Home » NEW YORK » Currently Reading:

Manhattan değil, Brooklyn

September 8, 2012 NEW YORK No Comments

On gün, ne arama motorlarında “New York’un en popüler Meksika restoranları”nda adı sık sık geçenlere baktım, ne pencerelerinde Zagat onaylıdır tabelası asılı olan kahvelerden içeri baş uzattım, ne de The Diner barında yanımda oturmuş, bloddy marry’sini benim gibi bol limonlu tercih eden kıza “başka nerelerde bulurum bunun kralını?” diye sordum.

On gün, Allen’ın peşinde, biraz onun Williamsburg’ünün kapılarının arkasında olan biteni keşfediyor olmanın verdiği haklı gururla, biraz kendimi bir adamın ellerine bırakmanın şımarıklığıyla, hadi buna bir tutam da evimi homeexchange‘e verip iki ay buralarda mı takılsam duygusunun heyecanını katalım, işte o şekilde fütursuzca yaşadım. Kimi sabah 1’de uyanmalı, başka gece Chalsea sokaklarında Highline Ballroom aramalı (Ekim’de Real Tuesday Weld varmış kalk gidelim diyorum), bir öğleden sonra Soho’nun kalabalığından Brooklyn’nin gülümseyen insanlarının yanına kaçmalı…

Sabahları değil tatlı yemek, kahvenin içine süt atmaya bile zar zor alıştım. Ama Bakeri‘nin, 8:00’da açılan, fırından taze çıkmış ekmek kokulu ortama girip kahve siparişimi verdikten sonra, dürttü beni şeytan mı, açlık mı her ne haltsa, limonlu bara ısındım. Aklım elmalı tartta, havuçlu kekte, hatta Amerikan klişelerine uygun olarak muffin’lerde de dolaştı tabii ama kararı kalbim verdi. Ardından numaramı elime alıp (çünkü o şekilde tanıyorlar bizi burada, sayıyla) arka avluya kuruldum. Hemen yanımdaki havuzda boyunun 50 cm’i geçtiğine yemin edebileceğim balıklar salınıyor.

İkinci kahveyi buzlu tarzda istedikten sonra çıktı listem ortaya; Son beş günde mutlaka yapılacaklar. Allen gülümsedi.  1 numarada Meksika yemeği var, masadaki altı acı sosun hepsini cipslerin üzerine damlatıp denemem lazım. Elbette mekanı teyin etmekte hiç zorlanmadı. İki saat sonra Calexico‘nun konturarına kurulmuş 5 dolara bir kutu bira yanında bourbon şatı devirmekteydik. Ardından da chorizo’lu ve balıklı tacolar geldi yeşillikler arasında. Sadece birer tane. Acıyla ayılmak, ardından Kore stili avunmak için.

Yemek konusunda tutucuyum. Bir şeye kafayı takmışsam, onu yerim, yediriririm, gerekirse orta malı yaparım. 1993-1998 yılları arasında bugün Topy ismiyle daha çok hayatlarımıza girmiş olan soyalı fıstık mesela en popüler elemandı. New York’ta ise 2012 Eylül ayında trend, Kore usulü barbeküye Dokebi‘de gitmek, acılı lahana turşusu olarak da kayıtlara geçebilecek Kimchee’yi en az üç tabak söylemek. Sofranın ortasındaki mangal alanında lokum gibi etlerin cazırdatmaya başlamasıyla onun da pabucu dama atılıyor ama, olsun. Yan masaya giden bibimbap’ta da kalıyor tabii gözüm, bir fotoğraflık rahatsız ediyorum Koreli beyleri.

Billie Holliday “Is it a sin is it a crime, loving you dear like I do? If it’s a crime then I’m guilty, guilty of loving you” dedi, 1950’lerde zamanı dondurmuş Le Barricou‘nun Fransız küpürleriyle kaplı duvarlarının karşısına oturdum. Siparişi Allen’a devrettikten sonra pancake çıkmış mutfağa, büfenin içinde duran seramik sürahilere, sararmış gazete sayfalarındaki haberlere, mor çiçeklere, Pastis yazılı arka salona takıldım ben. Müzik grubuna hayran fan modeli. Et yanında patates kızartması, birer bardak da kırmızı şarap istemiş adam. İlk şarabımız. Tokuşturduk…

Önemli Not: Gecenin kalanı şarap üzerine içilen viskiler yüzünden tahminimizden önce sonlandı. Bir sonraki akşama Wythe Hotel‘in inanılmaz manzaralı, devasa çatı barından başlayacağım.

Kategoriler

TAKVİM

September 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




Comment on this Article: