkıldı, gizli saklı işler mi karıştırıyorsunuz? Giyinin. T-shirt’ünüz bağırsın.

Şaraba yardım

September 29, 2009 ŞEHİR No Comments

Fazla düşünme. Unut. Anımsarsan, acılar uyudukları köşelerden çıkıp savaşmaya karar veriyor. Sindiremediklerin midende, söyleyemediklerin omzunda, üzüntülerin kalbinde, kızgınlıkların başında. Hepsini topla. Üçe kadar say. Aldığın ilk nefeste havaya salla. Bırak biraz toplum arasına karışıp, güçlerini azaltsınlar. Gündüz yarasaları onlar.

Son iki gündür midemden başlayıp,  karnıma taşınan ağrıyla yaşıyorum. Kıymalı makarnayı mı yoksa telefonda söylediklerini mi yutamadım bilemedim. Önemi yok. Çoraplarımı geçirdim, gri hırkamı taktım, tavuk suyuna çorbamı kaseye döktüm. İyi geldi. Hasta olmak. Kimse olmadan da kendime bakmak.

Battaniyenin altında işleri hallettikten sonra True Blood ikinci sezon son iki bölümde kaldım. Şimdi ne olacak beklentisi, eyvah bitecek endişesiyle. Gossip Girl, How I Met Your Mother, Heroes‘un gelecek bölümlerine yazıldım. Big Bang Theory, Bored to Death, Vampire Diaries yeni hedeflerim. Onlar inedururken de, üşenmedim, Kumbaracı Yokuşu’nda açılan sergiyi gezdim.

Sevdim. Dönerken hissettiğim duygu. Proje dahilinde dünyanın her yanından sanatçılar buraya gelecekmiş, birbiriyle tanışıp hasret gidericekmiş. Yıl 2010. Zaman İstanbul. Duvarlarda gördüklerimiz portfolyolarından enstanteneler. Beğendik mi beğendik. Şarabı içtik mi içtik. Tünel’e doğru salınıp muhabbet ettik mi. Ettik. Gecenin özeti: her şey tıkırında. Paniğe lüzum yok.

L1070708İstanbul Photo Festival 2İstanbul Photo Sessions 3İstanbul Photo Sessions 4İstanbul Photo Sessions 5İstanbul Photo Sessions 6İstanbul Photo Sessions

L1070693

Yoğurtlu anne makarnası

September 28, 2009 cafe No Comments

sus

Susam‘da ravyoli yiyordum. Mantarlı, parmesanlı, güveçte pişmiş. Karşımda Ersoy. Hard diskinden fotoğraf bulmaya çalışıyor, hafiften kızgın. Kıymalı anne makarnasında gözüm kalıyor. Bir parça alabilir miyim diye soruyorum, al tabii diyor. Tam tabağına çatal attığım anda telefon çalıyor. Kodadı Ahsen Çakma isim “Mehmet” diyor, “İstanbul’a gelmiş. Görüşsem mi görüşmesem mi, beklesem mi beklemesem mi, dövsem mi öpsem mi bilemedim.” Gece 11’de telefon etmiş, buluşmak istemiş, bizim kız da bugün git yarın gel ayarı çekmiş. İçim ferah nasılsa aramaz diyorum ki, “dur” diyor “hikaye yeni başlıyor.”

Her dönemin kıvrak adamı bu sefer istikrarlı olmaya karar vermiş. Ertesi gün mesaj. Müsaitsen uğriyim. En azından yatağa yollanma ve pijama saatlerinin dışında. Kodadı Ahsen kararsız. Benden onay bekliyor. Kalbinin emri diyorum. Görüşeceksin. Telefonu kapıyor, Çakma isim Mehmet’i arıyor.

İki saat sonra bu sefer gtalktayız. “Geldi, içti, yedi, oturdu, kalktı, baktı, gitti” diyor. “Şimdi napiyim?”. “Ne yapıcaksın” diyorum. “İster çay, ister rakı demle. Paul Auster – Yalnızlığın Keşfi”

“Yok” diyor dışarı çıkacağım. Hadi Tünel’e. Ben bu akşam evdeyim.

Orgazmik karides, cazibeli tuna

September 28, 2009 ŞEHİR No Comments

Bu pazar ne kadar güzel geçti laflarının hepsini alıyorum, üçle beşle onla çarparaktan bloga iade ediyorum. Bu pazar diğer pazarları bırakın, herhangi bir yılbaşı akşamının olamayacağı kadar güzel geçti. Teşekkürler Şef. Her nerede yemek yapıyor, bizi mutlu ediyorsan. (Merak edene adres verelim. LeChef Ulus 29’da)

L1070557L1070587L1070589L1070590HindiYummy MidyeL1070607PrawnsMasaŞarküteri TabağıKıtırLe Chef

Kategoriler

TAKVİM

September 2009
M T W T F S S
« Aug   Oct »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]