30 ve…çok neşeli yemin eder

June 30, 2011 ŞEHİR No Comments

Boşanmak tabii, bildiğin üzere, bir yandan da sosyal bir durum. Herkesin bu konuyla ilgili fikirleri ve varsayımları var. Mesela babaannem, boşandığım gün ağladığım için, artık her gün ağladığımı sanıyor. Ayda bir arayıp “Ah kızım, yazık sana” diyor sesi titreyerek. Keyfim yerinde dediğimde, acımı maskelerin altına sakladığımı düşünerek bir kat daha üzülüyor zavallı toruncuğu için. Genel varsayım bu dolaylarda. Çok zor bir şey yaşadığını, fena bir hayat mücadelesi içinde olduğunu, acılar ve şüphelerle kıvrandığını düşlüyor insanlar. Buradan hepinize sesleniyorum, yok öyle bir şey! Sen sabah kalkıp işe giderken ne kadar homurdanıyorsan ben de o kadar homurdanıyorum ve Cuma gecesi Kiki’de ne kadar eğleniyorsan o kadar eğleniyorum. Aralarda gözlerimin uzaklara daldığı ve ‘mutlu olduğum zamanları’ düşlediğim yok. Mutlu olsaydım o yaşamın içinde olurdum hala. Değil mi ya?

Salı akşamı. Adam-oğlan (ne diyeceğime karar veremedim) gelecek diye La Cave’dan şaraplar alındı. İki de ucuzundan şarap bardağı, çünkü, sakarlığım sağ olsun, kıra kıra bitirdim pek havalı, kristal olanları. Bir yandan alışveriş yapıyorum, bir yandan da sinir oluyorum kendime çünkü o şarap adam gelmeyecek olsa alınmayacak. Bu da demek oluyor ki, kendimden başka birini-bir er kişiyi- düşünerek bir eylemde bulunuyorum. Bu da son yıllarımın tamamını kaplamış olduğu için, aslında hiçbir anlamı olmayan, ufacık işler bile, gözümde büyüyor. Sanki hemen eski alışkanlıklara döneceğim, onun için yemek yapar, onun için alış-veriş yapar, onun için nefes alır hale geleceğim. Olsun neyse işte, alışveriş yapıldı, eve gidildi, şarap açıldı. Sonra bekle, bekle. Gelen-giden yok. Bir an sinirlensem mi diye düşündüm, sonra kendi kendime Iggy Pop dinleyip dans etmeye karar verdim. Pek eğlenceli oldu, tavsiye ederim.

Çarşamba akşamı. Bir takım Avrupalı sanatçılarla Pacific’te bira-tekila. Hava daha kararmadan, herkes darmadağın bir sarhoşluk halinde. Saçmalanıyor, şarkılar söyleniyor. Bir ara bir baktım yoldan geçen Amerikalı bir kadın da katılmış aramıza. Ve bak sen şu işe, benim kendime bile çaktırmadan sahiplenmeye karar verdiğim  adam da orada. Amerikalı kadının kırmızı bir elbisesi var ve dudaklarını aynı renge boyamış. Sinsi bir kıskançlık duygusu yükseliyor. “Yahu 50 yaşında kadını ne demeye kıskanıyorsun” diyorum bir yandan kendime ama bir yandan da kırmızı o kadar çekici ki, kendimi alamıyorum; utanarak, kendime kızarak, saklamaya çalışıp, masanın-o-tarafına-hiç-ama-hiç-bakmayarak kıskanıyorum. Bir tekila daha. Uzayan, alakasız muhabbetler, sohbet ettiğim çocukcağıza yerli-yersiz tiz sesler çıkarmalar ve kaçamak bakışların sonunda anladım ki, bu iş böyle gitmez. Kalabalığa iyi geceler dileyip evin yolunu tuttum. Düdük kadar balkonumdan manzaraya bakıp pek buğulu hislere boğuldum.

Cuma akşamı. Ver elini Bozcaada. Ohh deniz-güneş-kum. Stresten arınma, kendinden arınma, geçmişten arınma. Tarihinde ne varsa hepsini silip, yerine başka hikayeler kurma. Mümkün mü, ne dersin?

Neşeliyim dedim ama sonra fark ettim ki pek bir hoplama zıplama-eller havaya durumu anlatmamışım. Neşe tabii, illa ki öyle olmuyor. Yeni insanlarla tanışmayı, yeni anlar yaşamayı, hatta farklı dertlere-sorgulamalara düşmeyi de hep neşeli buluyorum ben. Böyle.

Müzikten anlamayanın festival yazısı (1)

June 30, 2011 ŞEHİR No Comments

Haziran ayının en başından başladım ben Hazal’ın beyninin etini yemeye, “Caz festivali geliyor, ben şu-bu konsere gitmek istiyorum, bana davetiye bul!” diye. Sonunda dedi ki, “Al bu senin kartın, bütün konserlere girip çıkıyorsun, öyle koltuk-yer bir şey yok, merdivenlere oturuyorsun.” Kartta basın yazıyor. Ne kadar heyecanlandım göreceksin, sanki Gazeteciler Cemiyeti sürekli basın kartımı onaylamış gibi.

İlk Cumartesi günü, Tünel Şenliğine gittim. Yalnızca ben değil, bütün İstanbul, Galatasaray-Galata arasındaki yola konuşlanmış durumda. Birileri Capoeira zıplıyor, birileri benim anlamadığım, yoldan geçen birilerinin Uşak havası bu dediği, elektriklenmeli bir danslar yapıyor. Saksafonunu, aryalık ses telini, kemençesini kapan gelmiş. Bir de sahneler var tabii çeşitli noktalarda. O festivalin resmi tarafı. İşin aslı o ki, gayri-resmi tarafı bana daha heyecan verici geldi. Müzik iyi olduğu için değil, insanlar keyfini çok güzel çıkardıkları için. Tam Tünel meydanında bitmez-tükenmez bir kalabalık var. 15-18 yaşlarım arasında toplamda ne kadar taciz edildiysem, o kalabalık arasından geçmeye çalışırken o kadar taciz edildim. … Continue Reading

30 ve… hiç uğraşası yok

June 30, 2011 ŞEHİR 1 Comment

Sen tabii bilmiyorsun. Boşandıktan kısa bir süre sonra büyük bir şaşkınlık ve panik duygusu içinde fark ettim ki, son 6 yıldır (ay değil, yıl, yıl) hiç date etmemişim. Hazal  arayacağını söyleyip aramayan, ilanı-aşklar edip sonra yüzüne bakmayan, seni baştan çıkarıp sonra sevişmeyen, bağlanma korkusundan aynada kendine bakamayan, dengesiz adamlardan bahsediyor. Arkadaşlarımın hikayelerini dinledikçe bendeki panik artıyor. Yahu ben şu anda kendi duygularımla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum, dengesiz adamlar güruhuyla ne yapacağım? Eskiden böyle miydi, biz çocukken, ben daha hala date ederken? Ben beğeniyodum, o beğeniyodu, ne olacaksa oluyodu, olanlardan memnun kalınırsa, görüşmeye devam ediliyodu, yok kalınmazsa, ay Mehmet beni daha çok heyecanlandırıyorrr diyodun hoop yeni heyecanlara yelken açıyodun. Tamam arada aşık olup yerlerde süründüğümüz de oluyordu ama kaç defa aşık olabilirsin ki? Sevgililik … Continue Reading

Benim Caz Festivallerim

June 30, 2011 ŞEHİR No Comments

Yaş kaç? On dokuz. Ne işle meşgulsünüz? Öğrenciyim. Konu? Fotoğrafçılık. Üç cümlede neden rehberlik için doğru aday olduğunuz anlatın. Müzik benim de ruhumun gıdası, adam idare etmeyi bildiğim söylenir, her yere girmeme yarayacak o sahne arkası kartını verin, kırk yıl festivallerinizin kölesi olayım. Tamam. İşe alındın. Sene 2000. On bir yıl olmuş. Ben Mccoy Tyner’ın menejerinin peşinde çömez gibi dolaşalı, Tori Amos’a kilim almak için pazar günü dükkan açtıralı, Joan Baez’ı Ortaköy’de bir balkonda, Offspring’I evimin terasında göreli, Jane Birkin’In Charlotte’tan olma torunu için sünnet elbisesi alma telaşına düşeli, Dezoryantel giye bir grupla bir hafta İstanbul’da eğleneli. Hikaye bitmez. Ne bende, ne o zamanlar her konseri beraber gittiğimiz rehber kümesinde. 2011. Artık çalışmıyorum festivallerde. Karta kaçtım. Kart’a da kaçtım. … Continue Reading

Ben yokken, İstanbul’da…

June 29, 2011 ŞEHİR 1 Comment

Park Otel’in yirmi yıldır bitmeyen geçici rahatsızlığına kaldığımız yerden devam… İstiklal Caddesi’nde La Rambla (Barcelona’nın en ünlü caddesi) tribi başlamış. Üç bes adımda bir kostümlü, yüzleri beyaza boyanmış insan görmek mümkün. Bizimkiler duruyor ama pek atraksiyon yok… Dünya Müzik Günü (21 Haziran) dolayısıyla TRT Galata Meydanı’nda stand kurmuş, üzerinde şarkılar türküler söylenmiş… Manikür pedikür fiyatlarına zam gelmiş. Tam da yaza denk getirmiş olmaları şahane… Arter‘de uzun zamandır benzerini görmediğim seviyede çarpıcı bir sergi var: Patricia Piccinini – Beni Bağrına Bas…  … Continue Reading

Kadiköylü müsün?

June 28, 2011 ŞEHİR 4 Comments

Şehirde yürürüm, duvarları süzerim, sorup soruştururum, börek yerim, alkol içerim vol: 242: Bilmediğim mahalleyi, oranın erbabıyla gezeceğim. Sabah Pazar sayfasında da gördüklerimi, yaşadıklarımı, vay anasına ben bu şehir hiç tanımıyormuşum dediklerimi yazacağım.Sıkıldım çünkü, aynı mahalleler arasında mekik dokuyup, top koşturmaktan.

İlk durak Kadıköy / Moda. Rehber: Damla. Damla‘dan iyi bilirim dersen de işte soru:

Kadıköy’ün / Moda’nın pazarı nasıldır? … Continue Reading

30 ve…mahkeme

June 28, 2011 ŞEHİR No Comments

Salı – Nazlı. Artık kafanızda böyle yer edebilir. Heceler birbirine uysun da, kafiye yapsın diye de yapmadık. Denk geldi. Hikayenin en başından başlıyor bu sefer. Mahkeme. Boşanma. Yalnız kalma. Yalnızlıkta yer bulma. Yön kısmı henüz bir süreç.

Hah! İşin en enteresan kısımlarından biri mahkeme günü. Saatler boyunca eğreti sandalyelerde hakimin keyfinin gelmesini bekliyorsun. Adamın üçüncü çayı mahkeme salonuna giderken, kendimi dıştalayıp şaşırsam ve ‘nası bi memleket burası ya’ desem mi diye gevelerken, Amerikan evladı olmadığını hatırlayıp, bunlar zaten normal diyip geçiyorsun. Sonra kapı açılıyor, cevval avukat sizi aradan sıraya sokuşturuveriyor. Önünde bir bilgisayar, karar metni hazır, sen onu okumaya çalışırken hakim, kararın kesin mi diye soruyor. Kesin. Emin misin, bak bunun geri dönüşü yok. Hadi be! Geri dönüşü yoksa o zaman … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

June 2011
M T W T F S S
« May   Jul »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]