Home » Londra Günlükleri » Currently Reading:

Özgürlük arayışının Everest’indeyim

June 6, 2017 Londra Günlükleri 1 Comment

lndn

Sayısız otel odası, uyku tulumu, hamak, pansiyon yatağı, kaybolan, uçağa kilo aşımı sebebiyle alınmayan bavula bir dur diyip “yuvam olmalı” son kararıyla Londra’ya taşındım. Türklere oturma ve çalışma hakkı veren Ankara Anlaşması’yla buradayım. İlgilenenler için konuyu detaylarıyla anlatabilirim ama amacım hukuki ayrıntılara girmek değil.

“Neden Londra?” diye soranlara şehirde çok arkadaşım, ailem var, Türkiye’ye yakın olduğu için işlere devam etmeme uygun, kozmopolit, dünyaya açık, parkları bol, sanılanın aksine sürekli yağmur yağmıyor, gökyüzünü kesen binaları az gibi mantıklı sebepler sayabilirim. Ya da sadece neden olmasın ki diyebilirim. Belki de sadece iç sesimi, buraya gel diyen Deniz ve Bengi’yi dinledim.. Çok önemi var mı?

Üç park arasında, sonundaki çıkılmaz tabelası yüzünden arabaların pek geçmediği, yayalara ve bisikletlere açık bir sokakta evim. Fazla gürültümüz yok. Arada kaykaylarıyla kapı önünden geçen insanları, ambulansları, geceyarısı üçte hızlı adımlarla evi terk edip yarım saat sonra gelen komşumuzu saymazsak. Acil durum insanı. Evde unutulmuş anahtarlara ulaşmak, bozulan tesisatları onarmak gibi görevleri var. Hani gece yarısı koşturuyor diye sanmayın ki gizli kapaklı işler yapıyor. Bir gün evimizin önündeki ağaçları budarken muhabbete daldım. O zaman öğrendim.

Yaşıyor-uz diyorum ya. Siz tabii hemen bu birinci çoğul ekindeki diğer kişi kim diye merak ettiniz. Hatta belki de Bali’nin dalgaları arasında tanıştığım “hayatımın erkeği”yle birlikte kanepemizin üstünde, battaniye altında, dışarıda yağmur çiselerken House of Card bölümlerini izlediğimi hayal ettiniz.. Yok. Değil.

Sevgililerimle bile arama en az 1.5 saatlik uçak yolculukları, okyanuslar, vapurlar koyan ben (bunu da bir marifetmiş gibi anlatmıyorum tabii, bir kadının hayatında özgürlük arayışının Everest’ini yakalamış, ve bu yolculukta nefessiz, oksijensiz, dayanacak omuzsuz kalmış bireyin deneyimiyle konuşuyorum) Londra hayat koşullarına uygun davranarak bir ev arkadaşı edindim. Avokadonun tanesi 1 pound, ortalama yemek 25 pound, yeşil eriğin kilosu 4 pound olabilir ama biraz yaşanabilir mahallede, geceleri baş koyacağınız yastığa verilen ücret 800 pound civarında. Artısı var, eksisi 4 kişi bir evde yaşarsan, anca.

35 yaşındayım. sabah 07:00’de ya “geleceğim nereye gidiyor” kaygısıyla, ya “güneş gözüme girdi bahçede yoga yapmalı” azmiyle ya da bugünün değil de beş yıl sonrasının merakıyla gözlerimi açıyorum. Çıplak ayakla gezdiğim günlerde mutlu hissediyorum. Sabahları yataktan çıkmayı garantilemek için haberleri okumuyorum. Her yere bisikletle gidiyorum. “Dünya happen’da, sen de dene” dedikleri için snobluğu bırakıp uygulamayı telefonuma indiriyor, iki gün sonra siliyorum. “Nerelisin, ne iş yapıyorsun, nerede oturuyorsun?” gibi sorulara sarkastik cevaplar vermemeyi öğreniyorum. Ev arkadaşımın sevgilisinin salonda bıraktığı sütyenlere sinir oluyorum. Hemen her gün spor yapıyorum. Pazar günleri bloody marry içiyorum. Daha sakin hayat hayalleriyle geldiğim şehirde bıçaklanan, arabayla ezilen insanlar çoğaldıkça acabalara düşüyorum. Birlikte uçsuz bucaksız yollara gideceğim adamın suretiyle tanışmayı umuyorum. Kendi zaruretimin, tahammülsüzlüğümün, hayatımın özellikle aşk alanını daha da kaplayan inançsızlığının farkına varıyorum. Yaşam kaosum hala bitmedi ama heyecanlarım sakinledi. İyi mi, kötü mü, onu da bilemiyorum. Yalnız olmaktan bazen hüzünleniyorum, bazen ohh beee diyerek rahatlıyorum.

Neyse. Sonunda, yeniden, yazabiliyorum.

Currently there is "1 comment" on this Article:

  1. Ozge says:

    Yeniden yazmaya başlamana sevindim. 2009da takip etmeye başlamıştım yazılarını, o zamanlar daha çok yazıyordun. Bu kadar cesurca yazabilmene şaşırıyordum. Aynı düşüncelere sahiptik, ben bu düşünceleri çevremde ifade ettiğimde bile ‘orospu’ damgası yiyordum ki sen bunları açıkça blogunda dünyayla paylaşıyordun. Beni zamanla törpüledi çevremdekiler, artık içimden konuşuyorum. ‘Sen bu ülkeye fazlasın’ demişti o zamanlar beni anlayan bir erkek arkadaşım. Londra`ya taşınmayı ben de hayal ediyorum, Avrupa`da bir çok yer gezdim, bir tek Londra`da yaşamak isterim. Belki de çok istemiyorumdur, çünkü neyi çok istediysem yaptım. Ne istediğimi bilmiyorum aslında, orta yaş krizi :) Bu yazını okuduğumda son paragrafta yine aynı hisleri paylaştığımızı gördüm, ben de 35 yaşındayım. Uykusuzluk için gittiğim, yalnızca yarım saat konuştuğum bir psikiyatrist bana orta yaş krizindesin dedi, “geleceğim nereye gidiyor” kaygım yüzünden. Evlenme ve çocuk yapma fobilerim var diye başlamıştım konuşmaya. Herkesin istediği şeyleri istemeyince herkes seni garipsediği gibi, sen de kendini garipsemeye başlıyorsun 35 yaşına gelince…
    Londra`da sana bol keşfetmeli, farklı bir kültürü izlemeli, şaşırmalı, hem heyecanlı hem huzurlu bir yaşam diliyorum. Sevgiler.

Kategoriler

TAKVİM

July 2017
M T W T F S S
« Jun    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: