Kreatif menapoza girdim (mi?)

FullSizeRender (6)

Dün, dört ayrı ülkede yaşayan beş farklı arkadaşımla hayatımızın gittiği yön üzerine konuştuk. Havalimanı kontuarında, pasaportumuzda her ülkeye girecek vize varken, hangi destinasyona gideceğine karar veremeyen turistler gibiyiz. Avustralya’nın okyanusu güzel, kuzeyin ışıkları, Buenos Aires’in dansları, Kanada’nın gölleri, İtalya’nın makarnaları… Bütün bunları birleştiren ütopik ülke yaratsalar sala atlayıp kürek çekeceğiz ama, yok!

 

Üçüncü konuşmanın ortalarında bir yerde, “orta (hadi çok şanslısam üçte bir) yaş krizinde gibi hissediyorum kendimi” diyorum. Herşeyi bırakıp uzaklara kaçmak, çantama hayatımı sıkıştırmak falan da çekmiyor canım bu sefer. Duruyorum. Ama tatilde hamakta yattığın, elinde kitap, fonda sevdiğin müziklerin çaldığı günlerdeki gibi değil, reklamların bitmesini beklerken televizyonun sesini kıstığın anlar gibi de değil. Daha çok ilk mesaj atan ben olmayacağım diye kendi kendine söz verdiğin ama gözlerini ekrandan ayırmadan telefonun çalmasını, mesajın gelmesini, hiç değilse dikkatini dağıtmak için bir şeylerin değişmesini beklediğin saatler gibi. Hayatın, benim çabalarım haricinde, tam da şimdi zamanı geldiği için sinyal göndermesini bekliyorum. … Continue Reading

Kimsin, nesin, nerelisin?!

haz

Water diyorum, anlamadı. Water. Yok. Kelime de SAT sorularından çıkma değil ki. Water. Su. Sonra elimle hayali bir bardağı tutup başımı arkaya doğru eğerek içme eylemi yapıyorum. Haaa Wataa diyor. Pes! emojisi olsa yüzüm o halde muhtemelen.

Kimsenin buralı olmadığı, günlük hayatlarının belki de yüzde seksenini anadillerinde konuştukları insanlarla çevrili yaşadıkları bir şehirdeyim. Ama yok, yine de telaffuz, anlaşmamızda mühim bir rol oynuyor. Lage demezsem bira yerine jager geliyor önüme, gideceğimiz yolu metre cinsinden tarif edecek olursam, sıkıntı. 12:30’da buluşalım diye program yapsak Aralığın 30’una randevulaşmış olabiliriz. 

Eşitliğin, demokrasi seviyesinim standartların üzerinde, ötekileştirmenin düşük pil gücü modunda yaşandığı bir şehirde ikamet ediyorum belki ama yine de üç kişiden biri Perulu, İtalyan, İspanyol? diyerek kökenlerime ulaşmaya çalışıyor.

Türküm diyorum. Geldiğim ülkeden, bana dünyanın bütün kültürlerine açık olmayı öğreten ailemden duyduğum, milliyetçilikten uzak bir özlem duygusuyla. Pek Türk’e benzemiyormuşum. Türk nedir ki sence, diye soruyorum ben de.  O da  bilemiyor aslında. Önyargılarını zorlamak için devam ediyorum konuşmaya. Bak şuradaki mavi gözlü kızı gördün mü, peki uzun ince oğlanı, onlar da Türk. Kafa iyice karışınca konuyu değiştirmeye karar veriyor. Ne iş yapıyorsun, nerede yaşıyorsun?

Hep aynı şekilde başlıyor konuşmalar, nerelisin, ne iş yapıyorsun, nerede oturuyorsun. Deniz bunlar dünyanın bambaşka yerlerinden gelip bu şehirde çarpışan insanların birbirlerini tanıma çabası diyor. Memleketine gitmişse gördüğü yerlerden bahsedecek, işin konusunda fikri varsa okuduğu son yenilikleri aktaracak, yaşadığın mahallenin pub’ında vakit geçirmişse en sevdiği yemekleri sıralayacak. Sosyalleşmeye giriş dersleri. Statükoların birbirinden top çaldığı, Şampiyonlar Ligi Maçı bana sorarsan. Londra, Paris, New York farketmez. Büyük şehir adeti.

Kimliğimi evde bırakıp sokağa çıktığımda herhangi bir nedenle polis soracak olsa iki gün sonra merkeze gidip işte bu benim diyebileceğim haklara (şimdilik) sahip olduğum bir şehirde yaşıyorum ama yine de kimsin sorusundan kurtulamıyorum.

Londra’da yaşayan, kafası karışık, günde 10 km yol yürümezse rahat etmeyen, en sevdiği yiyecekler kıtırtılı şeyler olan, oturmak yerine yatay pozisyonda hayatına devam etmeyi seven, küçük alanlarda büyük hayatlar kuran biriyim ben. Gerisi tesadüf.

 

 

 

Kategoriler

TAKVİM

June 2017
M T W T F S S
« Dec    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Blogroll

Error: SSL connection timeout

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




iliskiler

kelimeler 2

August 17, 2015

mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

kelimeler

August 16, 2015

  endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

göçebe

February 10, 2015

Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

1+1=2

January 7, 2015

Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

istanbulculuk

December 3, 2014

Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]