La bemolde kaldırım oyma
Yağmur: İstanbul sokaklarını etkisi altına aldı. Dünden beri durmaksızın ağlıyor.
Modum: Yağmurun sesine uygun. Karamsar, yalnız, hüzünlü.
Plan: Annem, büyük halam ve kuzenlerle geçirilecek gün. … Continue Reading
Yağmur: İstanbul sokaklarını etkisi altına aldı. Dünden beri durmaksızın ağlıyor.
Modum: Yağmurun sesine uygun. Karamsar, yalnız, hüzünlü.
Plan: Annem, büyük halam ve kuzenlerle geçirilecek gün. … Continue Reading
Liseye gittiğim yıllarda anımsıyorum, Kitap Fuarı’na gitmek için okulu kırardık. Sabah sekizde Barcelona ya da Lebon pastanelerinden birinde buluşulur, poğaçalar alınır, formalar tuvalette değiştirilip, Odakule arkasındaki Tüyap’a gidilirdi. Ne büyük mutluluk. O kitapların, standların, insanların arasında dolaşmak. Yedi günse yedi gün, ona çıkarsa topunda. Biz, görev icabı, orada. … Continue Reading
Sabırsızlık. Bir şeyin olmasını beklerken girdiğim ruh hali. Dakika içinde 5 kez facebook güncellemek, her 25 saniyede bir twitter okumak, bunlardan arta kalan zamanlarda gmail’de new, delicious’da son eklenenler, stumbleupon’da enter tuşlarına basmak, msn’de kimler online kontrollerini yapmak. Telefon bilgisayarın yanında duruyor. Çaldığı anda açabilmem için. Ama yok, ısrarla, ekranı aydınlanmıyor. Bir saniye şimdi ışık göründü. Beklenen değil. “Akşam ne yapacaksın” diyen kodadı Ahsen. Ben habere konsantre olmuşken, “bilemiyorum” diyorum, önce aradan çıkarmam gereken bir iş var. … Continue Reading

Beşiktaş Upper Crust Pizza‘dayız. İncececik hamurlu Boston işi. Benim önümde Margarita, Selen’de Steak & Gorgonzola. Bugünün spesiyali. Yeni takıntım, haftada bir uğrar, arkadaşlarımı getirir oldum. “Eee” diyor Selen “anlatsana.”
“Bakıştık. O garip buhran hali. Saçım güzel mi, makyajım akmış mı dişimde yeşil bişey var mı? İkinci bakışma. Biraz daha ısrarla. Gözleri sola kaçırma, kızların oraya. Üçüncü, dördüncü, onuncudan sonra artık durum belli. Biri o meşhur ilk cümleyi edecek. Duyduklarım arasında (beğeni değerine bağlı olmaksızın) favorilerim: … Continue Reading
Geçen perşembe karar verdik. Çarşamba buluşucaz. Ama ortada ne program, ne de yapılacak işler listesi var. Günün gidişatı, spontan.
Program White Mill‘de öğle yemeğiyle başladı. Benim tarafımda tavuk Crostini, Ayşegül’ün tabağında balık. Hiçbirşeysiz. Yine erkekleri sıkacak, kadınların bayıldığı, ilişki, ilişkisizlik, ilişme meseleleri. … Continue Reading
Yeni mahalleler görmek istiyorum diye sızlanıp duruyorum. Sonunda sesimi duyurdum. Ayşegül “gel” dedi “seni Arnavutköy’de acayip bir balıkçıya götüreceğim.” “Adem Baba” dedim, “bilmez miyim.” Fazla traş gibi, tez cevaplık da cilde zarar verdi. Mekanın adı Takanik. Izgara edilmiş palamut, nar ekşili roka salatası, mısır ekmeği, patlıcan ezme. Benim deneyemediğim ama yan masada acayip protestolara sebep olan balık çorbasını da deneyin.
Unutmadan. İçki yok. Lezzet mi dediniz? Ah o pek çok!

Yazmiycaktım bunu. Ama o kadar çok kadının hikayesini dinledim ki, bu da şehrin sırrına dönüştü (urban confessions= şehrin sırları. Olmadı di mi?)
Kadınların eski derdi: sevgilisi, karısı, nişanlısı, karısı ve çocuğu, karısı ve metresi, karısı ve sevgilisi olan adamların adrenalin, içki, tatil bahaneleri kapsamında başka bir kadını arzulaması. … Continue Reading
2006′dan kalma bir yazı buldum bugün… Ali, Bitmemiş ilişkiler için mi üç noktalar dolduruyoruz yazıların içine yoksa söylenmemiş sözler için mi? Ya da belki şöyle yazmak gerekir bu cümleyi: söylenmemiş sözler yüzünden bitmemiş ilişkiler için… Küçükken çocukluğun korkusuzluğuyla her şeyi dibine kadar söyler, karşımızdakinin bizi dinleyip dinlemediğiyle bile ilgilenmezdik. Oysa büyüdükçe dinlenmek o kadar önemli [...]
Ertelediğim şeyleri düşündüm bugün. Mesela fatura ödemesi, mesela elektrik borcu, mesela vergi. Devletle ilişkisi, ilişiği, devletin hakkı olan her türlü konu. Hayatımı kurumsal hayattan kesip atmayı nispeten de olsa başarmış olan ben, devletle kalan mecburi bağlarımı da ertelemek yöntemiyle çözme yoluna gidiyor, sonunda tabii ki kabağı kendi başıma patlatıyorum. Sonuç: bol faizlisinden banka hesabımdan çıkan [...]
Tek başınalığa and içmiş (kadın) arkadaşlarım yalnız ölmekten korkuyor… Hayatlarına girmesi ihtimal dahilinde olan adamları “bu da bir gün beni üzecek/aldatacak/geldiği gibi hayatımdan gidecek” önsözüyle okumayı reddediyor. Sekizinci sayfada romanın onu alıp götüreceğinden, gerçekle bağlarını kesip yeni kurgu yazacağından habersiz. “At kendini, zıpla, uç” dediğim anlarda ya kapılıp da gidersem endişesi hakim bedende. “Kapılıp da [...]
Yetişmesi gereken iki sunum var, üzerime giyecek tek şey yok, dudaklarım çatlamış hangi kremi kullanmak gerek, evde diş macunu bitmiş habersizim, bozulmuş ütü yüzünden bu gömleği giymek haram bugün, kaçan çoraba yedek bile almamışım bunun bir makinesi olsa sokaklarda dertleri arasında bir yerde kadın olduğumu unuttuğum anlar oluyor. Anahtar kilidi açıp masada (ya da yerde) [...]
Yatakta harikalar, mutfakta şaheserler, kanepede günün ilk saatlerine uzanan konuşmalar, sokakta seksek, takside o kız sana neden baktı/ o herif ne diye sigaranı yaktı üzerinden büyük kavgalar yaratabilen erkek ve kadının asırlardır çözemediği “kadın ve erkek arkadaş olabilir mi?” sendromunu inceleme seansına hoşgeldiniz. Yemek yersen karnın doyar, atkı takmazsan hasta olursun gibi kesin kuralları olmayan [...]