Archive for the ‘Takı’ Category
Düğüne gitmeden gel

Eskiden iş denince sabah 7′de kalkıp duş almak, saçlara şekil verip, kıyafetleri seçmek, sabah haberlerine göz attıktan sonra bir bardak kahve içmek, ardından ortalama 60, şanslıysanız 20 dakikalık yolculuğun ardından kartların makineler tarafından tanındığı, gökdelenlerden birine girmek akla gelirdi. Başka türlüsü yoktu. Kahvede okey oynayanlara ayyaş, serseri, tembel; evinde dedikodu yapanlara çocukların annesi sıfatları takmak uygun bulunurdu.
Şimdi işler değişti, kadınlar evde yaptıkları köfteleri arabalarda satıyor, ünlülere yünden şallar örüyor, iki tığla gelinlik kızların çeyizlerini tamamlıyor; adamlar telefondan pazarlamacılık yaparak ayda 1000, 2000 lira para kazanıyor. İşler, kitle gücünden bireysel yeteneklere kayıyor. İki dakikada ikna edenle, salatanın yanında soğanlı ekmek getiren tercih nedeni. Dünyanın yeni yönü hepimize ilham veriyor.
Annie Basulto o evde harikalar yaratan kadınlardan biri. Hindistan, Buenos Aires ve karnavallardan etkilenip Cubannie Links markasını yaratmış. İşi, kafasında gezinen takıları, bir iki tel, üç beş taşla birleştirip internete koymak. Altın rengi, yeşil ve pembe. Favorileri.Kredi kartı numaranız, deliği olan kulaklarınız, pembe ojeli tırnaklarınız varsa sipariş verebilirsiniz. Frey Wille halt etmiş, Cubannie Links renkleri, hacmi, duruşuyla bizi cezbetmiş durumda. Yaz bitmeden modaya uyun.
Sallantıda işler

Elbiseyi buldun, altına giyecek ayakkabıyı da. Bunlar zaten iki gün önce denenmiş, ütülenmiş, bir gün önce yeniden denenmiş, bugün bir kez daha ütülenmiş olarak askıda durmaktaydı. Ama asıl sorun bunun yanında takacağın küpe ve kolyede. Altınlar fazla zengin, bakırlar çok pespaye, taşlılar kokoş durdu, danteller hippiden vurdu. Alt tarafı bir doğumgünü partisi deme. Kızlar arası rekabet çok olur. Biri başına bakar, diğeri ayağına. Sonunda gecenin en konuşulan ismi olmak da var, en gülünen kızı da.
Bu yüzden modayı yakından takip eden arkadaşlarından birinin telefonunu buldun, İstanbul’da kimsede olmayan o takıları evine taşıması için talimatları verdin. Beş dakikada yanında. Miss Wax’ın 2009 sonbahar koleksiyonuyla. Kimseye aldırmıyor. Markanın imajı bu. Sağdan karikatür esintileri geliyor, soldan Andy Warhol dalgaları. İkisi tam ortada modern robot çağında yapacağını yapıp, Londra’dan sonra İstanbul sokaklarını da hakimiyetine sokuyor. Kulaklarında sallanan ister adam olsun, istemezsen harfler, çevrendeki bütün kızlardan aynı tepki geliyor. “Bu süper şeker / neşeli/ değişik/ eşi bulunmaz şeyleri nerden aldın?” İstemeye istemeye dilinden laf kaçıyor. “Miss Wax“
Beni seç!

İlk görüşte aşık oldum. Kedili kolyeye. Biraz etrafında dolanıp kuyruk salladım. Sonra utanmadan alıp boynuma taktım. Sanırsın benim için kesilmiş. O sırada yüzük kalbimi çaldı. Kırmızı şeytanla, hain balık. Onları da parmaklarıma takındım. Ve yanılmaktasınız elbette kolyeden vazgeçmedim.
Bu hikaye çarşamba öğleden sonrasında Milk Gallery’de geçiyor. Tünel’den Galata’ya inerken pilavcıları ve ananasçıları geç, solunda kalan aralıklardan birinde tabelasını göreceksin. Aşağıya, sokağın sonuna. Davetkar kapıdan içeri gir. Galerinin kendisi, getirdiği sanatçılar, tuğla duvarları hakkında yüzlerce paragraf yazılabilir ama şimdilik pleksiglastan imal edilmiş takılara odaklanalım. Sadi Tekin tasarımcının, Pick Me markanın adı. Koleksiyonunu kolye ve yüzüklerle sınırlı tutmuş. Kolaysa seçme!
Yüzükler iki ya da daha fazla renkli dairenin birbirini tamamlamasıyla bütünleşiyor, kolyeler seni ya melek ya köpek yapıyor. Oğlanın yaratıcılığına diyecek yok. 40 TL Milk’in kasasına giriyor, yüzük benim parmağıma.
Tozlar perisi Godot’yu beklerken

Kumandayı arıyordum. Gazete, fotoğraf, küllük, sigara, bardak yığınının arasında. Kartvizit bana gülümsedi. 2 cm eninde, 5 cm boyunda yeşil bir tabaka. Ve o anda sahne aklıma geldi. İstanbul Design Week açılışı. Perşembe akşamı. Saat 19:26. Artık serginin sonuna gelmiş, bacaklarım biraz dinlenme talebinde bulunmuştu ki, camekanın içinde köpükten yüzükler karşıma çıktı. Hemen yanında da şaheserlerin yapımcısı.
Önce küpelere olan ilgisizliğim ve yüzüklere duyduğum aşk konusunda ufak bir sohbet yarattık. Sonra koleksiyonun devamını nerede bulacağımı öğrendim. İlgilenenler için veriyim hemen:Poyracık sok. 7/1 Topağacı. O sırada etrafta meraklı kadınlar toplandı. Kaşıkçı elmasına bakan tursitler gibi http://tozdesign.com/tr/ camekanlarına kitlendi. Çingene, vazoda çiçek, kızlar erkekler. İlle seçim yap deseler ilk üçe girecekler.
Mondrian aşığı tabaklar

Beş yıl öncesine dönüyoruz. Galata’da Hezarfen’in uçtuğu kule, lambacılar, İş Bankası’nın bilinen en metruk binası, muhteşem lahmacun yapan Güney Lokantası, dürümüyle ünlü Petek Büfe, biraz huysuz garsonların tavla getirdiği çay bahçesi, bir de Anemon Oteli vardı. Gazeteciler, mimarlar ve fotoğrafçıların bölgedeki evleri keşfetmeye başladığı yıllardı.
Kısa sürdü. Önce yurdışından gelip de Cihangir’i pahalı bulan yabancılar taşındı. Ardından eski binaları restore etmek isteyen inşaat firmaları. Bakkallar büyüdü, butikler açıldı. Galata’nın nimetleri gazetelere manşet oldu. Okan Bayülgen, Cem Yılmaz, Bülent Ersoy’un Doğan Apartmanı’nda aldığı dairelerden sonra ekip tamamlandı. Şimdilerde kahveler dolup taşıyor, Kiva Han kazanda hazırladığı menemeni servis ediyor, İspanyol lokantasındaki fiyatlar hesap yakıyor. İstanbul’un cazibe merkezi evimin dibinde tekno çalıyor.
Araba trafiğinden kurtardığımız meydanda iki yıldan beri türlü türlü pazar kuruluyor. Daha yeni moda bitti, çöpleri sabah kaldırıldı. Bizi memnun mesut ama biraz da uykusuz bıraktı. Bugün 2. Galata Tasarım Festivali’nin açılışı yapılmış. Ben sonuna denk geldim ama gecenin ruhu güzeldi. İlk izlenim yazımı http://melartstudio.com/‘a vermek istiyorum. Camdan yüzükler, kolyeler, gerçek aşkım defterler… Ama asıl beni tahrik eden Mondrian vari tabaklar. Yarın sabah ilk iş İstanbul’un parlayan yıldızlarını yerinden bildireceğim.
Tak takıştır, çocuk senin olsun

Son gece. Barda oturmuş mojitomu yudumlarken, size keyif verecekse, yorumlarımı vereyim…
Tarihi turları bitirdim. Defterime yazdığım restoranların onda birini denedim. Yakışıklı İspanyol erkeğiyle tanışmadım. Gece kulübü, bar, hatta modayı yakinen takip eden bir lounge bulamadım. Reklamcıların takıldığı mekanlara gitmedim. Uzaktan bile olsa Messi’nin yüzünü görmedim. Tek yaptığım turist konumundan şehri tanımak, en pahalı öğle yemeklerini, tatsız tuzsuz kahveleri, bloddy marry’e benzemeyen kokteylleri yudumlamak. Olsun yine de memnunum. O muhteşem binaları, Pulitzer Oteli’ni, bir de dibine kadar tutkuyla yaşayan Barcelona’yı keşfettim.
Bugün her şehrin demirbaşı, hediyelik eşya dükkanlarından birine girdim. Gaudi, Miro, Picasso imitasyonu kültablalarını, tabakları, vazoları, küllükleri hızla geçip; kalem, anahtarlık, defter klasiklerine ilerledim. Arada Çin’den gelen mumları ve Hindistan çakması tütsüleri de sepete atmadan edemedim. Hediye alma telaşı. Bir tatilin en büyük sendromu. Kırk beş dakika sonra, en yakınımda bulunan sekiz kişi için “bak ordayken de seni düşündüm” yalanını haklı çıkaracak paketleri hazırlattım. Yetmiş küsür euro’yu cüzdanımdan azat edip kasiyere verdim. Fişimi aldım, kartımı yazdım, dükkandan dışarı çıkmak üzereyken o son vitrinle karşı karşıya kaldım. Eğer 100 Euro hakkımı doldurmamış olsaydım http://www.silvinario.com tasarımı yüzüklerden birini mutlaka kapardım. Ama cüzdanda son yirmi, bankada para eksi.
Mücevher etkisi

Slumdog Millionaire Oscar’ları hanesine yazdırdıktan sonra, Hint işi bir kez daha trend raflarına oturdu. Woody Allen yeni filmi için Scarlet’i es geçip Freida Pinto’yla anlaştı, Bollywood’a gidenlerin sayısı üçe katlandı, Rosena Sammi mücevherleri Hollywood dolaylarında patlama yarattı. Rosena 22 yaşında, Vogue, Marie Claire, Lucky sayfalarında; Lindsay Lohan, Jessica Alba, Naomi Watts, Debra Messing, Claire Danes, Hilary Duff’nin kollarında boy göstermiş durumda. Şık, otantik, eşsiz, değerli. Sıradan bir siyah gömleği bundan daha iyi tamamlayan ne olabilir ki?
http://www.shoprosenasammi.com/Home.html