değişken

Bu aralar aklımdam sürekli aynı cümle geçiyor: Her şey ne kadar çabuk değişiyor…
Onun önce kollarının arasında bir yerde, sonra yatağının kenarında, en son da komidinin üçüncü çekmecesinde bir yer bulabilmek için ne sabır göstermiştim. Yazdı. Üzerimizde hafif elbiseler vardı. Suyu dolaptan içiyorduk. 25 yaşımda olsam çoktan siktir olup gitmiştim diye bir cümle geçtiğini hatırlıyorum aklımdam. 30′u gördüm, daha olgunum sorumluluğunun getirdiği doping olsa gerek. Bak, bitti. Her şey ne kadar çabuk değişti.
Ortaokul kompozisyonlarından birinde öğretmenin verdiği konu büyüyünce ne olmak istediğimiz üzerineydi. Matematikçi demiştim. Şaşırmışlardı. Yazı yazmayı seviyorsun, damarlarından akan kanda mevcut bu, zorlama şansını diye dalga geçmişlerdi. İnat etmiştim ben de. Matematikçi olacağım, yoksa astronot. Gülmüşlerdi. Haklı olduklarını kabul etmem için yüz üzerinen iki kez 30′u görmem yetti. Astronot olma hayalleri de on dörtlü yaşlarımda bitti. Çıkmaz bir sokakta eteğimin altından pantalonumu giydiğim, Fardo’yu izleyip saatlerce sustuğum günde, her şey değişti.
New York’ta yaşayıp yönetmen olmalıydım. Brooklyn sokaklarından birinde Paul Auster’in kapısını çalıp pilav yapıyordum tuz bitmiş, sizde var mı? diye sormalıydım. Bir noktada plan buydu. Profesör Zimmerman yönetmenlik konusunda emin misin, senaryo yazacak cevher var sende daha çok dedi bir ders çıkışında. Kibarca boşuna uğraşmaya getirdi yani mevzuyu. Bavulu mavi cumbalı evin bodrum katında, bir ay sonra almak üzere terk ettim. Her şey ne kadar çabuk değişti, bir daha o evi hiç görmedim.
Aşık oldum. 24. Aşık olmak ne kelime. Su içme, yemek yeme, yıkanma kok dese, sırf o istedi diye tamamdım. Yapardım. Demedi. Gitmedi. Beklemedi de. Telefon etti her Cuma akşamı, bir konsere ya evin terasına çökmeye gittik. Ve her Pazartesi terk etti kılıma bile değmemiş bedenini. Her Salı ağladım. Kar yüzünden kimsenin sokaklarda olmadığı bir Cuma, veda etti galiba bana. Ben çok daha sonra, güneşin yüzümü ısıttığı zamanlarda. Pazardan erik alıyordum. Bedenimi terk etti hissi. O gün her şey değişti.
Dün manava erik alayım diye girdim. Küçücüktü. Olmamış daha bunlar dedim. Bugün baktım. Yine aynı.





Seni okudukça büyüyormuşum gibi geliyor.
neredeyse düzenli olarak takip ettiğim tek türk bloggersın..yazıların içimi ferahlatıyor ve tammm anlamıyla duygularıma tercüman oluyor
ifade ediş yeteneğine çok gıpta ediyorum..sen yazmaya, ben okumaya devam..
Ben de okudukca buyuyorum…
son zamanlarda okudugum en etkileyici kalemsin. satiraralarindayim sanki, yazdiklarini hissetmek cok keyifli..