Home » ÇOK GEZENLER KULÜBÜ » Currently Reading:

Dünya vatandaşlığına adayım!

May 5, 2013 ÇOK GEZENLER KULÜBÜ No Comments

Hayat, bana: güzel. Çünkü sevmediği işte, tatile çıkmak için çalışanlardan değilim. Ünvanım: bahtlı bedevi. Dünya kazan ben kepçe, keşfediyorum. Eyfel’i gördüm, Berlin’de bisiklete bindim, Londra’da Tate Modern’e gittim diye caka satmak için değil. Çok geziyorum: çünkü (1) memleketsiz hissedince insanın meskeni yollar oluyormuş. (2) egolarım, kararlarım, asla yapmayacağım listelerim, kendimle meselelerim; uçak, tren, arabada co-pilot koltuğunda açılan defterlere yazılan yazılarla muhasebeye yatıyor. (3) din, dil, ırk, mezhep, politik görüşün var olmadığı konuşmalar süresince insanı tanımanın dibine vuruyorum. (4) pasaportsuz bir dünyada yaşamanın hayallerini kuruyorum (5) varılacak yolun değil, o yolda karşıma çıkan hikayelerin büyüsüne kapılıyorum.

Çok geziyorum. Bazen yanıma birilerini de katıyorum. Bir şehri en iyi kim öğrenmiş yarışında birbirimizde fark atmaya çalışıyoruz. Biri Saraybosna kahvesinde tanıştığı Tarık Baba’nın önce karısının, sonra çocuğunun gözleri önünde kurşunlanmasına tanık olmasının hikayesini anlatıyor; diğeri daha dün komşusu olan Boşnak ailenin bugün eline gelen öldürülecekler listesinde adının yazıldığının. Çok gezdikçe “sevgilim aldattı, risotto’dan kıl çıktı, marketteki çocuk yine siparişi eksik getirdi” gibi acınası günlük hayat söylentilerini unutuyor, farkına varıyorum. Kocaman bir dünyada, hudutsuz iki insan, bir sokağın köşesinde oturmuş birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Kimse diğerine ibadetlerini sormamış. En çok sevdiği yazar, kurtulmak istediğimiz özellikler, savaşsız bir dünya ortak konularımız.

Çok geziyorum, çünkü daha çok gezdikçe büyüyor evren. Daha da gezdikçe özgürleşiyorum. Kimliğim, kafa kağıdım, damgam, mührüm, belgem yok. Dünyanın içinde, bir insanım.

Bunca ülke gezdim, en iyi 6’yı seçtim

Beyrut – Casablanca’da brunch…

İki ayrı ülkeden, benzer iki şehir. Pazar günü brunch masasına oturmak için bir ay öncesinden rezervasyon yaptırdığım Casablanca’yı ancak böyle anlatabilirim. Cornishe’e (yeni kordon boyu) bakan masalarından birine kurulup Akdeniz’in tadını çıkarırken, Mimosa mı istersiniz, bloody marry mi diye soruyor garson bey. Bloody marry yanında peynirli bir omlet siparişi veriyorum. Sonrası: bu kez yazıldığı şehirde dördünce kez okuduğum Amin Maalouf – Doğu’nun Limanları kitapları eşliğinde.

Yazının devamı için: Sabah Pazar

Kategoriler

TAKVİM

September 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Blogroll

Sorry, we're having trouble loading this Tumblr.

ARAMA

Duvar

Previous Next All

» Cevap bırakın




Comment on this Article: