Home » Londra Günlükleri » Currently Reading:

benim babam

June 19, 2017 Londra Günlükleri No Comments

IMG_4937

Babalar günü bittiğine göre birşeyler karalayabilirim buraya. Çünkü söyleyeceklerimin herkese ait bir günün yancısı olmasını istemedim. Ben babamı hiç tanımadım. 10-12 yaşlarım arasında geçirdiğimiz iki yıl içinde sabah 7:30’da koşarak beni okula bıraktığını, ortaokul sınavlarına hazırlanırken kitapların değil kendi tarihinin öğrettiği gerçekleri anlattığını, dişimi kırıp, yarılan dudağımı sünnetçide diktirdiğim gün, kendi işimi kendim görmemden kaynaklı bir gururla gülümseyerek “annene ne diyeceğiz şimdi?” diyişini, Kadıköy’ün seyyar kitapçılarında gezdirmesini, o yazarken benim tetris oynadığım, ismini annemden almış Tümzamanlar Yayıncılık’ın odalarını, goralı sandviç yemeğe çıktığımız öğlenleri anımsıyorum. 

Hatıralarımda bana verdiği, yönüm olmuş bir hayat dersi falan yok. Sabah kahvaltısında reçel sever miydi? Ayran içer miydi, yüksekten korkar mıydı? Bilmiyorum. Babam beni kendi üretimi bir paket olarak görmezdi, birey olarak düşündüğüme önem verirdi. Hangi okula gitmek istediğim, canımın çektiği yemek, izlemek istediğim kanal, uyumak istediğim saat, arkadaş olacağım çocukları seçmekte özgürdüm. Sosyal statüsüzlüğü, gerçek demokratlığı, cinsiyetsiz sevmeyi, düşünmeyi, uzaktan da olsa sevginin yalın halini onunla öğrendim. Sorgulatırdı babam, kitapların sonunda ne düşündüğümü yazmamı ister, sonrasında okur, tartışmaya açardı. Hep kocaman sarılırdı, öperdi, yasak, ceza gibi kelimeleri asla kullanmazdı, imkansız, bakarız dediğini anımsamıyorum. Bir tek spor konusunda çok disiplinli olmam gerektiğini söylerdi. Bedenine iyi davranmanın önemini kapalı duvarlar arasında keşfetmiş birinin bilgeliğinde.

80 kuşağının pek çok çocuğu gibi, annesi, babası, dayısı, teyzesi cezaevinde büyümüş, haftanın üç günü postadan gelen mektupları evdekilere tekrar tekrar okutmuş, arada açık görüş günlerinde babasının kucağında oturmuş bir veletim. Bazılarından farklı olarak babam nerede sorusuna Almanya’da çalışıyor yanıtını almadım. Annem beni gerçeklerle büyüttü çünkü annem babamla, inandıklarıyla, yazdıklarıyla hep gurur duydu. Babam üzerine anlatmak istediğim, anlatırsam çözmeye yaklaşacağımdan emin olduğum çok şey var ama henüz o kadar cesur hissetmiyorum kendimi, belki zamanla…

Babam, bir gün, gitti. Bilmiyorum tercihi miydi, yaşadığımız dünyaya sen buysan ben yokum deme hali mi, yoksa sadece feleğin sillesi mi… bir cumartesi sabahı, anneme vapura  geç kaldık diyip arabadan indikten, koşar adımlarla turnikeye ilerledikten sonra, yere yığıldı, Merak etme herşey iyi olacak diyen bir taksi şöförüyle hastaneye taşıdık. O yolculukta veda ettim ona. Ölümün hayatın devamı, parçası olduğunu kabullendim.

Neden? diye sor(a)madım. Sorsam ve elimden geleni yaptım dese de anlardım sanırım. İnsan olarak hiçbir değer görmediği bir ülkede kendisi, benim, arkadaşları için çok mücadele vermiş, bazen yazmış, bazen susmuştu. Ama, gitti. Babamı hiç tanımadım, evi paylaşığım, sevgi dolu bir adamdı benim için. Annem olmadığı gecelerde üzerime yorgan örtüp, çalışma odasına çekilen, sabah yumurtayı haşlayıp, salatalıkları kesen.

Freudien bir yerden duruma bakacak olursak hayatıma gelip giden adamların benden gidişini hayatın devinimi olarak kabul etmem, neden? diye soramamam, soramadığın için sevgisizlikle suçlanmam da bundan belki de. 

Kategoriler

TAKVİM

October 2017
M T W T F S S
« Jun    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: