Pera’ya saygılar

September 30, 2013 ŞEHİR No Comments

Ben bilirim. Annemin “aman kızım oralara gitme, dershaneden çık, doğru eve gel” diye uyardığı ilkokul yıllarımdan; polisin “siz burada ne yapıyorsunuz, okuldan mı kaçtınız” diye arabaya koyup merkeze götürmek istediği, ve elbette buna direndiğimiz hazırlık zamanlarına; Alman Lisesi, İtalyan, Galatasaray’da beğendiğimiz oğlanları görmek için İstiklal’i boydan boya dört tur dolaştığımız ortaokul günlerinden; lisede okulu kırıp Gitar, Veli, Gizli Bahçe’de takıldığımız zamanlara… Ben, Beyoğlu’nu, daha da bir aşkla bahsedecek olursam Tünel’i, daha Asmalı Mescit’te Refik/Yakup 2’den başka meyhane olmayan yıllarından bilirim.

Şimdi sana, Beyoğlu’yla hallaç pamuğu olmuş ilişkimi anlatmak için Pizza Hut’ta doldur doldurabildiğin kadar salatasının bizim yüzümüzden değiştiğini mi anlatayım, her gün aynı saatte yanyana geçtiğimiz çocuğun, tam dört yıl sonra sevgilim olmasını mı, Liman’dan aldığımız kartlarla süslediğim defterlerimi mi, yoksa oturmadığımız kaldırımı, çöpümüzü atmadığımız tenekesi, geçmediğimiz saati kalmamış İstiklal’in kişisel dünyamdaki hikayesini mi?

Sanırım, meseleyi duygusala bağlamak istedim bugün. O yüzden anektod tipinde takılacağım… … Continue Reading

ben. kendim.

September 27, 2013 İLİŞKİ No Comments

“Hazal, yaz!” diye bir mail geldi şimdi. Yazılmışından vereyim dedim. Proje adı: Kitap olacak çocuk. Hesap kesim tarihi: Bilinmiyor.

Ofisten terk

Mayıs ayında bir sabah, kusuruma bakma, tarihler konusunda herşeyi ezbere bilenlerden hiç olmadım, patrona telefon edip “ben işe gelmiyorum,” dedim. O da “neyin var, hastaysan bugün istirahat et yarın işinin başına dönersin,” gibi geçici bir öneride bulundu. Dibine de “bugün de sana çok ihtiyaç vardı, kötü denk geldi,” diye bir not ekledi. “Yok” dedim, “ne bugün, ne yarın, ne Pazartesi, ne de bundan sonra ben o ofise dönmüyorum.

Günlerdir devam eden çarpıntılara; bunaltı ve kusma hissine; bileklerimi kesme, sekizinci kattan atlama, üçüncü sayfa haberlerinden birinin baş kahramanı olmama neden olacak fırına başımı sokma eylemiyle intihar etme fikrine de tekmeyi basmış oldum.

Ofise dönmüyorum gibi basit bir cümle sayesinde gelen özgürlüğümü attım çantama, Sur Kebap’ta bakraçta ayran eşliğinde geleceğimi kutladım.

Kırık beyaz

İşsizlik, sokaklarda fink atma; konserin sondan değil, baştan birinci şarkısını dinleme; akşam yemeğinde pakete sarılmamış tabak bulma; herkesin bahsettiği filmlere “dün gittim, montajını daha düzgün yapabilirlermiş” tonunda ukalalık edebilme gibi zevklerle geldi yanında.

Playstation’la beni aldatan sevgilimi; yatağımın sol tarafındaki yerini; eve tek katkısı olan buzdolabı-bulaşık/çamaşır makinesi üçgenini de bizimle değilsin bohçasının içine koyduktan sonra yeni bir kanepe yerleştirdim salona. Kırık beyaz. Onun rengi, benim ruhuma denk geldi.

Tolstoy olacak çocuk … Continue Reading

Yeldeğirmenlerine karşı Don Kişot muyum?

September 22, 2013 ŞEHİR 1 Comment

Küçük şeylerden mutlu olan bir karakterim var. Misal, dün, Yeldeğirmeni’ne gittim, bana 20 yıl öncesinin Cihangir’ini anımsatan sokaklarda takıldım, Kadıköy Belediyesi’nin izniyle yapılmış duvar resimlerini (teknik adına göre mural) binaların üzerinde, boydan boya görünce mutluluktan uçtum. Kendimi, Fransız ailelerin, heykeltraşların, sanatın ortasında bulduğum o an yeldeğirmenlerinine karşı Don Kişot’um.

İstanbul’un bu pek eski mahallesi, şimdi belediye tarafından mutenalaştırma (gentrification) kapsamına alınmış durumda. Ahşap evler yıkılarak yerine yenileri yapılıyor, kiraların önümüzdeki altı ay içinde iki katına çıkması, yerel esnafın yerini zincir marketlerin alması muhtemel. Hadi, yine de olumlu tarafından bakalım, dedesinin kasabından etini almaya devam eden, ayakkabısını her gün aynı lostra salonunda boyatan Kadıköylüler buna izin vermez. … Continue Reading

Bozcaadalı olmak

September 16, 2013 Bozcaada 1 Comment

Dün yine iki duble rakıyı koymuşuz, üstüne de adetten olsun diye bir vasilaki içmişiz, yanından geçtiğimiz tüm masalara mahallenin muhtarı Ekrem Amca gibi selamı da vermişsiz, saati kurmadan, yorganı üzerimize çekip sızmışız…

Bugün içimin sadece mutluluğa ayarlı saati 06:38’de çalmış. Limani Otel’in 15 no’lu odasında uyanmışım. Karşımda turuncudan mora gökkuşağına pabucunu ters giydirecek manzara. Yeni gün. Ne güzelsin Bozcaada!

Akvaryumda balıklar var

Temmuz’da çivi gibi diye tabir ettiğimiz su, Eylül’de sıcacık. İçine dalınca kalbimin ayarında sekte yaratmıyor. Demek ki Ekim ortasına kadar Bozcaada’ya dinlenmeye, zamandan ve dertlerinden arınmaya, gurme tipi yemekler yemeye ve tabii ki bedeni suda toksinlerden arındırmaya gelebilirsin.

İlk gün konfor olsun, şezlonga 15 TL, pazarlıkla 5 TL verelim, dubaya kadar yüzüp gelelim diye Ayazma’ya çekiyoruz arabayı. İkinci gün Kerimcan ve ekürilerinin Çamlıbağ’dan aldıkları beyaz şarap-peynir ikilisine salça olmak için Sulubahçe’de seriyoruz havluları. Kuma. Ayaklarımı içine gömünce adaya karışıyorum. … Continue Reading

Bozcaada’da, pazar

September 15, 2013 Bozcaada No Comments

7’de açılıyor gözlerim. Güneşe “daha önce hiç bu kadar güzel görünmemiştin”; güne “ne kadar uzun boylusun”; dalgalara “toplama öyle saçlarını, sal da gözünün mavisinin rengi ortaya çıksın” diyebilmek için.

Dün… Erken yatmıştım. Ayazma, Vahit’in Yeri’nde denize girip biramı içtikten, Sulubahçe’de “Plaja yalnızca ayak izlerinizi bırakın” tabelasının gölgesinde zıplayan veleti babası bakmazken kaçırma planları yaptıktan hemen sonra Ada’m‘a gitmiş, enginarlı ahtapottan bir çatal alıp mutluluk sularında boğulmuş, İnce Saz ekibini kaldırım kenarında dinleyip sokaklarda kaybolmuştum. İlk tanışmamızın üzerinden 18 yıl geçse de, yine, aynı tutkuyla bakmıştım gökyüzüne, belki bir yıldız kayar diye.

Bozcaada hikayem Nazlı’nın (yanılmıyorsam) 93 yazında kampa gidip, 94’te beni de yanında sürüklemesiyle başladı. Henüz dünyanın pekçok harikasına aşikar olmamış ruhum Ova’da Tolkien romanlarında anlatılan diyarları keşfetti, basket sahasının betonunda uyuyakalıp yıldızların … Continue Reading

Foodlab’de kaburgaya koş!

Nişantaşı’ndan kalkıp Caddebostan’a Foodlab Express’e öğle kayıntısına gitmek için 5 önemli neden:

1. Pancarlı ekmeğin arasına tiftik tiftik bolca serpiştirilmiş, 4 saat özel sosunda pişen kaburga.

2. Üzerinde steak & cheese ile servis edilen köz patlıcanlı kumpir. … Continue Reading

Her eve lazım kahraman Pow

Koleksiyonunu yaptığım tek şey defter. Action figure, iyi durumda plak, çizgi romandan anlamam. Ama oyuncak severim, Asterix ve Obelix çocukluk arkadaşlarım, Casper yatağıma her gece konuktu, He-man hala beklediğim beyaz atlı prensim. O yüzdem Cihan Caddebostan’da Pow açıldı diyince alıcı değil bakıcı konumundan olaya dahil oldum.

İçerisi cennet. Pow‘un sahibi Borga “aradığını özel bir şey var mı?” diye konuya giriyor. Ben “İstanbul’da yeni yer açılmış, ona geldim, benimkisi hep merak” diye muhabbete devam ediyorum. Hemen anlaşıyoruz. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

September 2013
M T W T F S S
« Aug   Oct »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]