Viyana’ya 1 gün kala

September 29, 2011 Viyana No Comments

Hiçbir şeye yetişemeyeceğim paniği de artmış durumda. Çünkü tam ona da buna da hakimim derken işte şunları da keşfetmiş bulunuyorum. Çık çıkabilirsem iki günde Viyana’nın içinden.

Bir şehirde freelance iş yapanlar nerede çalışır çözersem, artık orada yaşayabilirim demiştim ya. Bundum. Viyana’nın Bbase’i  Wirr (Burgasse 70) miş.

Galeri, müze kısmını gidince çözerim, haftalık sergi durumuna göre 3-4 bir şey bakarım diyordum ki Kunst Haus Wien‘i keşfettim. Friedensreich Hundertwasser’in halka açılmış özel koleksiyonu.

Çerden çöpten ordan burdan yerden fabrikadan toplanan mallarla mobilya yapma modası Viyana’da da varmış. Mekan: Gabarage

Bir DJ’in varsa, ya da olsun istiyorsan fikir edinmek, aletlere dokunmak,plak-müzik almak için seni Friendly House‘a beklerler.

Ben pek becerikli değilim ama bu işin hastası olanarı bilirim Babette’s‘in olayı 2500’den fazla yemek kitabını okurken, yemek yapabilmen, bir yandan da dünyanın orasından burasından gelen baharatlardan alabilmen. Bizim buralarda çok var deme, dene. (Schleifmühlgasse 17)

Shakespeare & Company içeri girdiğiniz andan itibaren edebiyat ve kitapların dünyasında yaşadığınız, herkesin yazarlardan alıntılarla konuştuğu tarzda bir yermiş. Bayıldım tabii.

Viyana’ya son 2

September 28, 2011 Viyana 1 Comment

Eğer bir değişiklik olmazsa Viyana’da hava 22 derece, güneşli, yağmursuz. Şansımız Roma’dan beri döndü mü ne? İki gün kala yapılacaklar listesi bitmedi tabii ki. Bakalım eksiklerimiz neler…

  1. Pazar günü son anda da olsa yetişiriz, bavulları yanımızda götürürüz kahvaltısı: Cafe Prückel
  2. Harcayacak paramız kalmadı 3 Euro’ya karnımızı doyurur musunuz kahvaltısı: Der Tunnel (Lorianigasse 39)
  3. İlginç bir yer buldum, her şey satılık: Phil
  4. Bloody marry denemeden dönmem abi kuşağı: First Floor (Seitenstettengasse 5) … Continue Reading

Viyana’ya 3

September 27, 2011 Viyana No Comments


gün kala… Toplantıya hazır değilim, gazeteye yazıyı henüz yetiştiremedim, Outnumbered dizisini izlemek için gereken 50 dakikayı ayıramadım, Galata sokaklarında uyanmaya alışamadım. Ama Viyana diye sorarsan? Tamam. Onu çalıştım.

Berlin’de aynısının tıpkısını gördüğüm Badeschiff Viyana’da da var. İçinde geceyarısına kadar açık, ısıtılmış havuzuyla. Ekim’de üzeri örtüldüğüne göre, her şekilde yetişeceğim kesin haftasonu bedava partilerinden birine. (An der Donaukanallände zwischen Schwedenbrücke und Urania 1) … Continue Reading

Viyana’ya son 4

September 26, 2011 Viyana 2 Comments

Viyana’ya son 4 (gün) ve her seferinde olduğu gibi (bakınız Çok Gezenler Kulübü Roma, Kopenhag, Berlin seferleri) son dakikada bulunan evin / otelin / hostelin kısmetine inanmaktayım. Bu yüzden Pazartesi günü, yedide kalkıp, odamı Galata’ya taşıdıktan, artık bağımlılık geliştirdiğim sabah kahvesini içtikten, Viyana’da sonbahar geldi haberlerini inceledikten sonra bavula neler alınacak kısmını Cuma sabahına bırakıp, iki güne sığdırılacak otel, yemek, bar, konser  listelerini hazırlamaya giriştim.

Başlayalım…

Otel seçenekleri arasında gündemimizde, etraftan da gelen öneriler doğrultusunda Mercure Wien City, Mozart Hotel son ikiye indirilmişti ama gidilecek yerlere bakınca bunlar turistik bölgede kaçtı. Eledim. Yenisine bakmaktayım.
p.s – Evde kalmak güzel ama bu sefer iki günlüğüne gidiyoruz, zaman az, randman çok olmalı.

Viyana’da 9 bölge varmış. Okuduklarımdan anladığım: ben lokallerin takıldığı, günlük çarşı – pazar alışverişlerini yaptıkları Mariahilf; kahve, restoran ve barlarıyla ünlü Josefstadt, müze cenneti Neubau; bir de belki değişiklik olsun diye zengin mahallesi Margareten‘de takılacağım. Taksim kafasındaki Inner Stadt’a da giderim bir ille ki.

Gittiğim her şehirde lokal marketten alışveriş ettim. Evsiz de olsam, yemek de yapamasam. Viyana’da da Naschmarkt‘e (Kettenbrückengasse) gideceğim. Sadece alım satım değil, yiyim içim de yapılan masaları varmış. … Continue Reading

Roma’nın en’leri

September 20, 2011 ŞEHİR 2 Comments

En kosher lokanta: Pazar akşamı Yahudi cemaatlerin arasından geçmek için pardon demek durumunda kaldığımız Taverna del Ghetto (Via Del Portico d’Ottavia, 8)
En pazar barı: Freni e Frizioni (‪Via del Politeama, 4‬)’de bugün hangi gündeyiz sorusu unutuluyor. Tek bilmeniz gereken enfes mojito’sunun 8 Euro olduğu, öğlen yemeğinden kalan açık büfenin karnınızı doyurduğu, gece 11’den sonra minik meydan yerine sandalyelere oturmanız gerektiği. Bu arada Freni e Frizioni Fren ve Debriyaj demek.
En klasik makarnacı: Bir İtalyan aile tarafından işletilen Da Francesco (Piazza del Fico, 29). İçeride karnı burnunda bir kadın garsonluk yapmaktaydı.
En modern müze: Binası ve logosu pek güzel olsa da bizim gittiğimiz dönemde sergisinde iş olmayan Maxxi (Via Guido Reni, 4A); ben gitmedim ama aklımda kaldı diye gelenlerin başının etini yediğim Macro (Via Nizza, angolo Via Cagliari / Piazza Orazio Giustiniani 4).

En tasarım dükkan: Arte 5. İçeride kitaplardan, buzdolabı süslerine, çantalardan posterlere her şey ucuz ve sanat eseri kıvamında.
En kolay internet: Trasdeve civarındaysan Via de Saluri’de yere çökeceksin , Campo di Fiori’de takılıyorum dersen Mercato’da bir kahve ısmarlayıp on altı haneli şifreyi soracaksın.
En lokal bar: Calisto (Piazza San Calisto). Yanımızda tek bir İngilizce konuşan olmamasından anladık.
En yürünesi köprü: Trafik olmaması yüzünden Sistro’yu seçtim.
En paralı mahalle: Ponte Milvio’nun güneye bakan kesimleri ve Parioli
En büyük park: New York Central Park’ı anımsatan, içine arabayla girip de kestirme yollarından şehre inebileceğiniz Villa Borghese.

En alternatif mahalle: 64 otobüsüyle Termini’ye bağlanıp, oradan da 105 aldıktan sonra varılan Pigneto.
En büyük yanlış: Otobüslerde bilet alınan yer göremeyince bedava sanmak. Makinelerden günlüğü 4 Euro’ya almalısın, yoksa bir kontrolör gelip 100 Euro cezayı kesebilir.
En büyük yanlış 2: Arnavut kaldırımları arasında topuklu ayakkabılarınla yürümeye çalışmak. Bavul bile zor çekiliyor, ne topuğu.
En sevdiğim sokak: Evimin olduğu yer diye demiyorum ama Via dei Banchi Vecchi. Çukurcuma gibi modern ve kullanılmış mobilyalar dolu.
En görmezsen üzülürsün restoranı: Cul de Sac (Piazza di Pasquino, 73). 80 sayfalık şarap menüsüne bakmak yerine seçimi garsona bırak, sen lazanyanı ve öncesinde gelen şarküteri tabağına konsantre ol.

En iyi alışkanlık: Aperatif saatinde her mekanda açık büfe modeli bir masa bulmak, içerken karnını doyurmak.
En tekrar eden hata: Girdiğin tuvaletlerde musluğun yerden basmalı olduğunu unutup, sabunlu ellerle lavabo arama telaşına düşmek.
En beğendiğim dükkan: Via dei Chiavari 39 numarada deriden sandaletler, çantalar, bileklikler yapan kadın.
En eve taşınası malzeme: Forno Roscioli’den (34 Via dei Chiavari) alma ekmek-makarna, Volpetti’den (Via Marmorata, 47) taşıma peynir-et.
En yerli club: 21:00 – 06:00 arası açık olan Auditorium (Viale Pietro de Coubertin)
En sinema meraklıları: İçin büyük bir film stüdyosu olan Cinecitta’da (Via Tuscolana 1055) film sergileri olmaktaymış.

En popüler lokantalar: Ferzan Özpetek’in mekanı diye demiyorum deniz ürünlü linguni’leri şahane: Le Mani in Pasta (Via dei Genovesi, 37); bizim meze usulü ucundan acık yapmak istersen L’Orso ’80 (Via dell’Orso, 33) ; Eski Roma mutfağı nedir tadına bakacağım diyen meraklı ekiptensen Colline Emiliane (Via Degli Avignonesi 22); 35 Euro verip de tıka basa doymak istersen Al Pompiere (Via di Santa Maria de’ Calderari, 38)
En klasik kahve: Paris’teki Cafe Flor gibi yazarların ve filozofların gittiği Antico Caffe Greco (Via Condotti, 86)
En tek atımlık kahve: Roma’da tezgahtan macchiatonu ısmarlayıp (sütlü espresso) şat modeli içip gitmek pek moda. Onların en ünlülerinden biri de Caffe Ciampini (Piazza Trinità dei Monti)

En akşamüstü kahvesi: Akşamüstü kahvesi diyince, siesta’dan sonra içilen biradan bahsediyoruz elbette. Onun için de Bar Pace’e (Via della Pace, 3) gitmek lazımmış. Roma yerlisi statüsündeysen.
En tiyatroşinas bar:  Piazza Mattei’de Bartaruga. İçerisinde görünen kostümleri isterseniz denemek serbest, akşamüstleri de piyanı tıngırdıyor dipten ve derinden.
En şarap-peynirci: Enoteca il Goccetto’da (Via Banchi Vecchi, 14) proscuitto yiyip Chianti içmeden dönmeden bırakmazlar adamı.
En her gün yesem sıkılmam lokantası: Da Gino (Vicolo Rosini, 4). Tipik bir makarna, et, pizza restoranı.
En çok duyduğumuz pazar: Porta Portese. Ama gidip de bakınca ikinci el değil, Mahmutpaşa usulü nallar sattığını gördük.
En ev yemeği: Da Alfredo e Ada ( Via dei Banchi Nuovi, 14)
En sanatkar sokak: Terkedilmiş bir tiyatronun içine yerleşen artistleri bulacağınız Teatro Valle (Via del Teatro Valle, 23)

Sevgili kahvede

September 19, 2011 İLİŞKİ No Comments

Sen ne zamandan beri kahve içiyorsun dedi. Yedi aydır görüşmemişiz. Eskiden portakal-greyfurt suyu istermişim. İçine üç buzlu. Sanki iki tane koysalar bir şey değişecekmiş gibi. Şimdi americano’suz başlamıyor gün.

Altı aydır diye düşündüm. O adamla ilk uyandığım sabah, güneş vardı. Baharın ilk güneşi. O kahvesiz güne başlamıyor diye, eşlik edeyim istemiştim. Uzun çekim americano. Bir tane de bana. Sıcak sütü yanında. İkinci gün: dünkü pek güzeldi aynından diye devam etti. Sekizinci gün bardak ben istemeden masamıza konmuştu. On beşinci günün sonunda vücudum kafein tadına bağımlılık formu doldurdu. … Continue Reading

Hipstırlar Pigneto’da

September 19, 2011 Roma No Comments

Yeni bir şehre gidip de, graffitiler nerede, Berlin’in Neuköln’ü, Paris’in Belleville’i, New York’un Williamsburg ‘ü varsa Roma’nn neresi sanatçıların, reklamcıların, alternatif hayat peşinden gidenlerin, bu kadar güzellik bana fazla diyen insanların mahallesidir bulmadan olmaz diyince, Pigneto’yu önerdiler. Baktık. Doğruymuş. Hippi pantalonlarıyla gezen oğlanlar, … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

September 2011
M T W T F S S
« Aug   Oct »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]