Home » Stockholm » Currently Reading:

Çok Gezenler Kulübü Stockholm’den döndü!

July 10, 2012 Stockholm No Comments

Södermalmli erkekleri enine çizgili marin t-shirt’lerinden, yanlarında sürekli gezdirdikleri çocuklarından, uzun boylarından ve tabii ki sükunetlerinden tanıyabilirsiniz. Kadınları için de aynı menü kısa şort, içteki büstiyere ima yapan blüz, sürekli üzerinde gezindikleri bisiklet şemasında geçerli. Mahallede çocuklar ağlamıyor, anne bana pamuk şeker al diye bağırınmıyor, onun yerine buldukları her park alanında takla atıyor, önlerinde bir kalem ya da kağıt yeter, resim çiziyor. Kendi başına olmayı, kendine yetmeyi, kendini sevmeyi çok küçük yaşta öğreniyor.

Biz Cihangir, Karaköy, Galata, Çukurcuma taraflarına benzer dedikleri için seçiyoruz Södermalm’i. Ev bulmak, pansiyon aramak, gemide hostel gibi seçeneklerden sonra, Expedia‘dan bakayım otellere yine de diyorum. Buranın ana caddesi sayılan Götgatan’ın göbeğinde, geceliği adam başı 150 TL’ye Scandic Malmen oteli çıkıyor karşıma. Bir biranın 20 TL standart olduğu düşünülecek olursa, pek kelepir. Kimse odaları bu kadara kapatmış olduğumuza inanmıyor. Çok gezen şansını yanında götürür.

Otel sadece merkezde olmakla kalmıyor, gece yarım yamalak basınca (burada önüm gündüz, arkam gece meselesine alışacak, saati 18:00 zannederken 22:00 olduğunu anlayacaksınız) öğreneceğimiz üzere yerlilerin de turistlerin de bir tek atmak, hatta kaynaşmak için uğradığı iki bara dönüşüyor. Biz eğence bu kadar dibimizde olmaz, yeni yerler keşfedelim diye çok debeleniyoruz ama kürkçünün dönüp dolaşacağı yer usulü ya yandaki bar Bablon’da bir duble viskiyi zeytin eşliğinde götürüyoruz, ya da otelin Lila barından alınmış Hendrix & Tonik’ler eşliğinde lobide sonlanıyoruz.

Saat hesabı Södermalm

10:00, Johan & Nyström: Kahveyi uyanmak değil, uyumak amaçlı içen Onur gibi bir karakter olunca yanımızda, deneyimle sabitlenmiş olarak adresi verdi, uğradık. Kapıdan girince karşımda duran kruvasan ve kurabiyelere mi yumulayım, baristanın döktüğü sütten direk bardak üzerinde kalp şeklinde çıkan leziz latte’sinden bir tane daha mı isteyeyim, yoksa şu kapı önünde kitap okumakta olan kızla arkadaşlık mı edeyim? O tatta yani. İçeride 100 gramı 200 TL’den satılan özel bir kahve çekirdeği de varmış. O konuyu Onur daha detaylı anlatıyor olur. Ben evimde hissettim ya mekanda.

11:0o, Fotografisca: Pazar günü tekne yarışları yapılan bir kanalın dibindeyim. Bina zaten kendinden güzel, içeride sergi olmasa bile dolaşmaya gelirsin. Şansıma Sally Mann sergisinin ve hikayesinin ortasına düşüyorum. Yarım saat kadının hayatına hayranlıkla baktıktan sonra da en tepede, Bistro’ya. Üzerinde karides, ton balığı, somon ya da yumurta salatası olan smørrebrød’lerden (sandviçin kuzey şubesi) birini kaptım. Yanına da 25 SEK’e, istediğim kadar doldurabileceğim bir kahve bardağı aldım. Kanepeye kurulup, gelen geçeni süzmece faslı başladı. Neyse ki kredi kartını unutmamışım da çıkıştaki dükkandan poster, kitap, kartpostal toplayabilirim. Önemli not: Sally Mann sergisi 30 Eylül’e kadar kalacak. Fırsatın olursa mutlaka git.

Yazının devamı için Çok Gezenler Kulübü sitesine tıklamanı rica edeceğim.

Yok Ben Okumaya Tövbeliyim dersen de fotoroman var elimizde, o da iş görür.

Kategoriler

TAKVİM

May 2017
M T W T F S S
« Dec    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: