Home » ÇOK GEZENLER KULÜBÜ » Currently Reading:

Çok Gezenler Kulübü nedir?

August 15, 2011 ÇOK GEZENLER KULÜBÜ No Comments

Yakın zamanda Özlem (Zete, Basatap, Uggo gibi pek çok ipad dergisinin yazarı kadın, aynı zamanda blogger bana şu soruyu sordu: Çok Gezenler Kulübü fikri nasıl çıktı ortaya? Ve röportaj başladı. Bir nevi.
Çok Gezenler Kulübü fikri çok uzun süredir aklımın bir yerlerinde dolaşıyor. Fikir aslen her yeni şehre gittiğimde en bilinen, turistik yerleri gezmeyi bitirmiş olmam (ya da internet sayesinde her ayrıntısını bilmem), bir yerli gibi yaşamak istemem, Fransızı’n gününü, Alman’ın sanat anlayışını, Danimarkalı’nın sabah kahvaltısında ne yediğini öğrenme merakım yüzünden çıktı. Ben dünya vatandaşı oldunuz bu da pasaportunuz denecek ütopik dünya fikirleri içinde yaşayan bir insanım. Dini farklılıkların; yaşam alanına, başkasının fikrine saygının; kendi bulunduğumuz sınırlı ortamları (ki buna aile, mahalle, şehir, ülke gözüyle kademe kademe bakabilirsin) terketmemiz, diğerinin hayatını yaşamaya, anlamaya, hatta benimsemeye başlamamızla mümkün olabileceğine inanıyorum. Çok Gezenler Kulübü aslında işimiz yok, paramız çok, sponsor da bulduz tatile gideriz projesi değil. Avrupa’da on beş yaşında çocuklar diğer ülkeleri tanımak için sırt çantalarıyla yola çıkıyorsa, bizde neden olmasın, buna belki bir katkımız olur fikrinin ön ayağı. Onların en büyük avantajı dil bilmeleri. Türkiye’de bunun kendine engel olduğunu düşünen, nasıl gideceğiz, bilmiyoruz, dilini de anlamayız cümleleriyle kendine boşuna eziyet eden çok insanla karşılaştım.. Belki Türkçe içerik ve bilinenin dışında bir rehber, insanlarda hem tanımadıkları hem de tanıdıkları şehirlere gitme isteğini artıtır. Daha devamında hayal ettiğimiz çok şey var.

Hangi şehirler var haritada? Hangilerine gittiniz, sırada hangileri var? Ne zaman?
Berlin, Paris, Kopenhag’a gittik. Sırada Eylül Başı Roma, Ekim başı Viyana, ekim sonu Bükreş var. Bu proje öyle ya da böyle devam edecek diye bakıyorum duruma. Bundan sonraki 6’lı ganyan Stokholm, Londra, Amsterdam, Marsilya, Cenevre, Beyrut. Aralara Trabzon’a uç, oradan arabayla Artvin’e kadar git ve geri dön gibi yaşadığımız ülke içindeki farklı kültürleri de tanıma rotaları ekliyoruz.

Kim kim gittiniz? Kim kim gidiyorsunuz? Kim kim gideceksiniz? Neye göre seçiliyor ekip?
Blogger’lar geziyor şimdilik. Ama bunlar blog’u olan insan demek değil. Bir multitasking durumu gerekiyor. 1. Meraklı olacaksın 2. Gezmeyi hakkaten seveceksin, günde 7-8 km yürümeye laf etmeyeceksin, doğru ayakkabıyı seçeceksin. 3. Gördüklerini aktarmayı bileceksin. 4. Senden sonra bu ülkeye gitmek isteyen insana hayatı kolaylaştırmak için elinden geleni yapacak, hatta onun için gezme rotaları oluşturacaksın. 5. Fotoğraf , video çekmeden olmaz tabii. Bir şehri anlamanın en iyi yolu resimleri.

Gitmeden nasıl hazırlıklar yapıyorsunuz? Nerede kalacağınız falan…
Herkes kendi açısından araştırmalarını yapıyor. Örneğin Kopenhag’da Bant’ın kurucuları olarak bileceğiniz Aylin ve Hakan bir Obey sergisi olduğunu öğrendi, Moda blogger’ı, aynı zamanda Elele’nin yayın danışmanı olan Elif (zelfist) Kopenhag Moda Haftası için defilelere yer ayarladı, ben üçümüzün kalacağı bir evi son anda buldum, üstelik ev sahibimiz de bize partilere girişler ayarlayan bir DJ çıktı. En büyük hazırlık algını açık tutmak.


Dönünce deneyimlerinizi nasıl takip edebiliyoruz?
cokgezenlerkulubu.com’a girip merak ettiğin şehre tıklayınca her blogger kendi Paris, Berlin, Kopenhag’ını resimli roman ve rehber olarak ayrı ayrı anlatıyor. Ayrıca Pegasus dergisinde gidilen şehrin genç, dinamik ruhunu anlatan bir yazı yazılıyor.

Şehirlerden güncel haberler de oluyor mu? Yerli blogger’ları anlatabilir misin yani : )) Onlar nasıl haberler veriyorlar oralardan?
Gittiğimiz şehirlerde, özellikle dinamik, çok değişken olanlarda, (şimdilik Paris ve Berlin) orada uzun zamandır yaşamış olan, bizim gezgin ruhumuzu tamamlayan insanlar buluyorum. Onlar da bizim yapamadığımız şeyi, yani şehrin yeniliklerini yazıyor. Gidecek insana alternatif,  daimi Türkçe rehber olmasına çalışıyoruz. Eyfel Kulesi’ni sana herkes söyler ama bir Amerikalı çift evini restorana çevirmiş, rezervasyonlar aylar öncesinden başlıyor bilgisini ancak yaşayan birinden öğrenebilirsin.

Blogger olmayan da Çok Gezen olabilecek mi?
Şu anda Çok Gezen Ol isimli bir üyelik sistemimiz var. Buraya üye olanlar için şıklıklar düşündük Eylül başında. Ramazan’dan sonra, okullar açılamadan hemen önce.

En komik anını anlatır mısın?
Kopenhag’da son gün. Louisiana Müzesi’ne giden trenin Malmö’ye de gittiğini öğreniyoruz. Biletlere bakan adama kaç dakikada gider diye sorunca cevap 30. Başka bir ülke görme fırsatı kaçmaz elbette. On beş dakika sonra adam gelip bu tren Malmö’ye gider ama biletiniz gitmez diyor. Normalde 80 Euro ceza ödememiz gereken yolu adamın insafına gelip yeniden bilet almak anlaşmasıyla ve akşam bizi havaalanına da götürecek biletin yırtılma sahnesiyle tamamlıyoruz. Malmö’de bir sosisli sandviç yiyip, iki üç Türk gördükten, bir de treni kaçırdıktan sonra yeniden Kopenhag’dayız. Ama İsveç’e ayak bastık mı? Bastık.

Senin favori şehrin hangisi? Neden?
Berlin’in ucuz ve sanatkar tarafını, Paris’in bohem yanını ve iyi şaraplarını severim. Çok Gezenler Kulübü içinde şimdilik favorim Kopenhag. Çünkü ben de her giden gibi heyecan içerisinde ve ilk kez keşfettim.

Not: Bu yazıyı okuyup da ben işte beni anlatıyorsun, bu da blog’um ya diyecek olan varsa hazalyilmaz1@gmail.com adresine mail yazsın isterim mesela.

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: