Home » kahvaltı » Recent Articles:

Kaçaklar kasabası: Akyaka

September 2, 2013 Akyaka No Comments

Sevgilimden ayrıldım.

Artık ayrılık bile eskisi gibi değil.

Ağlamanın, lanet okumanın, mutsuzluğun ömrü bir hafta. Fazlası yok, azına gerek yok. Vücudundan, evden, buzdolabında kalan yemeklerden, banyonun dolaplarından varlığını Cif’le kazımalı, nefis kokulu sabahlara uyanmalı…

Soranlara “evet, bitti” itirafında bulunmalı, onu başkasıyla takside görüp WhatsApp mesajına koşanlara önce “kimmiş, neymiş, tanıdık mıymış” diye sormalı, ardından egonu okşaya okşaya uykuya yatırmalı. Başının üzerinde yanıp sönen, yalnızım tabelasına “yerimiz yok” yazısı asmalı, geç saatte uğrayan motosikletli beyleri elinde kahve fincanlarıyla otobana terk etmeli.

Alaçatı’da yediyi on iki geçe, ağlayarak uyandığım bir sabah, hadi buraya gel, söz sadece mutluluk var diyen arkadaşlarıma, “tamam be” diye mesaj yazıyorum. Sesimin kırıklığını anlamamaları için, “herkes uyuyor, açamadım” diye de not düşüyorum. İstanbul’a, dedikodusuna, ah, vah, tüh diyen insanlarına ara… Acil durumlarda camı kırmak, çerçeveyi indirmek, arkadaşları sekiz saat süren buhranlı telefonlara mahkum etmek yerine Akyaka’ya… o koyda hayat tatlı telden çalıyor.

Bu yazı yüzünden başım en az 7 kişiyle belaya girecek. Çünkü daha beni çağırdıklarında “Akyaka hakkında 10 şey”, “Akyaka bir harika dostum” anektodları yazmayacağıma dair söz kesmeye çalıştılar. Zamanı gelince kendilerinin bana işaret edeceklerini, buranın sonunun da Kaş, Alaçatı, Asos gibi İstanbul’dan kaçanlar furyasıyla dolmasını istemediklerini belirttiler. Elbette, tamam dedim. Elbette ben de bakir kalan yerlerin dostuyum dedim ve elbette merakıma, hayranlığıma, Cennet Türkiye’de olsa Akyaka kesin kazası olurdu hissime yenik düştüm. Abidin Dino’ya mutluluğun resmini yaptıracak, bana arkadaşlarıma ihaneti borç bilerek bu yazıyı yazdıracak kasabaya hoşgeldin!

Otobüs daha önce adını duymadığım beldelerde durarak yola devam ediyor. Harita üzerinden kontrolleri yapıyorum. Son 186 km, son 161 km, son 130… Önümde Türk filmi açık. Ben havada yaşamaktan karaya düşmeyeli teknoloji pek gelişmiş. Artık koltuk arkası televizyonlarında Tarık Akan-Gülşen Bubikoğlu aşkını izlemek, diğer kanalda yeğenini bıçaklayan dayının bunu namus cinayeti olarak meşrulaştırmasını dinlemek mümkün. İzmir’den dört saat yol, şöförle Akyaka’yı geçtik şakalaşmaları sonunda otobanın kenarında bavuluma yol veriyor muavin. Önümdeki yeşil vadiyi işaret ederek “aşağı 3 km yürüyeceksin, orası Akyaka” diyor. Otobüsün dört tekeri ortamı terk edince, arkam dağlar, önüm vadi, beynim sessiz.

Elimde çekçek, bir iki üç numaralı arabaların isterseniz size aşağı bırakalım tekliflerine “arkadaşım alacak” cevabını verdikten sonra bayır aşağı devam ediyorum yola. O sırada yanımda beyaz arabanın içinde Dilge beliriyor. Merasime gerek yok. Birbirimizi bulduk. Güneş bugünlük bana müsade diye dağların arkasında kendine yer edindiği sırada pansiyona varıyoruz. Yol kıyafetleri yatağın üzerine serpiştirildikten sonra istikamet akşam yemeği. Menü: rakı – meze.

Akyaka’da Gün 1: Nadir Usta, No:22

Azmak Nehri’nin üzerinde oturuyorum. Yanımda ördek. Yeşil başlı. Uzaktan da bir kaz sürüsü geliyor. Onlar havalı. Aynada kendilerine bakmadan, başlarını suya daldırıp, endamlarını oturtmadan ekmeğe koşmuyorlar. Atıyorum ilk dilimi. Gece ışıkla çimen yeşiline dönen nehrin üzerinde hareketlenme oluyor. Ekmek, kapanın midesinde. Yanımdan “Hazal” diyor biri. Cevap veremiyorum o an. Ufaktan özlem yükseliyor mide çeperlerinden. Kalamar tutuyorlar önüme doğru: “İster kazlara at, ister ağzına.” Kahkahayı basıyorum. … Continue Reading

Beşiktaş’ta Hayat Var!

March 31, 2013 ŞEHİR No Comments

Beyoğlu’nun güzelim masalarını kaldırdılar, Kadıköy’e geçmek vakti geldiğinde trafik diye bir dert çıkarttılar, Karaköy güzel ama verdiğimiz hesaplar pek yaman. O halde, bana “biz nerede cüzdanda delik açmadan eğlenecek, biramızı adam gibi içebilecek, arkadaşlarla muhabbete düşebileceğiz?” diye soranlar için geliyor bu haftanın yazısı: İstikamet, Akaretler Migros’tan başlayıp, Sinanpaşa Pasajı’yla son bulan sokaklar arasındaki Beşiktaş. Daha da nokta atışı tarif etmek gerekirse, Beşiktaş Çarşı!

Kahvaltıcılar sokağı

Pando’da bal-kaymak yesek diye uyanıyorum bir sabah, yanında da sahanda yumurtamızı ister, anneannemin Cumartesi sabahlarında buluruz kendimizi. Tamam diyor Ece, kalk gidelim. Teşvikiye’den aşağı, ara sokaklardan önce sola, sonra sağa, döne dolaşa ilerlerken kendimizi Şair Veysi,- Çelebioğlu sokakları köşesinde bir kahvaltı cennetinde buluyoruz birdenbire. Hemen her mekanın kapısında bekleyenler, Erasmus öğrencileri, Kadıköy’den vapura atlayıp da gelen çiftler var. Seçenek çok. Benim favoriler Pişi’de adı üzerinde pişi içine beyaz peynir-domates kombosu; Faruk’ta sahanda sosis, pastırmalı yumurta ya da sucuk bombası; Reçel’de ekmek üstü yağ üstü çilek reçeli. Ortalama fiyatlar çayı, portakal suyu dahil adam başına 10 kağıt. … Continue Reading

İlelebet kahvaltı!

December 22, 2012 kahvaltı, ŞEHİR No Comments

Cumartesi. Saat iki. Mekanın adını vermeyeceğim bu yazı aşamasında, kulaktan kulağa bilgiler seansına denk gelirsek o sırada anlatırım. Masaya oturuyoruz. Kahvaltı 14:00’e kadar servis edilmektedir yazıyor. Tamam diye düşünüyorum, yetiştik. 14:04’de masamıza gelen garsona sucuklu yumurta diye siparişi vermeye başlamışken, maalesef kahvaltıyı kapattıklarını bildiriyor. Yetkiliyle konuşayım diye içeri gitmesinden sonra ne kendisini yeniden görebiliyoruz ne de domatesleri.

Sinir oluyorum! Konuştuğum her turistin sizin kahvaltılarınıza hastayız dediği Türkiye’de iki yumurta kırma saatinin 12:00, 14:00 diye sınırlandırılmış olmasına; mekanda ancak beş masada oturan varken kimsenin insiyatif kullanmamasına, bunların kurallar isimli saçma sapan bahanelerle önüme omlet yerine konmasına; bir de tabii hayat seçimlerin yüzünden yargılanıyor olduğum altyazısına. Evet dün gece sokaktaydım, evet içkiyi yüksek dozda aldım ve evet sabahım 14:00’de başladı. … Continue Reading

tatildeyim.

July 21, 2012 Alaçatı No Comments

Bugün telefona bakmadım. Sırf bu yüzden dün kendisiyle çalmazsam kıracağım tonunda bir sözleşme yaptığım Skype’ın dört cevapsız aramasını ve iki mesajını görmedim. Tabii bu noktada test için arayan bir operatörden bahsetmiyorum. Hattın ucunda beklenen adam vardı.

Babylon, Okan’ın Yeri, Cafe Pi tadındaki sahillerin hiçbirine gitmedim. Denizde dört kulaç atıp durmak ve çarpacak biri var mı suretiyle ortamı kolaçan etmek endişesinden de kurtulmuş oldum.

Mailleri okumadım. Gelenleri “Pazartesi ilgilenecekler” listesine atmış oldum.

Sabah kahvaltısında öğle yemeğini, öğle yemeğinde akşam nerede sonlanacağımı, akşam düşerken gece dans edecek yer bulma sorunsallarını düşünmedim. Üzerime ne giyiyim diye hiç ilgilenmedim, ıslanan bikininin altını da üstüne de güneşte domates misali kurutmak hakkımı kullandım.

Bugün Alaçatı’nın aşağılarında, Gubiba Otel‘in kendini kabak sanan limonları arasında; kütür kütür biberin, lor peyniri altına sürülmüş acukanın, köy ekmeğinin, otlu omletin, evde yapılmış incir reçelinin olduğu sofraya oturdum.

Oben Budak’ın Falan Filan kitabını 10:30 itibariyle okumaya başlayıp, 15:42’de bitirdim ve kendimden bir şeyler değil, çok şey buldum. Ben Dillon’cuyum diye düşündüm. … Continue Reading

Pazartesi notları (Gümüşlük // gün 3)

July 12, 2010 ŞEHİR No Comments

Gün üç
-gece-
Ateşin karşısındaydım. Son on iki dakikadır. Zamanı da ben değil, birden çalmaya başlayan telefon haber verdi. 00:23. Akşam nereye gidelim diyen tanışıklıklar. Açmadım. Yandı. Tahtadan olma hayal kütlesi, elimle tutamadığım keşkelerim, fıstık kabukları, odun.  Ondan önce Jazz Cafe’de bloody marry’leri 12 TL’ye içmiş, dedikodu yapmış, Cumartesi gecesi erken bitmez diyerek Club Gümüşlük’e varmıştık. Bir kez daha. Ateşten kor sıçradı, tam da çimlerin üzerine. Alev aldı toprak rüzgarın da etkisiyle. Islak minderlerde oturduk biz, hayatı yatlarla katlardan ibaret sananlara nispet edercesine. Basit memnuniyetlerle.

-gündüz-

Kahvaltıda ev yapımı lor peyniri, ayaklarım altından akan su. Engel olamadığım kara sinek taarruzu, kendi başıma açtığım güneş yanıkları. İki bardak çay, tarla domatesi üzerine serpişen kekik. Dağdan. Etrafta çekirge sesleri, önümden geçen inekler, taze süt, sessizlik. Öğle seansında Arriba’nın pembe şezlonglarında biten bir Paul Auster. Çok da hayranı olamadım. Her zamanki kurgusu gitmiş, mecburi yazılmış bir kitap. Mantar dolması, çoban salata, barbunya, bira. Ekmek, sosun içinde. Üçten sonra Bir+Bir dergisi ve sanatın karanlıklarına yüzme neşesi. Akşamüstü yeniden Club Gümüşlük Happy Hour’da 12 TL’ye margarita. Havadan gülümseyen güneş. Kısa bir yol, taşlarla çakıllar arasında. Akşam karidesli makarnaya eşlik eden beyaz şarap. Bir kez daha. 3S: Sessizlik, sükunet, sarhoşluk. İlk kadehten hemen sonra. Sahilde kayan yıldız yakalamaca.

Boşluğa transfer

May 12, 2010 İLİŞKİ 1 Comment

Boşluk. Şöyle anlatayım. Heyecan eksi sıfırlarda. İş dışında yenilik pek uğramıyor kapıma. Sabah dolabı açtığımda bir önceki günün kıyafetlerine gidiyor elim de aklım da. Depresif değil asabi, mutlu değil beklentili, yarın yerine şimdi. Olmuyor ama isteyince, gelmiyor tabii aşk da tutku da. Diğer adamlar onar beşer kapıda, msn’de, facebook’ta. Ama ne işime yarar ki sen olmadıktan sonra?

Biri diyor ki, o kadar çok anlatıyorsun ki içinde olanları korkup kaçıyor. Ötekisi iyimser. … Continue Reading

Yazılar şirketten, oylar sizden

April 10, 2010 ŞEHİR 2 Comments

Bugün Blog Ödülleri oylaması başlıyor. Değişiklik yoksa. Ben Kültür-Sanat kataegorisinden dahil olmuş bulunuyorum olaya. Sizin, çevrenizdekilerin, yıllardır konuşmadığınız arkadaşlarınızın oylarını bekliyorum. Mailing gruplarına atılacak her türlü bilgi bana ve siteme mutluluk olarak geri dönecektir.

Bugün aynı zamanda Nişantaşı’da henüz bilinmeyen bir mekanda kahvaltı ediliyor, üstüne Mai mallarına bakmak için Zafer Sokak Uğur apt. 15/1 adresine gidiliyor. Elbiseler, ceketler, blüzler deneniyor. İstenilen alınıyor. … Continue Reading

Kategoriler

TAKVİM

May 2017
M T W T F S S
« Dec    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Blogroll

urbanconfessions

    ARAMA

    Duvar

    Previous Next All

    » Cevap bırakın




    iliskiler

    kelimeler 2

    August 17, 2015

    mücadele. Hayatımızı zorlaştıran kişi, insan, kuruluşlarla mücadele etmekten, mutlu olduklarımızın değerini unutuyoruz. Bir rakı masasında, dört dublenin sonunda, ben eşşeğim mesajlarıyla kendini gösteriyor. Kırık bardakları atarsın, kırık kalpler kaburganın ortasında ikamet ediyor.   bencil. Biraz da bencil olman lazım diyor Bencillik uçaktaki oksijen maskeleri gibi, herkesin tepesinde bekliyor. Kimise üçer beşer saldırınca, bazısına nefes alacak […]

    kelimeler

    August 16, 2015

      endişe. Endişe hayırsız bir duygu. ‘senin için endişelendim, neden aramadın, neden bana haber’ vermedin sorularının arkasına sığınmış bencilliğinden sıyrılıp, hayatına devam ediyor. ‘Nasılsın, herşeyi olmasa da bazı şeyleri senin için kolaylaştırabilirim’in etken halinden uzak. Edilgen, umarsız bir şey Endişe.   çıkar. Beşi ikiden çıkar O kadın baştan çıkar Seninle aramızdaki çıkar Beni hayatından çıkar. […]

    göçebe

    February 10, 2015

    Çok yalnız hissediyorum dedim. Sana. O an beraberdik. Birini sevmenin, onun yanında olmadığı zamanlarda hüzne basmanın, bulaşık makinesinin haftada bir çalışmasının yalnızlığı var ya. İşte ondan. Diye devam ettim açıklamaya. Sen zaten anlamıştın. Kapattık konuyu. —- Yatağa yattım. Müzik. Evet bak birkaç şarkı iyi gelecek. Sıcak. Ne garip sen yanımdayken ortalama hızında seyreden ısım, sen […]

    1+1=2

    January 7, 2015

    Hayatımız iki kişilik olsun. Bütün çabamız buydu işte… Millet danstan ayağımızı kesemedik ondan sabahı ettik diye düşündü. Biz hayallerimizin insanı şimdi o kapıdan girdi girecek diye bekledik partilerde. Gece hayatından sevgili çıkmazcılara  dönüp bir bakışımız var ki. Korkarsın. Arkadaşın arkadaşının arkadaşı varmış, ikimiz pek uygun olurmuşuz diyenlere, eski sevgiliden ayrılarak delilik ettiğini düşünenlere, o seni […]

    istanbulculuk

    December 3, 2014

    Büyük şehrin eziyeti: en iyi olma derdi. En iyi okullardan mezun olan, yogada en iyi pozu yapan, en iyi 10 restorandan birinde yemek yiyen, en iyi işyerinde, en iyi pozisyonda çalışıp en iyi maaşı alan. Kendimize verdiğimiz değeri bununla ölçüyoruz. Düşün. Adın, yaşın, statünden sonra en iyi yaptığın şeyler soruluyor sana. Son çıkan kitapları pek güzel okurum, […]