Öteki İstanbul

İstanbul’da turist olmanın ajandası bellidir. Ayasofya, Topkapı, Kapalıçarşı’yı gez; İstiklal Caddesi’nden bir değil, iki değil en az üç dört kez volta at. Biraz deniz kenarı görmek istediğinde Ortaköy’e git, köprüye nazır pozunu ver. Ha tabii en büyük klasiği unutmamak gerek: Asya’ya geç. Bir köprü ya da yirmi dakika vapur yolculuğu uzağında.
Benimle İstanbul’da olanınsa ajandası başka şekilde gelişir. Yukarıda saydıklarımın hepsine ek olarak tramvaya binmek, martılara yem vermek, Tophane’de nargile içmek, Sabahattin’de balık yemek gibi aktiviteleri başkasıyla gerçekleştir, biz seninle ne zamandır yapmak isteyip de vakit bulamadığım o diğer şeyleri yapalım. Yarı turist, yarı yerli olalım.
Kalabalık vapur sefası
Dizilerde, filmlerde ve İstanbul silüetlerinde pek sıklıkla karşılaştığım vapurun kıçında Penguen, Leman, Uykusuz okuyan Türk orta yaşa yakını (artık genci demeye dilim varmıyor) klişesini kırdık. Son otuz yılda ilk kez dokuz kişi koltuklara kurulduk. Neyse ki feribotu andıran yenilerden biri denk gelmedi de yanımızdaki Fransızlar’a (konuya değil hakiki Fransız) işte bunlar da bizim çocukluğumuzun vapurları diyebildik. Tıngır mıngır yola çıktı Ali Kaptan, vapur içi ve dışı fotoğraflar çekildi, dalgalarla boğuşuldu, bak İstanbul’un en iyi tostları buradan çıkar diye siparişler de verildi. Tam o sırada benim de dengemi şaşırtan bir olay gerçekleşti. Bayanlar ve baylar elimde gördüğünüz sadece bir limon sıkacağı değildir … Continue Reading











