Home » Alaçatı » Currently Reading:

Alaçatı da kimmiş, Hacı Memiş’teyiz!

June 19, 2012 Alaçatı No Comments

Tam 1 yıl önceki yazı, yarın bunun Haziran 2012, yenilenmiş versiyonuyla yayında olacağım.

İstanbullular’ın daimi evi Sailors Otel’i geçiyorum, Köşe Kahve’nin yanından aşağı. Yine açılmış şarküteri Bu’ra (12 TL’ye bir, kg değil, tane karides yedim), eskinin en sevdiğimiz pastahanesi Furun, Pazar yeri, 15 korumalı krem aldığım eczane. Hepsi geride. Alaçatı’yı unuttum. Hacı Memiş Mahallesi tabelasından sonra ıssız, sessiz, mavi kapılı sokaklardayım. Sunay Kıraathanesi’nden içeri alsaydılar yedi el pişpirik çevirdim ama gelenekler baki. Kadınlar geçerken göz atıyor gibi. O da güzel.

Kahvaltıda Dutlu Kahve
Kafam karışıyor. Yanımdaki adama ne zaman Yunanistan’a vardık diye soruyorum. Yarın Çeşme’den 18:30’da kalkan gemiyle 20 TL verip de geçeceğiz diyor. Hacı Memiş’teymişiz. O zaman tabelaya bakmak geliyor aklıma. Dutlu Kahve. Bildiğin Türkçe. Kara tahtada tebeşirle: tost, kahvaltı, kek, çay yazıyor. İçeride beyaz elbiseli kadınlar, kitap okuyan iki adam… Mavi sandalyeler, kare masa, beyaza boyanmış parke Yunan mahallelerini,Yeni Foça’nın çocukluğumdaki hallerini anımsatıyor. İlk görüşte aşık olduk. Birbirimize.

Pop kültür!
Sakızlı Han’ın sahibi Ömer önerdi. Pop’a git mutlaka. Bir kadınla kocası yıllardır topladıkları teneke kutu, telefon, mutfak eşyası ve 50’lerden kalma zerzevatı önce Ankara’da müze olarak açmış sonra da içleri burkula burkula Alaçatı’daki dükkanlarında satışa çıkarmış. Bir rafta turuncular, diğerinde  30’lardan 80’lere değişen tarzıyla saatler, sen iste köşede dergiler, ben bakayım kap kacak. Ha bir de yolun azıcık daha ilerisinde Be Dest’de çinko kaplar, anneannemin evinden kalma gibi duran cam bardaklar gördüm. Rotada Yunanistan ve Lizbon olmasa gazette kağıdına sarma modeli kapacaktım.

Su’dan
İlle bir yerle eşleştirme, bütünleştirme duygusu vardır ya bizde. Ben en çok Alanis Morissette’e benzedim mesela bu hayatta. Arada bir Julia Roberts, Winona Ryder gibi son derece şuursuz yakıştırmalar görmüş olsam da, kabul etmek gerekiyor. Ben Alanis’e, Su’dan da Berlin yazında kurulmuş bir Fransız kahvesine benziyor. Yersen. Şundan dedim: Menü’de şarap, peynir, deniz börülcesi, karides, marine somon, balıklı kek, Belçika ayarı midye falan var. Her ne kadar deniz ürünlerine bir tür alerji çıkarmaya başladığımı düşünsem de yedim. Müzik de güzeldi. Popom da rahattı. Masamdaki şarap da paylaşılma taktiğiyle iki saatte içildi.

Asma Yaprağı’nda babam bile olsa yerim
Twitter’dan ortaya sordum: Alaçatı’dayım. Nereye gideyim? Gelen cevapların yüzde kırkı Asma Yaprağında yönünde olunca, öğlen seansını orada kapadım. Pazı kökü yoğurtlama, buğday salata, biberiyeli fırın et gibi seçenekler olan menüden ben şunu isterim demek kolay değil. Ortaya karışık yapsanız diyesi geliyor insanın. Sokak üstü masasına kuruldum, içeriye çaktırmadan kameranın burnunu doğrulttum. Kadınlar çalışıyor, kadınların yüzü gülüyor, kadınlar işi biliyor.

İlle de Alaçatı dersen
Nar’da sürahi içinde gelen Armutlu kokteyl ya da turşu sulu tekila şat sipariş ediyorsun.
Zeytin Konak’ta kahvaltı. Hele de limon reçeli. Siparişi veriyorsun.
– Bu yıl gece kuşları Paparazzi değil Alaçatı Port’ta Deli Deli’de  eğleniyor. Haberin olsun. Yemek bana çok da ilginç gelmedi ama  müzik iyi Telefonu internette bulunmuyor diye yazıyorum. 0232 7169080
Roka Bahçe’de Ege otları yemeyi seviyoruz, Tuval’de bonfile tabağına hayır diyoruz, Pizza cenneti Beatrice öğlen açık değil diye protesto ediyoruz.
– Tike, Picante, Dükkan Burger gibi İstanbul’dan tanıdığın isimler de burada takılıyor. Anlamadım neden.
– Gecenin körü, Türk usulü, akşam karnımız doydu sabah nerede olacağız konuşmaları başladı. Tashmahal Otel’i öneriyor biri. Ve onun leziz peynirlerini.

Künye: Sakızlıhan
Ben Kaldım diye demiyorum, otel güzel.
Kimdir: Ömer Erden ve Alanistanbul’daki sergilerinden bildiğimiz eşi Leyla Emadi’nin yüksek tavanlı, beyaz duvarlı, altı odalı butik oteli.
Nerdedir: Alaçatı ana caddesinde, Lavanta’yı geçtikten hemen sonra.
Neden gidilir: Arkaya saklanmış bahçesinde bossa nova dinlemek,  bir akşamüzeri içkisi içmek; daha yeni açtıkları restoran Cafe de Paris’te patates-biftek ikilisini mideye indirmek; cırcır böcekleriyle arkadaş olmak; çalan telefonlara kayıtsız kalmak için.
Ben ne yaptım: Ağaçlar arasındaki kanepesinde Pessoa okuyup şu cümlenin altını çizdim: Birçok ıstırabı kendine toplamıştı, adeta, mahrumiyet, bunalım, kayıtsızlıktan doğan acı, ki kayıtsızlık da zaten aşırı acı çekmekten olur.
Dikkat: Sezon açıldı. Önceden rezervasyon yaptırmak lazım. Odaların geceliği 350 TL.

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: