Lavanta kokulu Marsilya

July 29, 2012 ŞEHİR No Comments

Marsilya sabahına inşaat sesleriyle uyanıyorum. Liman boyunca metro yapımı, şehir tazelenmesi, bakım onarım gibi nedenlerle devam eden siluet yenileme harekatı var. İlk aşamada, uyku sersemi algıma yerleşen İstanbul’da mıyım neyim şaşkınlığı, pencereden gördüğüm yeşil panjurlu, dört katlı evler sayesinde yerini, tamam, Güney Fransa’da, Akdeniz’in limanlarındayım gerçekliğine bırakıyor. Grand Hotel Beauvau’nun (4 rue Beauvau), Paris standartlarının tam tersine, devasa odasını 09:12’de terkedip birinci katındaki, yatlara nazır yemek salonuna kuruluyorum. Kahvaltıda roquefort peyniri ve tereyağlı kruvasanın yanında press kahve de gelince, eminim: Marsilya topraklarında güne başladım.

Eski şehrin, tasarım kralı dükkanları

Bazı şehirler daha ikinci köşesini döndüğün anda ruhunda, ben burada yaşarım duygusuna yer açar. Marsilya onlardan biri. Güneş vuruyor kaldırımlara, okumuş olduğum “aman dikkat, burası göçmenlerin, dolayısıyla fakirliğin, bu nedenle hırsızlığın yoğun olduğu şehir” uyarıları silinip, yerini güzel tabelaların sıralandığı sokaklara, güleryüzlü insanlara, şampanyanın 6 Euro’ya servis edildiği kahvelere bırakıyor. 1er ve 2eme arrondissement olarak geçen birinci ve ikinci bölgeler, yani Vieux Port civarında, birbirinden güzel butikler sıralanıyor. Meraklıların dolabı mottolu L’Orni Thornyque’ten (16 Rue Lulli) başlıyor hayranlık harekatı. Langırt biçimli elbise askılarından, renkli lambalara, baskılı yastıklardan, ahşap iskemlelere kadar herşeyi satın almak isteyip, uçağa nasıl sığdıracağım endişesiyle fotoğraflarını çekmekle yetiniyorum. Oradan American Vintage (10, rue Sainte) rafları arasında limon sarısı t-shirtler’e kayıyor bakışlarım. Az sonra Rue Paradis (Cennet Sokağı) ve Cours Lieutaud arasındaki paralellerde göreceğim birbirinden güzel dükkanlardan önce, … Continue Reading

Kitap. Yolda.

July 24, 2012 ŞEHİR 7 Comments

Son beş yıldır yazdım, yazacağım, teknik kısmını hallettim de hikayesini bulamıyorum diye debelendiğim kitabı sonunda yazmaya başladım. Aslında kendisi beni hayatıma giren adam şeklinde buldu diye anlatmam daha doğru olacak bu noktada. Hemen ardından da promosyon turları, internet sayfası, tipi, tipolojisi, hatta adı yerleşti ekranın ortasına. Tamam yani. Yolda.

Buradan, an be an, bölümleri paylaşmamak için kendimi zor tutarak kısa bir alıntı yapmak isterim…

Çekmeyen bir yerde

Günlük programım son bir aydır şu şekil: Call ended 23 seconds. Call ended 52 minutes. Call ended 08 seconds, Call ended 38 minutes. Kapsama alanı, modem, 3G, Wifi çekmiyor ama benim ruhum sana pek bir çekiliyor. Bilesin. … Continue Reading

Alaçatı. İkinci Tur.

July 22, 2012 Alaçatı, ŞEHİR No Comments

Seyahat dedin mi görmediğim şehre öncelik tanıyan ben, tatil konusunda tutucuyum. Bir kere sevmişsem mavi kapılarının monte edildiği beyaz duvarlarını, o kasabaya hep dönmek isterim. O yüzden, bir kez daha, Alaçatı sokaklarındayım. Bu seferki yazı huzur arayanlara…

Katre Otel’de tatlı hayat

Sabah, limana karşı, yüksek tavanları beyaza boyanmış, 8 numaralı odada uyanıyorum. İki taburenin sığdığı, Sardunya adası filmlerinden çıkma balkonuma kurulmam otuz saniyemi alıyor. Elimde dürbün olsa sörfçülerin iki yaka arasında gidip gelmesini izleyebilir, biraz daha dikkatle bakacak olsam denizde salınan balıkların isimlerini sayabilir, teknelerini sulamak için güverteye çıkmış kaptanlara gülümseyebilirim. Onun yerine bir kahve içiyorum yel değirmenlerine karşı. Güne mutluluk tam çekerken başlıyorum.

Terasa indiğimde Figen, kahvaltı hazırlıklarını tamamlamış çoktan. Kıymalı yumurta, nar ekşili semizotu, güneşte olma reçeller ama hepsinden daha önemlisi pişi geliyor önüme. Şaka mı bu, off, dersaadet bu masanın üzerinde olmalı nidaları arasında ondan biraz, bundan daha çok doldurmaya başlıyorum. Figen “akşam yemeğine burada mı olursunuz?” diye soruyor. … Continue Reading

tatildeyim.

July 21, 2012 Alaçatı No Comments

Bugün telefona bakmadım. Sırf bu yüzden dün kendisiyle çalmazsam kıracağım tonunda bir sözleşme yaptığım Skype’ın dört cevapsız aramasını ve iki mesajını görmedim. Tabii bu noktada test için arayan bir operatörden bahsetmiyorum. Hattın ucunda beklenen adam vardı.

Babylon, Okan’ın Yeri, Cafe Pi tadındaki sahillerin hiçbirine gitmedim. Denizde dört kulaç atıp durmak ve çarpacak biri var mı suretiyle ortamı kolaçan etmek endişesinden de kurtulmuş oldum.

Mailleri okumadım. Gelenleri “Pazartesi ilgilenecekler” listesine atmış oldum.

Sabah kahvaltısında öğle yemeğini, öğle yemeğinde akşam nerede sonlanacağımı, akşam düşerken gece dans edecek yer bulma sorunsallarını düşünmedim. Üzerime ne giyiyim diye hiç ilgilenmedim, ıslanan bikininin altını da üstüne de güneşte domates misali kurutmak hakkımı kullandım.

Bugün Alaçatı’nın aşağılarında, Gubiba Otel‘in kendini kabak sanan limonları arasında; kütür kütür biberin, lor peyniri altına sürülmüş acukanın, köy ekmeğinin, otlu omletin, evde yapılmış incir reçelinin olduğu sofraya oturdum.

Oben Budak’ın Falan Filan kitabını 10:30 itibariyle okumaya başlayıp, 15:42’de bitirdim ve kendimden bir şeyler değil, çok şey buldum. Ben Dillon’cuyum diye düşündüm. … Continue Reading

Sıcaklarda kanepede hayat

July 15, 2012 ŞEHİR No Comments

Bakkal, “abla sıcaklar daha da artacakmış,” diye konuya giriyor, taksici klima çalışmıyor bahanesini çoktan bırakmış, sonuna kadar köklemiş. Annem “aman dikkat et, tatile falan gidip, öğle sıcaklarında korunmadan yatma güneşin altında,” diye bir kez daha öğütlüyor, “alışverişe çıkalım mı?” diyen arkadaşa ancak Metrocity, Akmerkez, Cevahir ve türevlerinden birisi olursa eşlik edilebiliyor. Bu aralar mevzumuz, bitmeyen derdimiz, bütün programlarımızı ekmemizin nedeni belli: Sıcak, çok sıcak, sıcak, daha da sıcak olacak. O halde sokaklardan bir iki gün müsade isteyelim, kanepedeyim, klimayı da açtım, akşam saati çökmeden başımı camdan çıkarmam diyen ekiplere katılalım. Bütün gün ne yapacaksın, onun menüsünü de ben vereyim.

Sandviç’e talim

Otlu ayran, bol buzlu soda, karpuz-peynir, suları akan şeftali, belki tuz oranını dengelemek için limonlu salata. Bütün gün yiyebildiklerin listesinde bunlar var. Ancak denedik, tecrübeyle sabitledik sandviç hem midenden yükselmekte olan gurultuları bastırıyor, hem de vereceğim menüyü uygularsan ucuza gurme olmak deyiminin hakkını veriyor.

Eve kapanma kararını almadan önceki gün içinde Ergenekon Caddesi’ne alışverişe çıkıyorsun. Yanyana üç dükkan var. Talay Şarküteri’den havuç salatası, ezme, mercimek köftesi; Tuşba’dan kadınbudu, fume peynir, jambon, Macar salamı, gouda (peynirleri ve şarküteri ürünlerini kendi zevkine göre çeşitlendirmek mümkün); Harbiye Fırını’ndan Alman usulü çavdar ya da beyaz sandviç ekmeği. Torbaları kapıp, buzdolabına yerleştirdikten sonra, tüm yapman gereken … Continue Reading

sıcaktan

July 11, 2012 İLİŞKİ No Comments

Uyuyamıyorum. Annem sıcaktan dedi. Anne sözüne (25li yaşlarımdan beri) inanırım ama sadece hava muhalefeti dolayısıyla olduğunu sanmıyorum.

Saati izliyorum çaktırmadan. Geceleri daha hızlı geçiyor gibi geliyor. Yelkovan isimli komik nesnenin tık tık diyerek ilerlemesine şahit oluyorum. O sırada akrep almış başını 4’e gitmiş. Sokakta nara atanın yanına, Allah belanı versin yine mi sarhoşsun diyen kadın ekleniyor. Arkalarında, boğuk da olsa ağlayan kız çocuğu sesi duyuluyor. Birbirlerinden nefret eden çiftlerin, … Continue Reading

Çok Gezenler Kulübü Stockholm’den döndü!

July 10, 2012 Stockholm No Comments

Södermalmli erkekleri enine çizgili marin t-shirt’lerinden, yanlarında sürekli gezdirdikleri çocuklarından, uzun boylarından ve tabii ki sükunetlerinden tanıyabilirsiniz. Kadınları için de aynı menü kısa şort, içteki büstiyere ima yapan blüz, sürekli üzerinde gezindikleri bisiklet şemasında geçerli. Mahallede çocuklar ağlamıyor, anne bana pamuk şeker al diye bağırınmıyor, onun yerine buldukları her park alanında takla atıyor, önlerinde bir kalem ya da kağıt yeter, resim çiziyor. Kendi başına olmayı, kendine yetmeyi, kendini sevmeyi çok küçük yaşta öğreniyor.

Biz Cihangir, Karaköy, Galata, Çukurcuma taraflarına benzer dedikleri için seçiyoruz Södermalm’i. Ev bulmak, pansiyon aramak, gemide hostel gibi seçeneklerden sonra, Expedia‘dan bakayım otellere yine de diyorum. Buranın ana caddesi sayılan Götgatan’ın göbeğinde, geceliği adam başı 150 TL’ye Scandic Malmen oteli çıkıyor karşıma. Bir biranın 20 TL standart olduğu düşünülecek olursa, pek kelepir. Kimse odaları bu kadara kapatmış olduğumuza inanmıyor. Çok gezen şansını yanında götürür.

Otel sadece merkezde olmakla kalmıyor, gece yarım yamalak basınca (burada önüm gündüz, arkam gece meselesine alışacak, saati 18:00 zannederken 22:00 olduğunu anlayacaksınız) öğreneceğimiz üzere yerlilerin de turistlerin de bir tek atmak, hatta kaynaşmak için uğradığı iki bara dönüşüyor. Biz eğence bu kadar dibimizde olmaz, yeni yerler keşfedelim diye çok debeleniyoruz ama kürkçünün dönüp dolaşacağı yer usulü ya yandaki bar Bablon’da bir duble viskiyi zeytin eşliğinde götürüyoruz, ya da otelin Lila barından alınmış Hendrix & Tonik’ler eşliğinde lobide sonlanıyoruz.

Saat hesabı Södermalm

10:00, Johan & Nyström: Kahveyi uyanmak değil, uyumak amaçlı içen Onur gibi bir karakter olunca yanımızda, deneyimle sabitlenmiş olarak adresi verdi, uğradık. Kapıdan girince karşımda duran kruvasan ve kurabiyelere mi yumulayım, baristanın döktüğü sütten direk bardak üzerinde kalp şeklinde çıkan leziz latte’sinden bir tane daha mı isteyeyim, yoksa şu kapı önünde kitap okumakta olan kızla … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

July 2012
M T W T F S S
« Jun   Aug »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Blogroll

Error: SSL connection timeout

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]