Home » Uncategorized » Currently Reading:

Bölüm 3: Dayım

January 14, 2013 Uncategorized No Comments

Benim Hikayem, Bölüm 2: Anneannem

Uçak sabaha karşı dört gibi alana indi. Evde zırlayan telefonu ve anneannemin telaşını hayal meyal hatırlıyorum. Dayım geleceği için üç gün öncesinden hazırlanmaya başlanan kuru köfteler ve mantılar masaya dizildi, dolaba soğuması için kaldırılan rakı kontrol edildi, açılmadığına karar verildikten sonra yeniden yerine yerleştirildi.

Bir buçuk saat sonra çalan zile koşan anneannem, dayımın gelişini boynuna sarılarak ve “Alim geldi” cümlesini binlerce kez tekrarlayarak kutladı. Annem kibarca “Hoşgeldin Ali” diyerek bavuluna yardım etti, dayım annemi öperek beni sordu, annem uyuduğumu açıkladı. Dayım o heyecanla “bir göreyim bari ufaklığı uykusunda,” diyerek odama girdi.

Her şey o anda oldu. Ben sıcak ağustos ayında açık pencerenin yanında kıvrılmış uyurken, dayım yanıma gelip özlemle bana sarıldı, uyanmaya çalışırken birden kollarında kendimi bulduğum adamı gece gördüğüm kabuslardan biri zannederek uzaklaşmak istedim, dayım beni kendine çekti ve oraya buraya savrulmakta olan başım pencerenin pervazına isabet etti. Dayımın kucağına kanlar boşaldı.

Annem her zamanki panik hali yerine sakin kalmaya çalışarak bir araba çağırdı, dayım suçluluk duygusuna karışmış bir endişeyle beni kucakladı, anneannem evde bırakıldıktan sonra üçümüz bir taksiye doluşarak hastahaneye yollandık. Yolda tek şey düşündüğümü anımsıyorum. Umarım beynimdeki tüm bilgiler de bu kanlarla beraber akıp gitmez.

Bana yıllar gibi gelen beş dakikada doktorun gösterdiği yatağa uzanmış elime tutuşturulan sargı bezleriyle oyalanmaktaydım. Annem saçımı kazıdıklarını görmemem, dayımsa iğnenin farkına varmamam için ellerinden gelen tüm şaklabanlıkları yaptılar. Çöp tenekesini boylayan son pamuğun ardından yeni dikişlerim ve sargıdan yapılma şapkamla ev yolundaydık. Anneannem pencerenin kenarında gelmemizi beklerken kurguladığı soruları cevapları beklemeden sıralamaya başladı. Annem ve ben yatağımıza yollanıp, dayımı geride bıraktık.

Sabah dayım bizim odamıza girdi, benim uyuduğumu düşündükleri için çekinmeden konuşmaya başladılar.
“ Annemi ne yapacağız bilmiyorum” dedi annem “giderek durumu ağırlaşıyor, bazı günler beni bile tanımıyor. Evde yaşayan bir yabancı olduğuma karar verip bağırıyor ya da hizmetçi zannedip evin işlerini yaptırmaya çalışıyor. Hazal’la ikisini yalnız bırakamaz oldum, kapıcının kızını sürekli eve yolluyorum ortalığa bakması için. Hadi Hazal bu yıl anaokuluna başlayacak ama bu sefer de annem içime dert. Sen de yoksun yanımızda, tek başıma bütün bunlara karar verecek ve mücadele edecek gücüm kalmadı benim.”

Dayım biraz canı sıkkın bir ifadeyle şöyle yanıt verdi: “Bir çaresini bulacağız abla. Ben sana her ay düzenli para yollayacağım, birini tutacağız hem ona hem Hazal’a bakması için. Her şey yoluna girecek.”
Annem gözyaşları intihar etmesin diye bana sarılarak başıyla onayladı dayımı, birkaç gün sonra adının Hayriye Hanım olduğunu öğrendiğim bir kadın yaşamaya başladı evimizde. Anneannem Hayriye’nin bana bakmak için geldiğini düşündü.

Dayım Berlin’de yaşadığından bizi görmeye çok az gelirdi. Genellikle yaz aylarında, arkadaşlarıyla tatile çıkmadan uğradığı üç dört gün içinde beni hediyelere boğar, aşağıdaki parkta gezmeye götürür, dondurma, kağıt helva, şekerleme, ne istersem alırdı. Beni şımartması hoşuma gittiğinden isteklerim asla bitmek bilmezdi. Ona Berlin’i, oradaki insanların bize benzeyip benzemediklerini, bir de uçmanın nasıl bişey olduğunu sorardım. Dayım uçmaktan korktuğunu, Berlin hayatının da İstanbul’dan daha güzel olduğunu anlatırdı. Şehri ikiye ayıran bir duvar yüzünden bazı insanların birbirleriyle konuşmadıklarını anlattığında Berlin için çok üzüldüm. “Mesela” dedim, “annemin işyeri o duvarın arkasında olsa geceleri bizim yanımıza gelemez miydi?” Dayım zaten o duvarın arkasında çalışamayacağını söyleyince biraz rahatladım.

Anneannemin hastalanmasından sonra daha sık gelmeye başladı dayım. Özellikle yazları. Annemim işlerini kolaylaştırmak için beni de arabasının arkasına atar, beraber İzmir, Datça, Çeşme, Antalya aklına neresi eserse oraya giderdik. Genellikle yalnız yolculuk yapardı o. Her seferinde başka bir güzargahtan ilerler, aklına esen bir kasabada duraklayıp çay içer, kahvede oturan ihtiyarlarla sohbet eder, sonra onların hikayelerini bana anlatırdı. Birinin çocuğu savaşta ölmüş, diğeri sevdiği kızı kaçırıp evlenmiş ve doğuda bıraktığı köyüne bir daha uğramamış, bazısı da Amerika’da okuyup doğup büyüdüğü topraklara geri dönmüş olurdu. Hepsinin bir hikayesi, geride bıraktığı hayatı, ama hepsinden önemlisi huzuru olurdu.

Ben yolculuklarda hep arka koltukta oturup, dayımın bana Almanya’dan getirdiği Walkmen’i dinlerdim. Bazen dayım durduğumuz şehirlerden birinde arkadaşıyla buluşur arabaya onu da alır, yolculuklarımıza beraber devam ederdik. Kimse arka koltukta bana ayrılmış olan bölüme kabul edilmezdi. Çok mola verirdik, benim tuvalet ihtiyacım, susamam, midemin bulanması asla bitmezdi.

Genellikle arabamızın bagajında uyku tulumları olurdu. Dayım bazen insanların olduğu otellerde konaklamak yerine, bir arkadaşının evinin bahçesinde ya da kamp alanlarında uyumaktan hoşlanırdı. Arabayı park ettikten sonra bana araba mı çimen mi diye sorar, ben her seferinde çimenlerde onun yanınaki yerimi alırdım. Fazla konuşmazdık ikimiz olduğunda, o elindeki kitaba dalar, ben de yeni gelmiş boya kutumla önümdeki kağıtlara bir şeyler karalardım. İkimiz iyi anlaşırdık.

Arada bir gezilerimiz sırasında İstanbul’a geri döner, annemi da yanımıza olarak Balıkesir yolu üzerinden İzmir’e, halalar, büyükanneler ve kuzenlerle dolu bir eve yolculuğa çıkardık. Ben arkada uyuyor numarası yaparak konuşmaları dinlemeyi adet edinmiştim. Dayımla annem pek çok kardeş gibi tartışmadan duramazlardı. Önce hızlı araba kullanımından çıkan ufak tartışmalar, sıcağın da etkisiyle geçmiş yılların muhasebelerine, anneannemin durumuna, dedemin uzaklığına varabilirdi. Sonunda ben uyanırmış gibi yapıp tüm kavgaların sonunu getirirdim. Annem dönüp iyi olup olmadığıma bakar, dayım da dikiz aynasından göz kırpardı. Üçümüzün yolculukları hep keyifli geçerdi. Sadece bir keresinde aralarında yaşanan tartışmanın boyutlarını gerçekten uyuduğum için bilemiyorum, annem arabayı otobanın kenarından durdurarak arabadan indi, sertçe kapıyı kapadıktan sonra bana Foça’da buluşacağımızı, dayıma zorluk çıkarmamamı söyledi. Dayım kapıları kitleyip kemerimi takmamı söyledi. Dört saat sonra üçümüz Foça’da nar ağaçları kaplı evin bahçesinde buluştuk. Zaman mı, büyük halamın dolmaları mı bilmiyorum ama öfkeleri yok oldu.

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: