Çarşamba resimli roman

June 30, 2010 ŞEHİR 2 Comments

Sabahtan, bugün sadece yürümek istiyorum tonunda başladı gün. Gidilecek yer, aranacak aynı insanlar, bakılacak mailler olmadan. Öyle de devam etti (dersem yeridir). Akmerkez Vakkorama’dan yarı fiyatına elbise, Abracadabra’da öğle yemeği, Nişantaşı’nda galeri gezmesi. Bu yazı da o günün, sonrasında saklı kalanları unutup, vitrine çıkmış hali. Yazılmayan özeldir tonunda yarım kalmış hikaye. … Continue Reading

madde bağımsızı

June 29, 2010 İLİŞKİ 2 Comments

Yan masada iki kadın oturuyor (Yoksa kız mı demeliyim?). Konuşma başlayınca anlıyorum ki en fazla 23 yaşlarında, hoş giyimli, fazla makyajlı, yakın arkadaşlar. Bunlar tabii ki benim sübjektif izlenimlerim. Hikaye 18 yaşında, kuzen, Eskişehirli diye de gidebilir. Önümde laptop, yazımı yazıyorum. Önce kulağım takılmıyor anlatılanlara, birkaç kelime sonrasında ilgimi cezbediyor konuşma. Dikkat dağılması, fikir ararmış gibi yapma.

Taşlı sandaletli şöyle diyor: … Continue Reading

geçti (mi?)

June 29, 2010 İLİŞKİ 4 Comments

Geçmişi dediler, dikkat et, sağlam pabuç değil, harcar, iki dirhem bir çekirdek, dört güler  beşincide gider. Off. Yeter. Aman! Sanırsın hepimiz sütten çıkmış ak kaşık, uyuyan güzel, saçlarını uzatan Rapunzel. Sıkıldım. Bana adamın bundan öncesi değil, şimdisi lazım. … Continue Reading

Pazartesi notları (ev)

June 28, 2010 ŞEHİR 5 Comments

Biz bir hiçiz. Ne beraber olup sevgili diyebiliriz, ne de bu sevgilim diyip Derin, Ahmet, Sinem, Efe’yi tanıştırabiliriz.

Bu ülkede Aşk-ı Memnu finalini, bölümlerini, hikayesini izlemeyen azınlıktan biriyim. Biri bu fenomenin sebeplerini söylesin.

Bu blogda yazanlar senin, benim, yan masamda oturan çiftin gerçeğidir. Zamanlar ve mekanlar konusunda aynı bilgiyi veremeyeceğim. … Continue Reading

Pazartesi notları (sokak)

June 28, 2010 ŞEHİR 7 Comments

Galata House‘ta doğumgünü kutlaması. Ağzımda eriyen muazzam dana eti, yanında beyaz şarap, önünde Gürcü mezeleri.

Bağdat Caddesi’ne gittim. Divan Pub‘da oturup geleni geçeni izledim, bir de zencefilli limonata içtim. Ama gerçek zencefiller değil mavi bir su geldi. Onu tam da anlamadım. Tavuklu Nachos. On üstünden leziz.

Faruk Eczacıbaşı Cumartesi akşamı Galata’daki evinde konser düzenledi. Oraya girebilmek için ne tür bir VIP olmak gerekli? … Continue Reading

rakı içen kadın

June 27, 2010 ŞEHİR No Comments

Ozan’ın dediği gibi rakı içerken okumadım bu yazıyı. Henüz daha sokağın sesleri güne çökmemişken, biraz da şaraplı gecenin sabahında, fazla da sarhoş olmamış, altı ay önceki vedamın üzerinen bir rakı masası geçmiş, onlarcası reddedilmişken. Okudum. … Continue Reading

blogger vs. gazeteci vs. dergici

June 27, 2010 ŞEHİR No Comments

Pazar yazısı. Düşünceli. caferuj‘dan Miray blogger vs. gazeteci vs. dergiciler üzerine fikirlerimi yazmamı rica etti. O kapsamlı bir araştırma içine dahil edecek, benim aklımdan şunlar geçti…

Blogger: doğası gereği meraklı, hızlı, ona açılan & açılmayan her kapıdan giren, yasakları çok da takmayan, heyecanlı kişilik. Önceleri ben yazı yazmak istiyorum ama nereden  işe başlayacağım, ne yazsam da şekil bulur bocalamaları yaşayan, yolun orta yerinde, yazdıkça, düşündükçe, farkettikçe yapabilecekleri kurgulayan, teknoloji bağımlısı insan. Bu noktada yani teknolojiyle kurulan çizgide gazetecilerden ayrıldığına inanabilirim. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]