Home » ÇOK GEZENLER KULÜBÜ »Lizbon »Sintra » Currently Reading:

(Kalbi) Büyük Şehir (Cüssesi) Küçük Şehre karşı

August 3, 2011 ÇOK GEZENLER KULÜBÜ, Lizbon, Sintra No Comments

Büyük Şehir söylenme tonu: Trafik akmıyor. Lanet olsun su da bitti zaten. Şu yanımızdan muz, şarj aleti, pil satarak geçenler, size söylüyorum: galonlarca su getirin.

Büyük şehir daha büyük söylenme tonu: Sokaklardan masalar kaldırıldı. Yanımızdan geçenler mini etekli kızların arkasından laf attı. Taksici ben oraya gitmem, bozuk yok, seni şurada indiriyim cümleleriyle tepemin tasını attırdı.

Büyük şehir çaresizlik makamı: 9’da iş başı, 18:00 paydos, arkadaş çağırdı ama şuradan şuraya gidecek para (mecal / zaman /  eküri) yok.

Büyük şehir gerçeği: Patlayan silahlar, bombalar. Dünyada bu yıl terör yüzünden ölenlerin sayısı belirlenemedi.

Büyük şehirden kaçan insan hali: Alaçatı, Kaş, Kalkan, Çeşme, Bodrum, Datça, Belki Yunan adaları. Ama ben sana bu Pazar diyorum ki boşver  şu klişeleri, ucuz bilet arama nöbetlerini, arkadaşın evinde yatak sırası bekleme günlerini. Cüssesi küçük, kalbi derin şehirlere gidelim. Birinden ben başladım, devamını sen getir.

Sintra üç nokta

Zenci adam (belki bu noktada Afrikalı Amerikalı demeliyim ama hiçbir ırkçı düşüncem olmadığı için kelimeyi bu şekilde, en yalın haliyle, Zenci arkadaşlarımdan duyduğum şekilde kullanmak istedim) Paul Smith ayakkabıları, Gucci gözlükleri, Maison Martin Margiela kot pantalonuyla  cam kenarında, sağda oturuyor. Karşımda. Naylon poşeti içinde öğlen kayıntısını taşıyan kadın, çorabı kaçmış kız, alkol kokusu kapılar açıldığı anda burnuma çarpan adam, etrafını çevreliyor. Kimse yanına yaklaşmak, göz göze gelmek, olur da bir soru sorarsa cevap verici konumunda olmak istemiyor. Irkçılık var mı Lizbon’da diye soruyorum. Yanımdaki adam beş yıl önce bıraktığımda yoktu diyor. Zenci adam okuduğu kitaptan (Sophie Calle) başını kaldırıyor. Gülümsüyorum. Yüz kasları oynamıyor. Gözleri de.

Tren deniz kenarındaki plajların önüne kurulmuş duraklardan on iki yaşlarında göğüsleri yeni çıkmış ama benden uzun kız topluluklarını alarak devam ediyor Sintra yoluna.  Bir sonraki duraktan o kızlara bakan genç oğlanlar da katılıyor aramıza. Seni çok huzurlu bir yere götürüyorum diyor yanımdaki adam. İnanıyorum.

Sintra. Dediğin kadar var adam diyorum. Meydandaki Café de Paris’ye oturup beyaz şrap söylüyoruz. Ve midyeler. Ve dil balığı. Ve kalamar. Ve karides derken dur diyorum. Yan masamızda hiç konuşmayan kadın ve adamı görmemek için hafif yan dönüyorum sandalyemde.

Önce alışık olduğumuz üzere ekmek, tereyağı ve atıştırmalık soslar geliyor beyaz örtümüz üzerine. Sonra şarap. Buz. Yukarıda kalesini gördüğümüz, taş evlerinde yaşamak istediğim, dipten derinden bana Büyükada’yı anımsatan hafif turistik ama karakterli şehre içelim diyorum. Adam gülümsüyor, burası yüzü diyor, daha astarına bakacağız. İki saat sonra yukarılara tırmanan sokaklarda ben şu evi alıcam, anneme de şunu beğendim, Nazlı da mavi sever bak hem komşu derken buluyorum kendimi. İçim ısınmış birden, beklemeden.

45 dakikada bizi Lizbon’un merkezine bırakacak trene yürürken atlı araba ve yakışıklı şöför (şöför de denmez sanki atlı araba kullanana), devasa bir orman, ünlü yazar Nicolau Campos’un mermer büstü, ve Pessoa’nın şu dizesi çıkıyor karşıma “ Boa é e vida, mas melhor é o vinho (hayat güzel ama şarap daha güzel)

Başım dönmüyor. Garip bir kesinlik hali, küçük şehrin getirdiği. Herşeyi terk edip de domatesin kokusunun olduğu, salatalığın kütürt sesi çıkardığı, taksiye ne gerek her yere yürünür mesafedeki kasabalara kaçma isteği.

Not: Sintra’nın kuşları pek evcil, kedi gibi kucağına atlıyor.

İkinci not: Bu şehirden mutlaka şarap mantarı kullanılarak yapılan çantalardan, yünden panço, cam işlemesi alacaksın. Bir de horoz var bak o da şans, para, aşk, mutluluk getirirmiş.

Kategoriler

TAKVİM

November 2017
M T W T F S S
« Jun    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: