Home » Budapeşte » Currently Reading:

Yerlisi gibi Budapeşte!

August 13, 2013 Budapeşte No Comments

Budapeşte’ye Sziget Festivali için gittim. Onun yazısı ayrı. Ama yetmedi lanet yetmedi, üç günde şehri ancak okuyarak tanıdım, 5-6-7 olarak bilinen daha hip bölgelerinde dolandım, aşık oldum, ilişkimiz tam cicim günlerine varacakken uçak saati geldi, otobüse atladım.

Neyse, Eylül sonu gibi yeniden gitmeyi planlıyor, şimdilik gezip göreceğim yerler kuşağında aldığım notları seninle paylaşıyorum. Duygusal yazı, bir sonraki seyahat sonrasında.

Ben kahvemi sütlü içerim ya sen?

Macar gençlerinin pek çoğu İngilizce konuşuyor. Dolayısıyla barlarda yabancılık çekmeyecek, elinde sözlük kelimeleri doğru telaffuz etmek için büyük çaba göstermeyeceksin. Ama özellikle Budapeşte’de yaşayan yabancıların, İngilizce kitapların, yemyeşil çimenlere açılan bahçenin ve iyi kahvenin tadına varmak istersen Massolit senin adresin. Listeye al (Nagy Diófa utca 30).

20 yıldır Budapeşte’de yaşayan caz müzisyeni bir Alman, Jedermann ismiyle kahve açıyor, arada canlı müzik konserleri veriyor ve çok güzel, çeşidi bol, aroması kapından girince burnuna dolan kahveler yapıyor. Gitmez misin? Bence kesin! (Ráday utca 58)

1900’lü yılların başından beri hiç stil değiştirmemiş, yazarların ve burjuvanın (şimdilerde turistlerin de) buluşma alanı Centrál Kávéház. Burada sabah saatlerinde gazetesini okuyarak güne başlayan expat’ları sıklıkla görebilirsin (Károlyi Mihály utca 9).

Bu parklar asla kapanmıyor…

Türkiye’de parklara girmek devlet kararıyla durdurulabiliyor; Macaristanda öğle yemekleri, akşamüstü kitap okuması, köpek gezdirmesi, nefes alma seansı için daha da çok park açılıyor, renklendiriliyor, duvarlarına resimler yapılıp adeta açık hava müzesine dönüştürülüyor. Birkaçına kendim de girip banklarında hayallere daldım, mutlu çocuklara, “orayı sakın elleme, dikkat et düşersin” demeyen ailelere bakıp da umutlandım. Bunların biri Károlyi Mihály. Utca 16 adresinde. Özellikle güneşi batırmak için güzel.

Városliget şehrin içindeki orman olarak Budapeşteliler’in oksijeni bol şehirlerine katkı sağlıyor. Budapeşte hayvanat bahçesi, haftasonları kalabalıklaşan Szechényi spa, kış aylarında buz pateni sahasına dönüşen bir göl, pazar günleriyse bit pazarı bulumakta. Hem de 24 saat açık.

Margaret, Tuna Nehri’nin ortasında, yemyeşil bir ada. Gündüzleri bisiklete binen, koşan, esneyen, gerinen, spa’da toksinlerden kurtulan, olimpik havuzda kulaç atan sportif insanlarla; akşamlarıysa müziğin desibelinin yükseldiği parti güruhlarıyla dolup taşıyor.

Népsziget adasında kış aylarında keçisiyle yaşayan bir adamdan başka kimse yok. Ama yazın kamp alanları, yürüyüşe çıkanlar, balıkçılar, piknik sepetlerinde şarap kadehlerini taşıyanlar teşrif ediyor. Cennet yani.

Dükkanlarını çok sevdim, hadi bize gidelim…

Printa’yı “gidilip de yarım gün geçirilecek yerler” listesine mutlaka al. Buranın ilk güzelliği iyi kokteyl yapan barmen gibi, leziz kahvenin kokusunu ciğerlerine çekmene neden olacak baristaların olması. İkincisi tasarımcılar. Geri dönüştürülebilir maddelerden yapılmış çantalar, takılar, print t-shirler arasında kaybolacak, sonra da kendi özel üretimleri Peşte haritalarından birini alıp, sokakları keşfetmenin tadına varacaksın. Benden garantili. (Rumbach Sebestyén utca 10)

QR kodlarında Budapeşte’de yaşamış insanların hikayelerini anlatan, bisiklet için özel üretim giyim markası Urban Legend; hip Macar oğlanlarının tercihi Meikawa, romantik bikiniler üreten Phaidra gibi markalar var. Eğer Macar tasarımcıların stilini keşfetmek, hatta birkaç tanesiyle tanışmak istersen, sık sık Flatlab’e uğraman gerekecek. (Baross utca 3)

Látomás bir zincir. Ama öyle Mango, Zara, Pull & Bear tadında bir yer gelmesin aklına hemen. Burası vintage, yeni tasarımcı, Macar tipi üretim ne varsa topluyor, kendi süzgecinden geçirdikten sonra da askılara asıyor. Dolayısıyla her dükkanında aynı malları bulamayacağın gibi, bir t-shirt’ün başka printlerini keşfetmek için farklı şubelerinde de gezmen gerekebilir. Macarlar arasında yaptığım küçük bir araştırma gösterdi ki en popüleri Király utca 39 adresinde olan.

Zachary eski plaklardan gözlük çerçeveleri yapmayı kafaya koyup, kardeşini de yanına alıp Orange Optika’yı kuruyor. Sonrası? Başarı hikayesi. En sadık müşterilerinden biri Sir Elton John (Király utca 38).

Gozsdu udvar birbirine bağlanan altı avlunun oluşturduğu komünist dönemden kalma bir yapı. 1900’lerin başında çok renkli bir hayatı varmış ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında terk edilmiş. 2008’de restore edilmesinden sonra yeniden eski ününe kavuşmuş durumda. İçerisindeki kırtasiye dükkanlarını, hediyelik eşyacıları, antikacıları pek sevdim (Király utca 13 – Dob utca 16).

Budapeşte’de keşfettiğim sayısız dükkan arasında Szputnyik shops çok iyilerden biri. Yeni dönem markaları, eski zaman aksesuarlarla kombin ediyor, ve sana kapıda hoşgeldin diye gülümseyen görevli, neyin üzerinde güzel duracağını, hangi rengin tenine gideceğini söylüyor. Özel olmak bu değilse, ne? (Dohány utca 20)

O bardan bu bara…

Sovyet döneminde Ukrayna’dan Maceristan’a tuğla taşıyan A38 gemisi bugün şehrin en popüler gece club’ı. Caz, Balkan müziği, elektronik, tekno. 20:00’de canlı müzik konserleri, 23:00’ten sonra dans müziği start alıyor, sonrası? Sabah kadar eğleneceksin. Başka yolu yok (Petőfi híd, Budai hídfő).

Buda tarafları Peşte kadar canlı ve heyecanlı değil ama burada güzel, lokal yerler önermeden de elbette geçmeyeceğim. Bir zamanlar sinema, şimdi bar olan Bem Mozi melankolik atmosferiyle kalbimi çaldı. Kanepeler, yıkık dökük sandalyeler arasında fröccs (şarap ve soda) karışımını yudumluyor; arada kısa film gösterimlerine ya da canlı müzik konserlerine denk geliyorsun. Ama genellikle oturup arkadaşlarla muhabbete dalmalık mekan (Margit körút 5)

Fütüristik, yeni, modern yerlerden gına mı geldi? Gelir. O halde ben seni Táskarádió Eszpresszó ile tanıştırayım. 1960’lar, 1970’ler Maceristan’ında barlar neye benziyorsa burası da o şekilde dekore edilmiş. Retro radyolar, posterler, komünist dönem müzikleri, ve elbette geleneksel likör palinkas (Papnövelde utca 8).

Şarap sevenler, Macar şaraplarının tadına varmak, en sevdiğini keşfetmek isteyenler! Doblo’da ayda iki kez mekanın sahibi David şarap tadımı yapıyor, isteyenler için Budapeşte çevresindeki bağlara turlar düzenliyor. Beğendiğin şişeden satın almak istersen, o da hemen yanındaki dükkanında (Dob utca 20)

Bir zamanların otomobil tamircisi, şimdi pub. Kuplung özellikle graffiti severlerin uğraması, duvarlarına fotoğraf makinesi objektifini doğrultması, tavandan sarkan dev kağıttan baline iskeletini fotoğraflaması gereken bir bölge (Király utca 46)

GMC gerçek particilerin adresi. Burada dans etmeyene yer yok. Erken saatlerde gidip kokteylleri alıyor, ardından elektronik müzik başlayınca da dans seansına geçiyorsun. Çıkış saati: kapanış (Király utca 13).

Budapeşte’nin en eski barlarından biri Szoda (Babylon İstanbul için neyse, Szoda da Budapeşte için o şekilde). İki katı var. Üstünde retro sandalyeler, duvarlarda Japon manga posterleri, altındaysa sabah beşe kadar süren partiler. Şehrin en iyi Noel’i de burada kutlanmakta (Wesselényi utca 18)

Gulaş mı dedim?

Kis Piac sadece yirmi kişinin sığabileceği küçücük dükkanında Budapeşte’nin en havalı restoranları arasına adını yazdırmayı başarıyor. Genellikle et ve sosis ağırlıklı menüsü var ama ev yapımı turşuları, baharatlı patatesleri ve fırından taze çıkmış ekmekleri, enfes! (Hold utca 13)

Ben tatlıcı değilim ama sevenler için gerekli araştırmaları yaptım. Noé Cukrászda’nın kapısından içeri daldım. Buranın ve Maceristan’ın klasikleri arasında elmalı, cevizli bir tür turta flódni yemeli (Wesselényi utca 13).

2013’ün yükselen trendi dünyanın her yerine burger. Bu yüzden et cenneti Budapeşte’de de burger’in en iyisi Spíler’da yenir diyerek adresi veriyorum: Király utca 13. Burgerlerin yanında meyvelisinden acısına, tatlısından brown’una Maceristan’ın lokal biralarını tatma imkanı da var.

Komünist zamandan kalma kantinler (tepsine yemeğini kendin al) Budapeşte’de hala çok popüler. En yerlisi, babaanne tipi yemek yapanını sorunca Castle’ın adını yazdılar bana. Giriş, gelişme yemeği, yanında ekmek 850 Ft (9 TL) civarında. O kadar güzel ki, 13:00’e kadar yemekler tükeniyor (Fortuna utca 4).

Canım gulaş varken Meksika yemekleri benim neyime diyebilirsin, haklısın ama ben tacos’nun, burritos’un, enchilada’nın hastasıyım. Türkiye’de güzelini bulamadığımdan gittiğim her ülkede denerim. Akşamüstü kayıntısı niyetine bir tacos patlattığım El Rapido, kelimenin tek anlamıyla enfesti. Kasanın yanında duran mallara çok takılınca, beyefendi “alabilirsin, hepsi satılık dedi”. (Kazinczy utca 10)

Café Csiga küçük, karatahtasında hergün değişen menüsü olan ve masalarında genellikle İngilizce konuşulan bir restoran. Ama sakın korkma, turistler değil, buranın yerlileri masaların sahibi (Vásár utca 2).

Apacuka Varieté’nin birinci katı partilere, ikinci sergilere, sonuncusu ise şefleri iş üstünde görebileceğin restorana ayrılmış. Macar klasiği kuzu gulaşı burada yemek lazım. Çok güzel. Üstelik yemek saatinde canlı konserler de var (Nagymező utca 54-56).

Macarlar arasında hem atmosferi, hem yemekleri onaylanmış tek bistro Castro. Kime sorsam ilk üç lokanta listesine burayı aldı. Özellikle Hint ve Sırp yemekleri servis ediyor, soğan çorbası yıkılıyor, kahvaltısı çok iyi. Kısaca buraya bilgisayarınla gel, üç öğün yemeğini ye, git, kimse birşey demez, sen ihya olursun (Madách tér 3)

Binaların ortası, avlu-bar!

Bir Budapeşte klasiği: Avlu! Sokakta yürürken birden, o kallavi binaların içinde ışıklar, graffiti’ler, duvar resimleri arasında bir avlu seni karşılıyor. Yolundan, yönünden dönüp içine doğru çağırıyor. Elbette giriyorsun, ve elbette şehrin tüm avlularında yaşamak istiyorsun.

Szimpla Kert bu avlu işini kasaba ortamına taşımış olan şehrin en eskilerinden biri. Onu ayrı bir yazının konusu yapacağım ama avlu konusuna girmişken, bahsetmeden geçmek istemedim.

Gondozó barbekü sevenler, kendini çiftlikte hissetmek isteyenler için özenle tasarlanmış (Vajdahunyad utca 4).

Ellátó Garden üstü açık pub/gece club olarak hizmet veriyor. Ama asıl kendini kaybetmene neden olacak odası pinpon masası, bilardo, langırt makinelerinin olduğu (Kazinczy utca 48)

Fogasház’a bir dilim pizza yer, biramı içer kalkarım diye gidip, kapılar kapanırken son bir şarkı daha ne olur diye yalvarırken çıkıyorsun. Böyle de neşeli bir yer işte (Akácfa utca 51).

Spa’da hayat var…

Budapeşte dünyanın yeraltı sıcak su kaynakları bakımından en önemli şehirlerinden birisi bu yüzden kimisi iyileştirici bazısı kış aylarında parti ortamı yaratan pek çok Spa’ya sahip. Zevkine göre ister sırt ağrılarını gidermeye, diler DJ seti çalarken suyun içinde kokteylini yudumlamaya mutlaka gitmelisin. Gellért, Széchenyi, Rudas, Lukács ve Király bunların içinde hem en turistik ve popüler, hem de ortalama maaşın 400 Euro olduğu bir ülke için 18 Euro haftasonu giriş ücreti isteyerek biraz pahalı olanları. Ama dilersen Dandár’da çok daha ucuza, yerli halkın arasına karışıp eklem ağrılarına çare bulman mümkün. Genellikle sabah 06:00’da açıldığı için dans dans dans kombosuyla geçen bir gecenin sonunda ayılmaya da uğrayabilirsin (Dandár utca 5-7)

Sanat bölgesi Ferencváros…

Budapeşte’de kültürel merkez, eskiden endüstri bölgesi olan Ferencváros. Rákóczi Köprüsü’nün Pest tarafı olarak da notların arasına yazabilirsin. 2005’te yapımı tamamlanan MÜPA buranın en önemli binası. Genellikle çok iyi operalar ve klasik müzik konserleri  yapılıyor. Daha önce sahne almış sanatçılar arasında Bregovic, Adam Fischer, Natacha Atlas gibi isimler de var. Müzik meraklısıysan, ki buna şüphe yok, programına mutlaka göz at (Komor Marcell utca 1). Bir diğer önemli yer Bakelit. Dansçılar, tiyatrocuların özgürlük alanı olarak bilinen Bakelit’in programına bakman, şovlardan birine gitmen gerek (Soroksári út 164).

Çok fazla tiyatro olduğu için Nagymező Caddesi’ni önce Broadway tipinde bir yer sandım ama şimdi Macar Fotoğraf Evi olarak bilinen, bir zamanlar Mai Manó’nun yaşam alanı görevi görmüş binayı da pas geçmedim. Haftanın yedi günü açık! (Nagymező utca 20)

Avangard sanatlar, dada akımı, az sonra başına nelerin geleceğinin belli olmadığı performans ilgi alanınsa P60’a uğramak lazım. Burada herşey deneysel (Paulay Ede utca 60)

Macarca bilmeyenler için anlaması mümkün bir dil değil. Ama çok iyi tiyatroları var. Bu yüzden Béla Pintér and Company tüm oyunlarını İngilizce altyazını olarak sahneye koyuyor. Peasant Opera, Dievouchka, The Queen of the Cookies, Muck, Brilliant Second-Rate’den birine bilet alırsan, oldukça avangard bir gösteriye tanık olacaksın (Műegyetem rkp. 3).

Özel adresler…

Kış aylarında Váci utca’da, yazın Erzsébet tér’de ayda iki kez yapılan WAMP, bir tasarım pazarı. Bir sonrakine denk gelmek için http://wamp.hu/hu sitesinden kontrolleri yapıyor, biletini ona göre ayırıyorsun çünkü burada bulacağın mallar, hakkaten, özel.

Macarların yazarlarını, İngilizce yazılı olarak keşfetmek istersen Írók Boltja raflarında bulacaksın kendini. 1890’larda şairlerin ve edebiyatçıların buluşma mekanı olan binada, zaman zaman ünlü yazarların okumaları, imza günleri de yapılıyor (Andrássy út 45).

1960’lardan bu yana hiç değişmemiş, retro tipi bir kahve ararsan mekan: Bambi. Sabah kahvaltısı niyetine debreceni sosisi ısmarlıyor, arka terasında domino oynayanları ister izliyor, ister aralarına karışıyorsun (Frankel Leó utca 2-4).

Yeşil, meyveli, sakinleştirici, duygu hallerini düzenleyeci her türlü çay Sövény Aladár Teaház’ın feng-shui’ye uyumlu bahçesinde (Andrássy út 110)

Vejeteryenler ve sebze yemeklerini sevenler, benim gibi çorba-sandviç kombosundan vazgeçemeyenler için Nemsüti’yi öneriyorum. Küçücük bir dükkan ama lezzeti büyük (Jászai Mari tér 4/b).

Şarap tadımı, viskiye özel dükkanlar, puro’nun envai çeşidini bulacağın raflar olur da biranın pabucu damda kalır mı? Csak a jó sör’de önce tadıma oturuyor, sonra da beğendiğin birayı kasa kasa evine götürüyorsun.Dünyanın her yerinden gelmiş bir şişe mevcut (Kertész u. 42-44)

Cukorka bir şekerci dükkanı. Ama aynı zamanda hem tasarımı güzel, hem de rengarenk şekerler nasıl yapılıyor diye görmen için mutfağını açıkta tutmuş (Múzeum körút 7).

Şehir Tuna nehri etrafına kurulmuş ama nehre girmeye izin yok. Bu yüzden Fellini Római Kultúrbisztró gibi kumsala şezlong atmış barlarda yerini alıp, arada ayaklarını sokarak ihya oluyorsun anca (Kossuth Lajos üdülőpart 5).

Sebze, meyve, et, şarküteri, peynir. Újpest market yerlilerin ev alışverişine gittiği, binasının hastası olduğum alan. Her sabah 06:00’da açılıyor (Szent István tér).

Komün hayatı yaşamayı sevenlerden, insanlarla tanışmak için sadece gözgöze gelmek yeter diyenlerden misin? O halde Müszi’ye uğrayacaksın. Her yer kanepe, ortada pinpon masaları, gündüz saatlerinde bilgisayarlarını kapıp da çalışmaya gelen free-lance’çiler, aktivistler… Ne yazık ki en geç 23:00’e kadar açık (Blaha Luzja tér 1).

Sayın “çikolata olmadan asla”cılar şimdiki adres size. Noir’de yemelik içmelik her türlü çikolata, chili biberinden, tarçına, her türlü baharatla lezzetlendirilmiş olarak bulunmakta (Hegedu utca 6).

İnanmazsın, Budapeşte’de kaynak suyu içmek için bile özel bar var: Rudas Ivócsarnok (Erzsébet híd)

Kalıcı sergi The Invisible Exhibition! Zifiri karanlık 7 odada geçen bir tur. Serginin fikri karısı kör olduktan sonra hayatları değişen bir Alman’dan çıkıyor, önce geçici olarak düşünülüyor, ardından hiç kapanmıyor. Burada körler size odalar ve yolculuğunuzda yardımcı oluyor, koklama, hissetme, dokunma, duyma duyularınız haricinde bir dayanağınız yok. Aynı zamanda Görmeden Yemek ve Görmeden mesejlaşmak diye iki ayrı konseptleri daha mevcut.

Kategoriler

TAKVİM

August 2019
M T W T F S S
« Jun    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: