Home » BERLİN » Currently Reading:

berlin (hep) IN berlin!

March 24, 2014 BERLİN No Comments

fotoğraf 4

Saydım. 18. Berlin’e gitme sayım. Elimde harita olmadan gezdiğim, o enfes latteleri yapan baristaların ‘hoşgeldin yine’sini aldığım için kendime Berlinli diyebilirim.  Şehrimi Mitte, Müzeler adası, Unter den Linden Caddesi, Potzdamer Meydanı ve eskiden Batı ve Doğu arasındaki geçişi sağlayan Checkpoint Charlie’den ibaret sananlara çok diyeceğim var. Başlıyorum.

fotoğraf 2(1)

Lobiye gel, bekliyorum!

Adetimdir. Berlin’e gittim mi, ev tutarım. Otelde turist olmayı sevmem. Ama şimdi isimlerini vereceğim iki otel bu algımı değiştirdi. Oda-kahvaltı kapı dışarı, lobide kendin gibi dünyayı gezenlerle tanışmak, sosyalleşmek bizim herşeyimizsin!
Viyana, Hamburg, Frankfurt, Zürih’te şubeleri olan 25 Hours iki ay önce açılmış. Tepesindeki Monsters bar ve binanın arkasında kalan odalar hayvanat bahçesi manzaralı. Kapıda gidip beklemezsen ya da rezervasyon yaptırmazsan yer bulmak imkansız!

Benim daha ilgimi çeken, Honolulu kahvesinde saatlerimi geçirdiğim Michelberger oldu. Odalar küçük diye uyarmışlar ama lobisi geniş. Üstelik her gün 12:30’da buluşup duvar resimleri, Kreuzberg sokakları gezdiren hipsterlar da var. Ortam tasarım harikası, kendi üretimleri hindistancevizi suyu leziz.

fotoğraf 5 (2)

O kahve, benim!

Berlin’in en sevdiğim yönü her sokakta karşına çıkacak kahveleri. Herhangi birine oturup saatler geçirmek mümkün ama ben kendimi tutamadım bir liste yaptım. Aylaklık, muhabbet zamanları için yanında tutarsın.

Bilgisayarını, Mixer’ini, çizim tahtasını, tezini alan kendini Sankt Oberholz‘da buluyor. Burası dünyada gördüğüm en iyi freelance kahvesi. Abartısız.

Prenzlauer Berg’in üst taraflarında geziniyorum. Çocuklar ve köpekler parklarda oynuyor. Anneler ve babalar sandalyelerde ‘aman, yapma çocuğum, düşersin’ demeden izliyor. Ayaklarım, yolu bilir gibi Raumerstrasse üzerindeki Liebling‘e çıkarıyor beni. İçeride müzik, pencereden görünen bir park. Vakit daha görülecek çok şey var’ı çalmasa bütün gün kurulurum köşe masaya.
Kreuzberg’i boşver gençler artık Neükölln’e taşınıyor. Cafe-bar-pastane ve enfes burgerci olarak defterime not düştüğüm Schiller‘in önü bisikletini parkedip güneşin tadına varanlarla dolu.
Kreuzberg’i boşver dedim ya, dur! Boşverme. Seni kimi zaman tiyatrolar, bazen duvar resimleri, bazen de dükkanlar ve kahvelerle şaşırtan avlulardan birine gir. Voo Store ve Companion Coffee yazacak kapısında. İşte orayı seveceksin. Önce endüstriyel tasarım harikası dükkana ve mallarına bak, sonra da kapı önünde latteni götür.

Alternatif gençliğin, konserlerin, jonglörlerin meskeni Görlitzer Park’ın hemen yanında, Görlitzer Strasse boyunca dizili kahvelerden canın hangisini çekerse ona girebilirsin. İlle de favori, sen hangisini seçtin diye soracak olanlar var, biliyorum. Kırmızı biber çorbası sebebiyle Gipfeltreffen‘den yana oyumu kullanacağım.
Hazırı reddet, üreticisinden al, kendi kahveni kendin öğüt kültürü Berlin şehrini ele geçirmiş halde. Bu tatta iyi kahve içebileceğin bir The Barn var, aman dikkat erkenden kapatabiliyorlar,  bir de Five Elephant. Dilersen otur keyfini çıkar, istersen eve paketle götür.

 

fotoğraf 1

Friedrichshain, sevdim seni!
Berlin duvarının son kalan bölümü bugün East Side Gallery. Dünyanın pek çok yerinden gelmiş sokak sanatçıları 1 km uzunluğundaki bu alanı özgürlükle boyamış, şimdi turistik gezilerin duraklarından. Hah! Ona bak, önünde pozunu ver. Sonra köprüyü geç, kendini pek güzel, turistik rehberlerde adı sıklıkla geçmeyen Friedrichshain’da bulacaksın. Burası çalışmayı pek sevmeyen Berlinliler’in mahallesi gibi göründü bana. Warschauer Strasse metro istasyonunun sağında kalan ara sokaklar boyunca sayısız bar, dükkan, restoran saydım. Eski sinema salonundan devşirme Kino, Bochagener Meydanı, Revaler Caddesi üzeri kahve, insan, muhabbet kaynıyor.

fotoğraf 2 (3)

Havaalanını bile park yapmışlar!
Seni acayip bir yere götürücem, pistte yürüyeceksin diyor Leyla. Bir tür simülasyon olarak canlanıyor kafamda. Yok. Değil. Berlin Doğu ve Batı olarak duvarla ikiye ayrılmışken üç dakikada bir uçakların erzak ihtiyacını karşılamak için indiği Tempelhof Havalimanı şimdi komün alan. Bahçe yapıp çiçek eken, matını kapıp yogaya gelen, şezlongunda kitap okuyan, patenlerini ve paraşütünü takıp uçan, piknik sepeti ve köpeğiyle gününü geçiren, bizim gibi dünyada bir ilke imza atıp pistte yürüyen herkes orda. Alışveriş merkezi, otel falan olmayacak yani.

 

fotoğraf 2 (2)

Berlin En’lerim

Beyaz çöplük… Pazar akşamüstü şehrin en iyi nachos’larını yemeye White Trash‘e gidiyoruz. Sekizden sonra kapıda giriş parası alıyor. Yaz-kış önemi yok. Tıklım tıkış. Kafasına göre bir gün caz, öbüründe country müzik çalan gruplar var.

72 saat müzik… Eğlencenin hiç bitmediği şehir olarak bilinen Berlin’de Cuma açılıp Pazartesi kapanan club’lara gitmek farz. İsteyen sabah kahvaltı saatinde danstan çıkıyor, dileyen pazar diskosuna geliyor. Sordum soruşturdum en popüler, yerli işi olanı Sisyphos. İçinde göl, terkedilmiş otobüs ve fotoğraf çekme yasağı var. Maksat: özel hayata saygı.

fotoğraf 4(1)

Fotoğraf zor zanaat… İnstagram’dan sonra fotoğrafçı olan herkes moda fotoğrafının kralı Helmut Newton müzesini görmeli. Newton’un kullandığı makineler, onun ismine yapılmış bavullar, videolar ve tabii ki hayatı boyunca çektiği portreler, reklamlar… Bir diğer önemli merkez de Helmut’tan çıkıp sağa dönünce karşına çıkacak olan C/O. Açılışı Nisan’da yapacaklarından sergilerine denk gelemedim ama binasının hastasıyım.

Stil Berlin’in işi…Berlin ucuz şehir olarak nam saldığından kimse pahalı markalardan alışveriş yapmıyor. Burada ikinci el piyasası büyük. Garage‘da yeterince zaman geçirirsen gardrobunu baştan kurabilir, t-shirt’leri kiloyla alabilirsin. Yok o kadar vaktim yok bakıp çıkıcam diyenlerdensen Made in Berlin askıları arasında ve Soeur dükkanında gezineceksin.

Vintage bar…Bir zamanlar David Bowie’nin barı olarak bilinen Kumplnest Bar önünden geçerken dikkatimi çekti. Hala 1970’lerden kalma bir tarzı var. Ben severim vintage yerleri.

fotoğraf 3 (2)

Kırtasiye bizim işimiz… Berlin’de deftere, kaleme kırtasiyeye doydum! Her sokakta bir tane var desem yalan değil. Ama Japonya’dan gelme özel kağıtlar, resim, mimari, kart, kartpostal lazımsa seni deposuna yönlendiriyorum: Modulor.

Yemek pazarda yenir… Stockholm’ün Salü Hall’i, Londra’nın Borought Market’i varsa Berlin’in de Markethalle‘si var. Perşembe-Pazar arasında açık olan sokak yiyecekleri panayır alanı hem her şeyin tazesini sunuyor hem de yeni nesil şeflerin elinden çıkma yemekleri tatmanı sağlıyor. Öğle saatlerinde tüm Berlin buraya taşındığından 11’de, tezgahlar boşalmadan git sen.

fotoğraf 1

Açlık zilleri çaldı… Hiçbir yerde kötü yemek yemedim. Lahmacun, döner, işkembeci buna dahil. Ama madem bu kadar kozmopolit bir şehirdesin: İsviçre usulü röşdi ( rendelenmiş patatesle yapılan bir türk krep) ziyafetine Helvetia. Korenin geleneksel acılı lahana turşusu kimchi’yi tabak tabak tüketmeye Yam Yam. Tavuk, sosis, lahana, patates salatasına doymaya Altes Europa. Akdeniz mutfağını, bagel içine şarküterileri götürmeye Barcomi’s. Geleneksel Alman yemeklerini balo salonunda millet vals yaparken yemeye Clarchens‘e gideceksin.

Sokağını sevdiğim… Hani bazı sokaklar vardır üzerinde plakçısı ( Down by Retro), pastanesi (Bully’s Bakery) kahvesi, stil sahibi dükkanı, duvar resmi vardır… Geceleri kapıların önünde insanlar doluşur, orayı hep ararız, hiç bulamayız ya? Tamam. Bendesin. Kreuzkörn olarak anılan bölgenin tam orta yerinde Weserstrasse.

Bu yazı Mastercard dergi Nisan sayısı için yazılmıştır.

Kategoriler

TAKVİM

May 2019
M T W T F S S
« Jun    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: