Home » Esaslı Kadınlar »ŞEHİR » Currently Reading:

Çok gezegenler

December 15, 2012 Esaslı Kadınlar, ŞEHİR No Comments

Bu yazı Babylon dergi için yazılmıştır

Geçenlerde “ıssız bir adaya düşecek olsan yanına alacağın üç şey nedir?” sorusuna “pasaport” diye yanıt vermişim. “Elimdeki Türk pasaportuna ek olarak bir Avrupa Birliği, bir de Kanada” diye de eklemişim. Ne de olsa o ıssız adadan beni kurtaracak bir gemi, uçak, helikopter, korsan falan mutlaka çıkacak ve en yakın kara parçasına bırakılacağım. Hangi otelde kalacaksınız, dönüş tarihinizi belgeleyecek bir bilet var mı, akraba ziyareti mi, turistik mi gezinizin amacı gibi sorulara maruz kalmamam, vize sayfası aranırken “ya beni uçağa koyup yurduma yollarlarsa?” diye endişe duymamam lazım.

Hayatta herkesin bir varoluş sebebi var ya. Kimisi çoluk çocuğa karışıp üç katlı villalarda pilates saatini bekliyor, diğeri sürekli değişen döviz kurları arasında milyonlar kazanmanın derdinde. Ali “bir yardımsever kapımın önüne Ferrari koysun yeter,” dedi mesela ki benim zerre kadar ilgimi çekmedi. Gel kahve içelim dediğime bin pişman olduğum Zeynep hediye gelen Chanel’inin sahte çıkmasından dolayı terkettiği sevgilisine küfürler yağdırmaktaydı. Neyse, başkalarınınkini salla gitsin, kendimden bahsedeyim. Benim varoluş nedenim: gezmek. Al bu biletin, bu da sonsuza kadar zaman deseler, hiç acımam, görmediğim bütün ülkelerin topraklarında kaybolmak için evimi, elbiselerimi, eşyalarımı bile satabilirim.

Bu nedenle üç yıl önce 08:45’te oturduğum reklam ofisini, bankaya her ay vergisini kesip de koydukları maaşı, öğle yemeğinde kaç saat geçirdiğimi belgeleyen kartı patrona teslim edip, kendisine statü yolunda başarılar diledikten sonra Sur Kebap’ta bakraçta ayran eşliğinde özgürlüğümü kutladım. Ardından madem yeniye; Kapıkule, Sarp, İpsala sınırlarından sonra başlayan dünyaya bu kadar meraklıyım, işimi hayatım yaparak yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan isimli denkleme son vereyim dedim. Çok Gezenler Kulübü isimli oluşum, bir gece Tolstoy gibi, uykumun arasında geleceğime girdi.

2011’den beri geziyorum. Kendimce “en”ler ve “bir daha asla” listeleri yapıyorum. Zürih’te geceyarısı in ve cinle top oynamak yerine, son vagonunda şarap servisi yapılan tramvaya atlıyorum. Kopenhag’ın Vesterbro bölgesinde fahişelik yapan adamlar ve kadınları geride bırakınca başlayan hipster hayatına dahil oluyorum. Paris’te Eyfel Kulesi’ni bir kez görmedim ama Marais’nin sokaklarında ikinci el Marc Jacobs çantalar nereden alınır, Pazar gecesi Schwartz’s Deli’de rozbifli sandviç yemek için kaç dakika beklenir biliyorum. Berlin’e belki on altı kez gitmişliğim, Mitte, Prenzlauer Berg, Kreuzberg, Neukölln bölgelerindeki tüm barlarda takılmışlığım vardır ama dünyanın en iyi bloody marry’si diyebileceğim domates suyu içine vodka kombosunu White Trash’te içtim. Amsterdam’a herkes coffee shop’lar, Anne Frank’ın Evi, Dali Müzesi, Red Light District için gidiyor olabilir, ben Singel 404’te balkabağı çorbası ve tuna melt isimli ton balıklı sandviç üzerinde eriyen edam peyniri için uğrarım, oradan da De Pijp bölgesine kaçarım. Marsilya’da lavanta kokuları arasında dolaşırken Faslı arkadaşlar edindim, hala mail gidip geliyor aramızda, yakında İstanbul’a gelip bende kalacaklar. Nice’te La Petite Maison restoranında yediğim enginar, mozzarella, zeytinyağlı kırmızı biberin Türkiye’de şubesi yok belki ama Dubai’de aynından bulunca şaşkınlıklarla barına kuruldum. Dubai’de Araplar kokar, kadın ikinci sınıf vatandaş gibi bütün önyargıları kırdım; ister Emir korkusu de, diler kendine Müslüman olmanın esası, gözümün içine bakamayan, kıçımdaki şorta tek laf etmeyen, içki içtiğim için cehenneme gideceğimi düşünmeyen gül kokulu adamlarla orada tanıştım, ki burada vergi ödemedikleri için para biriktirmek için üç dört yıllığına gelen expat tayfasından bahsetmiyorum, Deira’da yaşayan hakiki Araplar bunlar. Beyrut’ta taksici Bashir’le tek kelime anlaşamadım ama yeni doğmuş bir kızı olduğunu öğrendim, o beni Gouraud Caddesi üzerindeki Torrino Express’e bırakmadan önce. Viyana o kadar küçükmüş ki her yere yürüyerek gittim, bana metroyu kullanmasını öğreten arkadaşlarıma inat. Ressam Gustav Klimt, Kompozitör Karl Michael Ziehrer, Kabare sanatçısı Karl’ın yaşadığı Neubau sokaklarındaki pazar alanında dolaştım, evlerden gelen çello seslerine takıldım. Brüksel’de 200 ayrı çeşit biranın ancak 50’sini denemişimdir ama idolüm Fred Nikolay’ın peşinden yarattığı bütün kahvelerde iki satır yazı yazdım, üç beş sayfa kitap okudum, tereddütsüz söyleyebilirim ki Potemkine içlerindeki favorim. Stockholm yerlilerinin yazlık mekanı diye rağbet gören Trädgården’in kapısında bekleyen 300 kişilik sıraya hiç takılmadım, her saat başı artan giriş ücretini falan da vermedim, onun yerine Stampen caz/blues barında old-school R&B’den, Jhon Coltrane klasiklerine kadar değişen canlı müzik dinledim. Roma’da eski bir garajdan bozma Freni e Frizioni barında Pazar gecesi sakinleri arasına karıştım, 23:00’den sonra kaldırımda içki içmeme yasasına uydum… Çok yol yürüdüm, çok yemek yedim, çok soru sordum, çok değiştim. Beni katleden egomu Londra’nın parklarına, bisikletimin ezdiği çimlere gömdüm.

Şimdi, evimin bir duvarında eni 3 metrelik bir dünya haritası var. Üzerinde kırmızıyla gidilmiş yerler işaretlenmiş, totale baktığında viski bardağının içindeki kırık buz tanesinden farkı yok. Bir yerde yenmiş yemeğin fişini, yolda bulduğum sigara paketini, keşfettiğim yazarın hayat hikayesini, konser biletlerini okyanuslar üzerine gelecek şekilde iğnelemişim. Yaşadıklarımın kanıtı belki…

Hemen yanına astığım A4 kağıdına “2013 destinasyonları” yazıp altını dört beş kez çizmişim. Önemini artırmak için. İlk sıraya Güney Amerika’yı almışım: Belize’deki mavi yarık, Amazon Ormanları, Rio Parana’daki Iguazu Falls, Şili’nin Paine NP Dağları, Bolivya ve Peru arasındaki Titicaca Gölü; İnka’ların kayıp şehri Machu Picchu. Bunlar kolay olanlar. Ardından penguenleri görmek, çitanın hayatını inceleyen ekibe katılmak, çöllerin içinden, üzerinden, kumların dibinden geçebilmek istiyorum.

Yaşım 31. Daha yüzde birini görmediğim dünyayla tanışmak için heyecanlıyım.

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: