Home » ŞEHİR » Currently Reading:

Yağlı ballı, Ryan’lı gün

April 18, 2012 ŞEHİR No Comments

Pazartesi… düşen ilk mail’in. Uzun cevapların, henüz tamamlanmamış, ve hemen, şimdi, acil bitmesi gereken önemli işlerin.

Salı… genellikle Pilates, kasları güçlendirme, daha da dik durma, daha da gerinme, 30 yaşından sonra vücuduna daha da iyi bakma hareketlerinin.

Çarşamba… ender dört kişi oturduğumuz masanın etrafında, işten, ilişkilerden, aşklardan ve başarısızlıklardan bahseden arkadaş muhabbetinin.

Perşembe… mecburi alışverişin. Toplantıya giyecek ceket, eteğin altına uygun topukta ayakkabı, yarısı çıkmış ojelerimden kurtulmak için banyoda aseton yok diye.

Cuma… evde keyfin. Kanepenin üzerinde, battaniyenin hemen altında, Yalan Dünya izlerken, kucağımdaki tepside bir kase çilek, Luna’yı sürdüğüm kızarmış ekmek üzerinde dört dilim salam, iki dilim çedar; limon bocalanmış salatalık, tuzlanmış domates.

Cumartesi… yürüyüşün. Bebek-Rumeli hisarı arasında ya da Caddebostan’da deniz havası soluyarak gezinen bedenimin. Sokaktan alınmış simitin, dondurmanın, turşu suyunun.

Pazar… Benim. Kendimin. Ne yapmak istersem, hatta hiç plan yapmadan canım neyi çekerse, onun!

Pazar uyanıyorum. 7:30. Gün çok uzun daha önümde. Kararlar, vazgeçmeler, spontan telefonlar için vakit var. 45 dakika koşu bandı, 5 dakika yüz kremleme, 10 dakika müzik. Günün parçası Hindi Zahra-Beautiful Tango. Tekrarda.

Saat 9’u biraz geçe, gazeteler, yumurta, maydanoz, kasede Luna, iki adet armut bırakıyor bakkalın çırağı kapıma. İlk görev: peynirli-maydanozlu omlet. Bu kolay. Çabuk atlatırım.

Gazetelere gidiyor elim. Refleks. Sayfam nasıl olmuş, hangi fotoğraflar kullanılmış, tipi neye benziyor diye bakmak durumundayım. 30 yılımı gazetelerin yazıldığı, okunduğu, önemsendiği bir evde geçirdikten sonra masaya gazeteyi de davet etmek ruhuma işlemiş. Kim ne derse desin, ben yalnız başına bir dijital dünyaya inanmayanlardanım

Bir yudum çay, iki sayfa. Bir ısırık biber, iki röportaj daha. Pazar tam da tıkırında başladı.

12:15. Hava güneşli. Hilmi artakalanları toplamak için her zamanki gibi cama tıklıyor gagasını. Benim çıkma vaktim gelmiş de geçiyor çoktan.

Maçka’dan Dolmabahçe’ye iniyor yolum. Bazen İstanbul’da turist gibi gezmek, tarihi ezbere değil, merakla yeniden öğrenmek istiyotum.

Tophane’de bir durak: Elipsis Galeri. Charles Richards tarafından çekilen işler arasında en sevdiğim: Nejat İşler ve Graffiti

Asıl istikamet: Brooklyn, Brick Lane, Bastille, ya da daha yakın komşulardan örnek vermek gerekirse Selanik’e dönüşmeye başlayan Karaköy arasokaklarında bir gün geçirmek. Eleman’ın adı: Kiki.

Akşamüstü : Galata sokaklarına doğru çıkıyor yolumuz. Farkında olmadan dört kişi olmuşuz., Lomography dükkanına  bakıyoruz geçerken. Sağlam makineler var. Biri balık gözüçekiyor mesela, diğeri  panaromik, başkası şimdilerde instagram sayesinde  hastası olduğumuz kare formattan (Serdar-ı Ekrem Sokak 5, (0212) 244 04 24)

Ve gecenin finalinde, aman sakın on birden sonra yemek yenmez diyenlere inat, anneannemin tarifiyle ve kaseden kaşığımın içinde kayan Luna ile, marble (mermer) kek yapılacak, Ryan Gosling’in oynadığı The Notebook  ve /veya Crazy. Stupid Love  filmleri bana da bir adam böyle aşık olsa hayaliyle izlenecek; #yoksasizhala hash tag’i merak içerisinde takip edilecek.

#yoksasizhala burayı tıkladıktan sonra başınıza gelecekleri bilmeyenlerden misiniz?

#yoksasizhala Ryan Gosling aşkıyla yanıp tutuşmayanlardan mısınız?

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: