Home » ŞEHİR » Currently Reading:

buda.peşte.

August 15, 2010 ŞEHİR No Comments

Budapeşte hakkında çok az şey biliyorum. Çünkü ben festivale gelmiştim. O yüzden giriş tadında olacak bu yazı (sosyoloji 101 gibi) Artık darısı seneye Sziget’e. Kamp kurmaya gittiğimizde.

Sokaklarını sevdim şehrin, beyaza çalan taşlarla kaplanan; her kahvesinde bedava internetini; kayısılı ya da vişneli brendisini; pandispanya kıvamındaki ekmeklerini ve onun üzerinde erittikleri peyniri; derme çatma kapılar arkasına saklanan insanlarını; asla bitiremeyeceğim 30 santimlik etlerini; turşularını ve sirkeli salatalıklarını; barlarını, publarını, sokağa atılan plastik sandalyeli masalarını; Buda’yla Peşte’yi birbirinden önce ayıran üzerinden geçtikçe birleştiren köprülerini; Tuna nehrinin o hafif kekremsi, kahverengiye çalan dokusunu; meydanlarındaki müziklerini, sigaraya çakmak isteyen gençlerini, elele tutuşarak oturan yaşlılarını; karşı karşıya birbirlerini selamlayan parlemento ve saray binalarını; kapılardaki o hafif pasa çalan bakır rengini; yalnızlığını, sessizlğini, mağrur havalarını; beni kıskandıran uzun bacaklı kızlarını; gökyüzünü; içsen de sarhoş etmeyen havasını; rehavet aşılayan ruhunu; yaban mersinli dondurmalarını… Hadi gel gidelim yeniden desen, peşine takılır elim. Öylesi bir kapılma halindeyim.

Hazal’ın “kötü şey” notu: Budapeşte havaalanı. Çünkü pasaport kontrolünden geçtiğin saniye kurulmuş X Ray cihazları yüzünden uzun ve sıkıcı kuyruklar oluşuyor. Üstelik pasaporta sağdan girerseniz otomatik olarak bekleyenlerin önüne geçmiş oluyorsunuz (sıra zigzaklar şeklinde akıyor). Neyse. Kadı kızı hesabı.

Kategoriler

TAKVİM

August 2017
M T W T F S S
« Jun    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    Comment on this Article: