Home » Uncategorized » Currently Reading:

Bölüm 2: Anneannem

January 15, 2013 Uncategorized No Comments

Benim Hikayem, Bölüm 1: Dürin

Doğmam gereken güne iki yanlış alarm ve on üç gün ekledikten sonra çirkin bebek dünyaya geldi. İlk dikkati çeken etraftaki herşeyi izleyen gözlerimdi. Odada altı yedi kişi gördüm. Biri daha önce de birkaç kez eve uğramış ve her seferinde anneme çikolata getiren top sakallı adam, diğer ikisi Seral ve Visal, elbette Dürin, ve tanımadığım birkaç kişi daha. Anneannem beni ilk eline aldığında “ On üç gün geç doğarsan böyle çirkin olursun işte” dedi, sonra başım düşmesin diye boynumdan tutarak anneme uzattı.

İlk gece tek başıma bir yatağa yatırıldım. Yan komşularım arasında çok ağlayan Eda, sürekli bağaran Arda ve de mışıl mışıl uyuyan Selin vardı. Sabah olup annemim yanına gideceğim anı beklerken uyuyakalmışım. Karnım doyurulmak üzere patırtı yapanların arasından alınarak, annemin yatağına çıkarıldım. Anneannem kapıda karşıladı beni. Bugün rengimin biraz yerine geldiğini belirtti. Sabah kahvaltısının ardından yeniden vitrine çıktım. Sürekli beni ziyarete gelen insanlar keyfimi ve buruşuk derimi yerine getirdi. İkinci günün akşamı sağlıklı bebek kriterlerine uygun hale geldim.

Evimizdeki ilk zamanlar hepimiz için zor geçti. Annem üçüncü günün sonunda toparlamış, bir hafta sonra da işe başlamak üzere beni öperek yanımdan uzaklaşmıştı. Saatlerce yaygara kopardım. Anneannemin beni teselli etmeye çalışan kelimeleri, ya da panikle kulağıma uzatılan telefonlar bir işe yaramadı. Bunca zaman dünyayı beraber kurcaladığım annemin beni bırakıp gitmiş olmasına kızgındım.

Öncesinde en azından yemek saatlerinde yanımda olan annem yavaş yavaş benden uzaklaşmaya başladığında bunun da büyüme sürecinin bir parçası olduğunu anlamam uzun sürmedi. Evde görmediklerimle, şekillerle, gelişen renklerle ilgilenmeye başladım. Bu sırada yediklerim de biraz değişmiş olduğundan ağzımdaki tatlardan hangisini sevip hangisini atmak istediğime karar vermek de başka bir meşguliyet alanı yarattı. Havuç suyu ve muhallebi uygun, kabak suyu dilime bile değmesin! Anneannemle kavgalarımızın sonunda mideme gideceklere karar veren benden başkası olamazdı.

Anneannem beni sürekli kucağında sallandırırdı, birdenbire ayaklanmamı ve sorular sormamı istemez gibi. Ben de, o yemek yapmaya mutfağa gittiğinde bana ayrılmış olan alanda akrobasi hareketleriye ayağa kalkmayı çalışır, ne yazık ki her seferinde düşerdim. Yürümeye başlayıp da duvarların arkasında ilgimi çekenlere ulaşabileceğim günleri beklemek, annemin karnında geçirdiğin aylardan daha zordu. Bir kere pastanın kokusunu alınca insan kurabiyeyle karnını doyuramıyor.

Dokuz aylıkken yürüdümeye başladım. Annem yoktu. Elimi ilk anneannem tuttu. İlk düştüğümde, ağlamakla gülmek arasında gidip geldiğimde ve yeniden ayağa kalkmak için ayaklandığımda da bana destek veren o oldu. Sonra annemi arayıp “Hazal yürüdü, kızın ilk adımlarını attı” haberini verdi. Annem o sırada Turgay Tali’nin izini bulmak için Kars yolladındaydı. Yüzündeki incinmeyi görmemek için yeniden yerime oturdum. Bir daha ayaklanışım onun yanına oldu.

Yürümeye başlamamla evin düzeni birdenbire değişti. Eskiden açık olan bütün pencereler, bahçeye açılan balkon kapısı ve annemin odası kapandı. Hepsinde dokunmamam gereken eşyalar olduğu için anahtarlar anneannemin cebine yerleşti. O yumurtalı patates yapmaya dalmışken boşuna itekleyip durdum kapıları. Kutu gibi kapanan karanlık evimizde annemin gelmesini bekler oldum.

Bir tatil günü üçümüz bahçeye çıkmışken annem, anneanneme dönüp:
“Ne kadar büyüdü değil mi Hazal,” dedi “yakında konuşmaya başlayacak belki de. O zaman iyice zorlaşacak işimiz.”
“İnşallah onu görürsün,” dedi anneannem, hüzünden çok kinaye dolu bir sesle. Annem sustu. Yine içinde olup aklından geçenleri anlayabilmeyi istedim o an.

Anneannem kendi mutsuzluklarını taşıdığı için üzerinde, mutlu olmayı bilmezdi. Dedemin onu bırakıp gitmesinden yıllar sonra, terkedilmiş bir kadının özlemleriyle anlatırdı hayatını. Fatih’teki konağı terk edip dedemin küçük evine yerleşmesini, denizlerde aylarını geçiren adamı çaresizce beklemesini, ve her eve geldiğinde sevdiğinin üzerince sinmiş olan parfüm kokularını. O küçücük halimle olmamış hikayelere inandırırdı beni. Ayağına dökülen kezzaptan, kocasının vurduğu fiskelere kadar, hepsi umutsuz hayatının haykırışlarıydı. Bir tek onu sevmemi istedi benden. Dedemin yaşadığını bile unutmamı.

Hep sıkıcı değildi anneannem, en azından hastalanmadan önce. Bahçeye çıkmamı ya da çizgi film izlememi yasaklamadığı zamanlarda en büyük eğlencemiz eski Türk filmleri izlemek ve ağlamaktı. Türkan Şoray hayranı, Ediz Hun takipçisi, Mehmet Ali Birand tutkunuydu. Keyfi yerindeyse bana sarılır, kendi elleriye sıktığı portakal suyundan içmeme izin verirdi. En azından doktor fazla C vitamini almamı yasaklayana kadar. Filmlerden sonra bazen bahçede oyanayan çocukları izlemek için balkona çıkardık. Ben onların yanına doğru hamle yaptığımdaysa içeri girmek üzere ayağa kalkar, beni de beraberinde içeri sokardı. Annem on sekiz saat süren bir iş gününün ardından eve geldiğinde, beni homurdanırken, anneannemiyse söylenirken bulurdu. Her seferinde “Anne bırak oynasın biraz dışardakilerle” demesi, kapıcının çocuklarıyla benim top oynayamayacağım gerçeğini değiştirmezdi.

Pazar günleri evimiz neşeli olurdu. Annemin arkadaşları gelir bana çikolata, oyuncak, boyama kitabı getirirlerdi. Annem her seferinde “Bu çocuğa çikolata değil, meyve falan getirin onun yemediklerini ben yemekten kilo alıyorum” diye azarlardıı onları. Anneannem çaktırmadan yerinde kibarca öksürür, gelen hediyeler memnun olduğunu belli ederdi. O zaman akıllı adamlardan biri “Biz zaten Nihal Teyzeme getirdik tatlıları, yesin de ağzı tatlansın” diyerek devreye girer, bütün haftanın huzursuzluğunu alırdı anneannemin üzerinden.

Her gördüğüm şeye “bu ne?” deme yaşım geçtikten sonra, giderek yaşlanan anneannemle kavga çıkarmaya, istediklerim için mücadele etmeye, o kabul etmese de bakkala kaçmaya ya da bahçede oynayanlar arasına katılmaya başladım. Üzüldüğünü gördükçe içimde kırılanları çocuksu unutkanlığımla kenara atıp keyfim ne istiyosa onu yaptım. Bahçedeki patikada bisiklete binmek, yedi numarada oturanları ziyaret etmek, saklambaç oynarken yan apartmana kaçmak da bunlara dahil. Anneannem hiç değilse öğleden sonraları beni evde tutabilmek için yaptığı her yemeğe sarımsaklı yoğurt eklmekte buldu çareyi. O zamana kadar akşam uykularında bile altı yedi saati geçirmeyen ben, bu yeni alışkanlığımın iştahla yediğim yoğurttan kaynaklandığını çözene kadar birkaç ay idare ettik.

Üç yaşıma girdiğim gün annem işten izin aldı, iki kadın beni evin aşağısındaki lunaparka götürdüler. Çarpışan arabalar ve korku tüneli arasında bir yerde, meyveli pastama ellerimle dalmamın hemen ardından, anneannem kolumdan tutup temizlenmem için tuvalete götürmeye çalıştı. Ben çığlıklar arasında annemin arkasına saklandım. Annem “Doğumgününde rahat bırak bari anne” dedi, anneannem “daha iyi çocuk yetiştiriyorsan gel sen ilgilen o zaman her gün kendi kızınla,” diyerek cevap verdi ona. Annem “ben hepimiz için çalışıyorum” diyerek yanıtladı onu. Anneannem
“ ben konaklarda büyüdüm… o baban olmasaydı” monoloğuna başladıktan sonra annem hepimizi bir taksiye doldurup eve götürme kararı aldı. Bütün yol boyunca söylenen anneanneme kulaklarımızı tıkayıp, taksiciye biraz bahşiş bıraktıktan sonra annem ve ben balkona, anneannem mutfağa yollandı. O gece annem yatağa yemek yemeden girdi. Anneannem de bütün gece ağladı.

Evde birkaç hafta süren bir sessizlik dönemi yaşandı. Öğlen sofralarında ben sorularımla anneannemi delirtirken, akşam annemin tabağı genellikle doldurulmadan rafa kalktı. Cumartesileri annem beni de yanına alıp arkadaşlarında ya da üçüncü karısıyla evli olan dedemde kalmayı uygun buldu. Ardından hiçbirşey konuşulmadan düzenimize geri döndük. Ben herşeye isyan ettim, anneannem yasaklar koydu, annem çalıştı.

Aradan geçen bir iki yılda anneannemin romatizmaları kötüleşmeye, daha önceden görmediğimiz hastalıklar nüksetmeye başladı bedeninde. Önce benim adımı unutmaya başladı, ardından bakkalın, kapıcının ya da sokakta beslediği kedilerden birinin. Gelip giden unutma krizlerinin sonunda alzheimer hastalığı başlangıcı teşhisi konuldu. Hayatındaki tüm önemli kararları tek başına almak zorunda olan annem dayıma telefon etti.

Kategoriler

TAKVİM

May 2019
M T W T F S S
« Jun    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: