Bırakın sokak sanat alanı olsun!

May 19, 2013 graffiti, SANAT No Comments

Vitrin çekemezsiniz, bu merdivende oturamazsınız, içkiniz elinizde dışarı çıkamazsınız, arkadaşınızla bizim kapımız önünde konuşamazsınız diyen tüm işletmeci, görevli, güvenlik elemanıyla olan daimi konuşmam: “Bu kaldırım sizin mi, tapusu var mı?” Çünkü evrenin tüm sokakları gibi bu sokak benim. İşte o yüzden galeriler içine hapsolmuş değil, sokakların duvarlarına, otobüslere, direklere yapılmış eserler benim daimi ilgi alanım, sanat konusunda bile özgürlükten yanayım. Bu pazar, gözünüzü gönlünüzü açmak için en sevdiklerim listesine giren 10 önemli karakterle tanıştırmak isterim sizi.Merak etmeyin içlerinde Banksy ve OBEY yok. Onların işlerine baktıktan sonra belki gelecek umutlarınız, hala dünyayı değiştirmeye çalışan ve sisteme dahil olmayı reddeden insanlara olan inancınız güçlenir.

Doğu Londra sokaklarında, özellikle Red Market, Old Street taraflarında karşılaştım Phlegm’in işleriyle. Kendisi resimli romanlar da çizdiği için tek bir fotoğrafta saatlerce düşünmene neden olan karakelem hikayeler anlatıyor. Son zamanlarda bir numaram.

1987’de Portekiz’de doğmuş olan Alexandre Farto, sokaktaki adıyla: Vhils, tüm zamanların en popüler sokak sanatçısı Banksy’nin menejeri de olan Steve Lazarides ile çalışıyor. Central Saint Martins okulu mezunu bir porte sanatçısı.

Önce Roma’da ardından Paris’te karşıma çıkan Clet Abraham dur, dön, sinyal ver gibi trafik tabelalarına oturttuğu karakterlerle politik bir duruş sergiliyor, bu yüzden çoğu zaman devletten vandalizm cezası yiyor. Mottosu: bana ne yapacağımı söyleyemezsiniz. … Continue Reading

Alaçatı v.2013

May 12, 2013 Alaçatı No Comments

Haftasonu biletlerini kampanya zamanlarında alan, kiralık Rum evlerinin fiyatlarına bakan, Alaçatı sokaklarına adımını atınca kendini tüm dertlerden soyutlayan, bahar aylarındaki azınlık, yaz zamanı çoğunluktanım ben. Ve her Alaçatı aşığı gibi, bu küçük kasabanın müdavimi, aşığı, hayranı, yerlisiyim!

Benim otellerim

1. Katre Hotel: Ekim’de terkettiğim yazlığıma Mayıs’ta, baharın gelmesini bahane ederek yeniden dönüyorum. Saat 19:00. Figen, Barbare şaraplarınının beyazından açıyor. Ufukta Alaçayı’yı tüm yıl mezken edinmiş yerlilerin yelkenlileri, yaylı sazlarda cırcır böcekleri. İkinci bardağın sonunda, kapısını kilitlemek için anahtara bile ihtiyacım olmayan 8 numaralı odama çekiliyorum. Camı açıp, huzur kokusunu içime çekiyorum. Yemeğe 22:00’de, İspanyol usulü oturuyoruz. Katre’s Kitchen menüsünde fırında patlıcan, zeytinyağıyla dövülmüş biber salçası içine yatırılmış domatesler, enginar var. Alaçatı’nın benim için tek şefi Figen, ana yemek olarak babasının denizden tuttuğu sübyelerle yaptığı taze soğanlı güveci koyuyor önümüze. Mideye inme ömrü beş dakika. Ertesi akşam için rezervasyon yaptırmak, şimdiden. (Hacı Memiş Mahallesi 8018 sokak no:21; Tel: 0532 152 35 88)

2. Alura Hotel: Odam mavi-beyaz-hangameden uzak. Yunan adalarının, karayla iletişimi kesildiğinde bende bıraktığı duygu gibi. Sabah, yemyeşil çimenlere bakan pencere kenarındaki sedirde kitabıma başlıyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar – Beş Şehir. Öğle saatlerinde yemyeşil çimenler ortasındaki kanepede uzanmış, pembe çiçeklerin kokusunu içime çekiyorum. Üçten sonra havuz kenarındaki şezlonglarda yatmaktayım güneş altında. Aynı tempoda geçen dördüncü gün bu. Akşam yemeği nerede yenecek münasebetiyle aradıklarında L’Escargot’nun adını veriyorum. Alura’nın yaratıcısı, kışın dünya gezgini, yazın Alaçatı efkanı İpek’ten öğrendim. (Yeni Mecidiye Mh.  3005. Sk; Tel: (0232) 716 0277) … Continue Reading

Dünya vatandaşlığına adayım!

Hayat, bana: güzel. Çünkü sevmediği işte, tatile çıkmak için çalışanlardan değilim. Ünvanım: bahtlı bedevi. Dünya kazan ben kepçe, keşfediyorum. Eyfel’i gördüm, Berlin’de bisiklete bindim, Londra’da Tate Modern’e gittim diye caka satmak için değil. Çok geziyorum: çünkü (1) memleketsiz hissedince insanın meskeni yollar oluyormuş. (2) egolarım, kararlarım, asla yapmayacağım listelerim, kendimle meselelerim; uçak, tren, arabada co-pilot koltuğunda açılan defterlere yazılan yazılarla muhasebeye yatıyor. (3) din, dil, ırk, mezhep, politik görüşün var olmadığı konuşmalar süresince insanı tanımanın dibine vuruyorum. (4) pasaportsuz bir dünyada yaşamanın hayallerini kuruyorum (5) varılacak yolun değil, o yolda karşıma çıkan hikayelerin büyüsüne kapılıyorum.

Çok geziyorum. Bazen yanıma birilerini de katıyorum. Bir şehri en iyi kim öğrenmiş yarışında birbirimizde fark atmaya çalışıyoruz. Biri Saraybosna kahvesinde tanıştığı Tarık Baba’nın önce karısının, sonra çocuğunun gözleri önünde kurşunlanmasına tanık olmasının hikayesini anlatıyor; diğeri daha dün komşusu olan Boşnak ailenin bugün eline gelen öldürülecekler listesinde adının yazıldığının. Çok gezdikçe “sevgilim aldattı, risotto’dan kıl çıktı, marketteki çocuk yine siparişi eksik getirdi” gibi acınası günlük hayat söylentilerini unutuyor, farkına varıyorum. Kocaman bir dünyada, hudutsuz iki insan, bir sokağın köşesinde oturmuş birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Kimse diğerine ibadetlerini sormamış. En çok sevdiği yazar, kurtulmak istediğimiz özellikler, savaşsız bir dünya ortak konularımız. … Continue Reading

Paha Biçilemez Balat, Fener, Edirnekapı

May 1, 2013 Balat No Comments

“Saffet Emre Tonguç’la İstanbul’u gezmemiş insanın hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Hazal.

En yeni neresi açılmış, esnaf lokantasında güzel döner bulalım, çıtır kıvamında tostu arıyorum diye turlara çıktığım İstanbul’un her sokağının, semtinin, dükkanının, kilisesinin hikayesini bilen; çalışkan öğrenci olarak en ön saflarda yerimi almamı sağlayan, elimde not defteri kesin bir şeyler kaçırdım diye kargacık burgacık yazımı sonradan okumak için yarım saatimi harcamama neden olan insan ta kendisi çünkü.

Dün İstanbul’da her ay gelmesini heyecanla beklediğim etkinlikler arasında ilk üçte olan #pahabicilemezistanbul projesi kapsamında Fener, Balat, Edirnekapı turuna  ben de çıktım. Asitane’nin tarifi 1539 Osmanlı yazmalarından kalan Dane-i Sarı yemeğini; Hepsi Hikaye’de Ayşegül Kaya’nın cam altı sanatını; Moğolların Meryemi Kilisesi’nde Ortadoks ayinini ve paskalya çöreklerini; İsmail Ağa Cemaati’nin tesettür dükkanlarını, bir sokak altında Fener Rum Okulu’nun 59 öğrencisinin tel örgülü sınıflarını, onun penceresinden bakınca İmam Hatip’in beton binasını gördüm. Burası Agora Meyhanesi’nde artık sanatçılar çalışıyor ne güzel Mango, Zara, alışveriş merkezi olmamış dedim. Sema Topaloğlu’nun tasarımı kitaplığın hastası oldum, evime istiyorum.

Uzun zaman sonra, meskenim İstanbul’la sevgi-nefret ilişkisinde bir kez daha artıya yöneldi ibre. Bu şehrin bir zamanlarını dinleyince, geleceğine de inancım yükselişe geçiyor.

Birinci durak

Edirnekapı’daki Asitane restoranının menüsü Osmanlı saraylarında bulunan mutfak tariflerinin ta kendisi. Kestaneli Terine çorbası 1469, Lor Mahlutu 1898, Ciğer Köftesi 1695 tariflerinden. Benim favorim, tatlı istemem teşekkürler diyen kişi olarak Helatiye.

… Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

May 2013
M T W T F S S
« Apr   Jun »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blogroll

Error: SSL connection timeout

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]