Home » Kitap #3 » Currently Reading:

Kitap #3

March 16, 2013 Kitap #3 1 Comment

Mart 2006’da yazmaya başladım, Mayıs 2009’da son noktası kondu. Hiçbir zaman yayınlanmayacak kitaplar listemdeki #3 kendisi. Ama benim. O yüzden koyver nete gitsin diyorum… 49 günlük ömrü var.

DOKUZ

Tam da, beynimde kurduğum karışık mesajların aslında tek cevabının beni sevmemesi olduğuna inandığım anda,  basit ve direk olduklarını iddia eden erkek ırkı mensubu adam ben aslında seni kimseyi sevmediğim gibi sevdim’le başlayan ve sakın beni bırakmayla sonlanan uzun bir paragrafla karşımda durmakta. Bu ilişkiyi bitirmek için mantığımla hareket etmeye çabalarken, iki kelimelik yanlış cevapların sahibi adam beni kaybetmekten korkuyor.

Uzun zamandır tek tek kullandığı kelimeleri  (üstelik de playstation oynamaz ve yemek yemezken) cümlelere dönüştürüyorsa bana gerçekten bir şey anlatmak istiyor. Onsuz bir hayata alışmak çok kolay safsatalarımı bir kenara bırakıp, ikinci bir kere bile düşünmeden heyecanla boynuna sarılıyorum.

Bensiz olmak bu kadar değiştirebiliyorsa birini, aşkın varlığına inanmamak için nasıl bir nedenim olabilir ki?

Mucizeler ve tesadüfler yaşamamın gerçek nedeni.

Kendini affettirmek için çıktığımız yemekten, beni aslında hiçbir şey söylememek için aradığı bir haftadan,  bana sarılarak uyuduğu on iki gecenin ardından her şey yavaş yavaş bildik ilgisizliğine dönmeye başladığında kararlarımın ne kadar çabuk alınmış olduğunu anlıyorum. Ne izlediğini bile hatırlamadan televizyon karşısında oturduğu, hangi ayda olduğumuzu unuttuğu, bira şişelerinin masanın üzerinde biriktiği, arkadaşlarının evin her köşesine doluştuğu günlere geri döndüğümüzdeyse fark ediyorum ki sakın beni bırakma diye bitmişti cümle. İçinde bu yeni başlangıcın farklı olacağına dair hiçbir iz yoktu ama.

Sensiz yapamam derken, kokunu duymadan ve yüzünü görmeden olamam diye yorumlamıştım ben. Oysa ortalığı toplayacak kadını özledim ben demekti anlamı.. Yine bütün bencilliğiyle yanımda kal derken, yalnız kalmaktan korkmuş bir adamın annesi ya da bakıcısı figürü olarak hayatında tutulmaktaydım.

Tutkularımız alışkanlıklara dönüşüp, aynı yatağın iki ucunda birbirimize değmeden uyur olduğumuzda gitmeliydim uzatmadan. Çalan telefonlarımın ardından kim arıyor diye sormamaya başladığında ilk sinyallerini vermeye başlamıştı ayrılık.

Geç kaldım.

Şişeleri atman gereken çöp tenekesini bulmak için bile bana ihtiyacın varken, seni terk etmeye çok geç kaldım.

SEKİZ

İleriye dair planlar yapmak korkutuyor beni. Karışık kafam ve kararsız ilişkimizin ötesinde, seni günün akışına daha çok almak, alışmak, tanımaya başlamak… ajandamdan çıkarıp değişken ruh halime dahil etmek…hayatımın bütün gelişim sürecini elimde tutmaya çalışırken bu sürpriz çekingenlik yeni bir manevra.

Tutkuları olduğu gibi yaşamayı becerebilirken, seni hesaplamaya çalışarak zaman kaybediyorum. Beni durmadan tetikleyen istekler ve sakinleştiren kaygılar arasında bir yerde sıkışmış buluyorum yine bedenimi.

Her gün daha da şişmanlamış hissediyorum kendimi, ama yağlar değil, beyin moleküllerim ağırlık yapıyor. Kafam büyüyor, her gün bir milim daha uzuyor sanki. Dişime konulan dolgular gibi altları çürümüş beyin hücrelerime dışarıdan bakıldığında sağlam görünüyor. Oysa ben elimde kürdan, durmadan dolgularla oynuyorum. Sonunda yine beynimin içindeki çürümüş fikirler ortaya çıkıyor. Açık kalan sinirlerimden içeri mikroplar doldukça acı çekmeye başlıyorum.

Yerkabuğundaki tektonik hareketler gibi şiddetleri değişen pek çok deprem yaşanıyor. Bakterili düşünceler beynimde her tarafa yayılıyor. Ben bu sefer başladığımdan daha da karışık bir enkazın altında buluyorum kendimi…

Çok çaba harcıyorum

seninle olmamaya.

Bitişlerin kaygısı başlangıçların heyecanını kaplıyor.

Yeni başlangıçlar hep yeni bitişler gerektiriyor.

YEDİ

Seni unutmak için bağımlı oldum.

Parmaklarım titremekten fincanı kavrayamaz durumuma geldiğinde, zorla elimden aldılar kahve bardağımı.Henüz beşincinin yarısındaydım.

Aşırı kafein yüklemesi yokluğunla birleşince beklenmedik hüzün sendromuna sebep oldu.

Kahve zihnimin işleyişini hızlandırdı.Kalbimin ritmini düzeltmek için dikkatimi panolardaki notlara, yan masadaki çifte, bardaki içkilere yöneltmeyi denedim.

Yalnızca gözlerim oyalandı. Sözcükler beynimde dolanıp durdu.

Bendeki fazlalıkları senin zaaflarına ekledim.

Eksik üç parça bütün resmi görmeme engel oldu.

Yaşamadığımız anların, sabote ettiğin ilişkimizin, yanımdayken gidememenin bütün nedeni…Kaçmanın, içmenin, dokunamamanın cevabı…

üç parça

seni unutmamamın sebebi…

ALTI

İsminle tanımadım ben seni.

Kimliğini, aile fotoğraflarınızı, ilk dişini hiç görmedim.

Giysilerin içindeki hareketlenmelere takıldı bakışlarım.

Kelimelerinde duyduklarım ilgimi çekti.

-gözlerinin rengine bile bakmadım.-

Sesinin tınısını dinledim, dudaklarının kıvrımlarına dokunmadım.

Aşık olma kararımı çıplak bedenim verdi.

Mantığımın sabotajlarına rağmen, tutkularım peşini bırakmadı.

Kiralık katiller gönderdim senden kurtulmak için,

ölüm ilanını beklerken, mutluluk haberlerini aldım.

Beynim, kalbimden organlarıma yayılan yollardaki güvenlik önlemlerini arttırdı. Ben zevkin sarhoşluğunda sallanırken, sen beni incelemekle meşguldün. Karanlıkta saklanman gereken yerleri, hafızamın kör noktalarını, zaaflarımı kısa sürede öğrendin.

Altıncı tekiladan sonra bir köşede sızdığımda elimdeki kozları kullanmak için çok geç kalmıştım.

İlk oyunu sen kazandın.

İkincisini öğrenmek için çalışmam gerekiyor.

BEŞ

Ekildim… hem de tam artık bunca yıldır her türlü reddedilme şeklini yaşadım derken…

“Hayatımda bundan sonra görebileceğim hiç bir şey beni şaşırtamaz” mottosunu kendimize yol gösterici olarak kabul edersek,  şaşkınlıktan ne yapacağımızı bilemediğimiz hallerde de bir dayanak noktamız olabiliyor: “hele bunu da yaşadıktan sonra, hayatta hiçbir şey beni şaşırtamaz.” (bunu ne kadar sıklıkta tekrarladığınız önemli değil)

Eskiden erkeklerin sizinle vakit geçirmek istemediğini gösteren kalıplaşmış cümleler vardı “bakarız, herhalde olur, işim uzamazsa ararım, ama bu gece maç var, sabaha kadar çalışmam gerek…” şimdilerde en heyecanlı göründükleri durumlarda bile hiçbir neden göstermeden ortadan yok olabiliyorlar. Acaba biri erkeklere, kadınların ne yapacaklarını bilemedikleri anlarda yanlış çıkışlar yapmak yerine, tepkisiz kalmayı seçtikleri hakkında bir tiyo mu verdi?

Günü (Perşembe), saati(8) ve yerine kadar Çarşamba akşamüstü konuşulan programın ardından, Perşembe günü saat 9 civarlarında “çok özür dilerim unuttum” sözleriyle karşılaştığında, bir kadın adamın bu kısacık lafla söylemek istediklerinin altında yatan esas nedenin ne olduğunu düşünmelidir?

a- sana seni istemediğimi söylemenin en kolay yolu buydu

b- gerçekten unuttum bende Alzheimer başlangıcı var,

c- seni pek önemsemediğim için aklıma bile gelmedin

d- yalan söylemek istemedim ben bu kadar dangalak bir adamım işte

e- dengesizlik dalında dünya şampiyonası Türkiye adayıyım

f- sana sadistçe acı çektirmekten büyük bir zevk alıyorum. Sm gruplarına üyeyim

g- derin mana falan yok .

Binlerce senaryo yazabilirdim her zaman yaptığım gibi, ya da onu hayatımdan çıkarabilirdim tek laf etmeden, oysa ben olgun bir insan olarak, sakince telefonu elime alıp “ne oldu, nerdesin?” dedim, hesap sormadan… .

O anda her kadının aklından geçen “anneannemi hastaneye kaldırdık, babamın başına tuğla düştü, ablamın silikonu patladı,” gibi  bahanelerden birini duymayı beklerken, karşımdaki adam “unuttum” dedi.  Bu tek kelimeyi edip susan, benle konuşurken cümlelerini birbirine bağlayan, yarım saat astığı tablolar ve yediği yemekler hakkında konuşan, iki gün ortadan kaybolduğumda nerede olduğumu sormak için gece on birde beni arayanla aynı adam.

Ben bütün gün saçımı yıkadığım için şekle girmemesine söylenip dururken aslında o adamın saçımın nasıl olduğunu görmeyeceğini hesaba katmamıştım. Öğleden sonra gönderdiğim mesajı dört saat sonra hala cevaplamamış olmasından biraz şüphelenmeye başlamışsam da çoktan giyinmiş olarak kendimi dışarı attığımdan, saat yedi olduğunda sinirden önümdeki hamburgeri bitirmiş, rujumu yemiş ve kırmadan önce bira şişemi garsona iade edip bir yenisini istemiştim. Film saati geçip gittiğinde umurunda olmayan kadını oynamak yerine gerçek ruh halimin buzlu cam arkasında görünen kısmını ona gösterdiğimde, adam bana unuttum dedi…

Yine de serinkanlılığımı koruyarak bir insanın yirmi dört saat içerisinde değişmiş olma ihtimalinin yüzdesini hesaplamaya çalışırken şunu fark ettim:

ben onun şu ana kadar görmediğim bir parçasıyla karşılaşıp, gördüğümden hoşlanmadım. Kendime kızdım bu buluşmaya  bu kadar önem vermiş olduğum için ve ona kızdım bana yalan söylememiş olduğu için…

Bir kadını hayatından çıkarmanın en kesin yolunu tek sözcükle özetledi “benim ondan beklentilerim yok” dediğim adam. “Ben de seni unutacağım zaten” demenin ne kadar acınası bir davranış olduğunu genç yaşlarda öğrenmiş olmam bir işe yaradı, ağlamadan önce telefonu kapatmayı başardım. “Siz kimdiniz tanıyamadım” ve “telefon çekmiyor duyamıyorum söylediklerinizi” otobüs hattında, sondan bir durak önce “unuttum” da indim.

“ Bu son olsun” tramvay hattı nerede acaba?

DÖRT.

Seni tanıma maratonunda  başkalarının  hakkında bildiklerini dinlememe engelli yarışını tamamlamam gerekiyordu.

Beceremedim.

Önce ilgilenmeyeceğim diyerek dış etkenlerden arınma çalışmalarım, şimdilerde herkesten seni dinlemeye yönelmiş durumda. Seni senle paylaşamamaktan onlardan topladıklarımı birleştirip beynimdeki ideale katkı payını güçlendirmeye çabalıyorum. Yıllarca öncesinden şu ana kadar gelen sen kimsin soruma bir cevap bulmama yardımcı olmuyor binlerce fikir.

Temelde hiç kimsenin gerçekliğine dair bir şey bilmediğin bu mekanda (ki aslında genel anlamda dünya denen yerden bahsediyorum) ne kadar kolay birini tanıma yanılgısına düşmek.

Beğenileri tutkuyla, seksi şefkatle karıştırırken, görüşmüşlüklere tanımak demişiz burnumuz mu uzamış? İlgisizlik aşka, korkular sevişmeye dönüşüyorsa eğer ne zaman sokaktan geçen adam tanıdığımız olur? Ne zaman tanınır insan? Gece yatmadan önce, uyurken, içki sofrasında, tavla masasında, televizyon karşısında, araba kullanırken, tatilde, yemekte, susarken, gülerken, konuşurken, ağlarken… bütün bunların toplamını alıp, ikiyle çarpıp, beşe bölersek bir insanın özüne ulaşmış olabilir miyiz? Yıllar, günler, uçak yolculukları, tatiller, kokteyller, dans pistleri ve hep çıplaklık tabii yanılmamızın en büyük nedenleri. Ne kadar az tanırsak o kadar kolay  çekip gitmek. Ben seni tanıyamadığım için sevemedim. Onu tanımadan da sevdim. Biz tanışarak sevişip, tanınmadan ayrıldık.

Önemli olanın kim olduğun değil kendini nasıl ortaya koyduğun olduğu bir dünyada yaşarken, sarhoşken bana anlattıkların sana karşı tavrımı belirlememe engel oluyor. Vücudumdaki yara izlerini, karnımdaki beni, hassas bölgelerimi, sevişirken makyajsız, darmadağın beni görmene izin vermişken, giyinik karşında durmak bu kadar zor olmamalı. Seni en savunmasız halinle dinlediğim gecenin sabahında, kıyafetlerinle beraber korkularını da  giyinmiş bulduğumda, başka birini tanır gibi bakıyorum  karşımdaki adama.

Giyinmek utanmayı da beraber mi getiriyor hayatımızda?

Çıplakken en mahrem sırlarını da anlatan adam, elbiseleriyle beraber sokakta yanımdan geçen paltolu kişiye dönüştüğünde, ben sarıldığı kadın mı olmalıyım, kahvede yan masada oturan mı? Bizim ters orantılı ilişkimizi kesişen eğriler haline dönüştürmek için kaç işlemden geçirmemiz gerekiyor?

ÜÇ.

Yirmi dört saat vardiyasız devriye gezen mantığım, sen etrafımda olunca senelik izin hakkını kullanıp işleri yetkili amire devrediyor.

Duygularım henüz stajyer, işi öğrenmeye çabalıyor.

Acemi hatalar yüzünden kırılan kalbim eleman aranıyor ilanlarının peşinde…

Nereye gitsem tecrübeniz yok diyorlar.

İKİ.

Sabahın ikisi,

dar sokaklardan biri.

Hareket alanı kısıtlı.

Sessizlik güvenlik ağımız, yanyana durmamızı sağlayan,

kelimeler fazlalık yaratıyor ilişkimizde.

Ne kadar oldu konuşmayalı, sesini duymayalı, aşık olmayalı?

Beklenti, mutsuzluk, korku maddelerini ağzıma atmayalı?

Ne kadar oldu çıplak uyanmayalı?

Genleşen hücrelerimde hava baloncukları..

Geçmiş, beynimin küresel ağırlığını iki katına ulaştırıyor.

Durağanlık vücut fonksiyonlarımı düzenliyor, sağlıklı beslenme rejimlerine gerek kalmadan…

Sana gelmek: le beni bırakmak

seni beklemek: ten sıkılmak

arkadaş: mış gibi yapmak.

Giderek sessizleşen havada risklerle başbaşayım.

Gelmeni beklemek gitmeni izlemekten daha zor geliyor şimdi.

BİR.

Yaşadıklarına anlam yüklemeye çalışan bir beynim var.

İhtimal hesaplarından çok anlık duygularla hareket ediyor.

Planlamalar yapmadığı için beklenmedik durumlarda heyecanlanıp, üzülebiliyor.

İstediğinde devreye girip, korktuğunda geri çekiliyor.

Kalbimin işleyişi daha hızlı.

Düşüncelerin bedenimde yarattığı kırıklıklar ona ulaşmıyor.

Uyku beynimi durdurmuyor, kalbim rüyalar boyunca dinleniyor.

Hayallerim sabahları yatakta kalıyor.

Currently there is "1 comment" on this Article:

  1. Tubi says:

    Beyni ile kalbi arasında sıkışıp kalan tek ben değilim biliyorum ama bu kadar güzel anlatabilen kaç kişi vardır? Yazmaya devam et..Gezdiğin kadar güzel yazıyorsun bence, sevgiler..

Kategoriler

TAKVİM

October 2019
M T W T F S S
« Jun    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




Comment on this Article: