Archive for the ‘pizza’ Category
Bir gece durağı

Şu klişe kırılsın: İlk buluşmada seviştiğinden sevgili olmaz. Ne olacak o zaman sevişilen insandan? Şirkete sekreter, bakkala çırak, sokağına çöp arabası mı lazımdı? Yoksa cerrah, avukat, mühendis kontenjanlarında mı açık yakalandı?
Soruyu bir kez de tersten soracağım: Sevişemediğimiz insanlara sevgili diyerek aldatmıyor muyuz sonunda ilişkileri? Aynı kitapları okudunuz, benzer okullarda büyüdünüz, en sevdiğiniz yemek iskender. Ya sonrası? Asıl herkesin ortasında seni çekip öpenden, çıplakken yanına kıvrılıp yattığından, kucağına başını koyup, tenini koklayandan olmalı sevgili. Dünya meselelerini kurtaramadınız belki. Ama en yakından o tanıdı seni.
La Favorita‘da kalabalık bir masadaydık. Karidesli Bruschetta, Bonfile Salatası, Peynirli Ravioli, Prosciuttolu Pizza ortada, Merlot’lar bardaklarda. Yine konu açıldı. Boşalttım birden içimdekileri. Sinan’la Özgür durup bana baktı. Gözlerinin önünden yıllar geçti. Kızlardan biri Sex&The City’den örnek verdi: Big’le Carrie ilk buluşmaya gidemeyip, sevişmişti. Aslı, “hayatta” dedi, “onuncu görüşmeden önce sevişirsen sonuncu olursun.” Ben “senin on görüşme on ayda mı on günde mi yapıldı?” diye sordum. Kahkaha koptu.
Yemeğin özeti: Sen iste her şey çok güzel olur.
Burjuvamsı aşklar
Pastarito‘da ortaya sebzeli pizza gelince ağzımdan döküldü sakladıklarım. “Biz seninle bir hayatı paylaşamayız. İşte bak bu pizza. Sen kabaklı tarafını alıcaksın, ben patlıcanlı, sevdiğimiz, bildiğimiz, sessizlikler arasına sokuşturduğumuz alışkanlıklar gibi. Ben süper olmuş diyicem, sen peyniri erimemiş. Ben tabasco dökücem, sen tuz. Ben üç dilim yiyicem sen beş. Biliyorum çünkü ne bahanen, ne nedenin, ne yalanın yok. Ve tamam diyorum hepsine. Belki en basitliğinde sevdiğim için seni. Tutkusuz, yarınsız, dünsüz. Belki de bütün bu serseri aşkların üzerinde. Bulutlu, şimşekli, dalgalı.
Garson geliyor tam o sırada. Başka bir arzunuz diyor, pembe gömleğin kollarını sıyırıp “yok” diyorsun, “belki daha sonra.” Ürküyor senden, benim dışımda herkese söken o pek ukala halinden. Şarabımdan bir yudum alıp “Tiramisu” diyorum. Garsonların sadece erkeklere yamanma hali sinirime dokunuyor. Şaşkınlıkla bana, saygıyla sana bakıyor. Gözlerini kırpıyorsun. Garson Bey gidiyor.
Üç dakikada tiramisu masamızda. Ben şiddetimi tatlıyla bastırıyorum sen Merlot’nun son yudumlarıyla. Ah çekiyorsun, masadaki bardağa,”sen iflah olmayacaksın.” Kızdın mı, seviştin mi, gittin mi bir anlasam.
Pastarito: Süleyman Seba Caddesi, no:2 Akaretler; (212) 236 67 00
Duşa anneniz gelse nasıl olur?
Kodadı Ahsen delirmiş halde beni aradı. “Ben bu adama yemek beğendiremiycam. Canı rosto çekiyor. Yapıyoruz. Tuzu az, eti yağlı, kasabı yanlış. Püre istiyor yanında geliyor. Fazla sütlü, çok şekerli, yarısı margarin olmalıymış. Çoban salatasına hiç girmiyim. Dört yıldır ya limonu olmaz, ya soğanı, ya zeytinyağı hatalı, ya biberi. Neymiş. Annesinin yemeklerine pek alışkınmış, kalbimi kırmak istemezmiş ama ne yapsaymış?” “Gitsin o zaman” dedim. “Annesinin evinde yesin. Sen de bu adam için yumurta bile yapma.” “Aman” dedi kodadı Ahsen. “O da her pazarın tantanası. Sarısı içine ekmek banılacak kadar diri, beyazları gözümü alacak kadar pişmiş. Annesi sabah altıda kalkar hazırlarmış.”
Sinirleniyorum. Elimde olmadan. Adamın kıroluğuna mı kızın çırpınışlarına mı bilemeden. “Sen bu akşam benlesin” diyorum. “Cafe Toscana‘da yemekleri yiyelim. Adamı, evi, anneyi unutalım. Nedir erkeklerin anne yemekleriyle olan kimyasal bağı? Nohutlu pilav canı çeker. Annesi yapsın diler. Kurufasulye bulgur. O da anne elinden. Bari turşuyu Petek’ten alalım. Yok annesi yazdan kurmuş, kilo kilo gider. Kendimi de işin içine katarak, feminizm genlerim en üst safhada. İsyan ediyorum. Anneleri işini tamamladı, artık kendilerine bir hayat edinsinler.”
Kodadı Ahsen’in kahkahalarıyla telefonu kapıyoruz. Randevu verildi. Anneler ve oğulları bu gece dışarı.
Tap diye taptap

Yeni yerler keşfetmek. Pazar günü eğlencem. Nişantaşı-Tünel-Galata üçlüsünün arasından sıyrılıp, tercihen sevdiğim insanlarla, onların işi varsa kendi başıma, başka mahallelere, hayatlara, dükkanlara dadanmak. Pazarın yalnızlığını, kendisiyle paylaşmak.
Cihan’la cumartesi konuştuk. Rumelihisarı’nda Casa Nova ya da Nar Cafe. İkimizin de bilmediği masalarda muhabbet. Saat akşamüzeri. Mesela Beş. Sisli hava dağılmak üzereyken Hisar’a vardım. İki mekan yanyana. Nar’ın önünden geçtik, o anki ruhumuzu sarmadı. Casa Nova çok güzel. İtalyan kasabalarındakilere benzer. Üstelik şansımıza en güzel masa bize kalmasın mı? Ben vejeteryen pizza istedim, Cihan zeytinli margarita. Yanına bir kadeh de şarap rica edince garsonumuz yok dedi. Üstümüzde camii. Teşekkür edip çıktık. Bir daha öğlen uğrarız.
On dakika, kısa araba yolculuğu, Radyo Eksen. Pazar günü Taps‘de biter. Tabağımda tavuklu quesedilla, yanımda baharatlı patates. Konuşup dururuz işte çizgi roman, film, Becker, Spin City ve diğerlerinden. Modumuz: Muhteşem. Pazar: kolay geçer.
Hazal’ın notu: Yazıda bahsi geçen şarap ve bira kesinlikle benim tarafımdan tüketilmemiştir. İçkiye ara seanslarında üçüncü gündeyim.
Arkası Yarın

Beşiktaş Upper Crust Pizza‘dayız. İncececik hamurlu Boston işi. Benim önümde Margarita, Selen’de Steak & Gorgonzola. Bugünün spesiyali. Yeni takıntım, haftada bir uğrar, arkadaşlarımı getirir oldum. “Eee” diyor Selen “anlatsana.”
“Bakıştık. O garip buhran hali. Saçım güzel mi, makyajım akmış mı dişimde yeşil bişey var mı? İkinci bakışma. Biraz daha ısrarla. Gözleri sola kaçırma, kızların oraya. Üçüncü, dördüncü, onuncudan sonra artık durum belli. Biri o meşhur ilk cümleyi edecek. Duyduklarım arasında (beğeni değerine bağlı olmaksızın) favorilerim: “O kadar parlıyorsunuz ki, isminiz yıldız olmalı” “Pardon, ateşiniz var mı? Yoksa çıkaralım” “Seni daha önce nerde görmüştüm?” “Pınar? Ah yok karıştırdım” “Size bir içki ısmarlayabilir miyim?” “Ne zaman geldin görmedim” var. Kişisel tercihim “Merhaba ben xxx.” Basit. Direk. Güvenli. Öyle işte. Tanıştık. Müziğin fısıldamama engel olduğu ortamda. “Sonra?” diyor Selen, “devamını anlatsana.” O sırada kapıdan Ali giriyor. Ali’ye gülümseyip, Selen’e dönüyorum. “Arkası yarın.”
Hazal’ın notu: Upper Crust’ta her gün Margarita ve Pepperoni’nin yancısı farklı bir pizza oluyor. Tavuk delileri için Buffalo, Barbeque, et severlere Steak House, Steak & Gorgonzola, vejeteryenlere Garden Veggie, Garden Pesto. Domates sevmiyosanız White, peynire gıcığım derseniz Red Pizza ısmarlayacaksınız.
Çırağan Cad. No: 35 Beşiktaş
Yemeğin Picasso’su

Alaçatı. pazartesi. İlk izlenimlerim. Üzüntü ve muz kabuğu. Eskiden arabayı park edip de yokuş aşağı, mavi beyaz sokaklara indiğimiz yollarda şimdi sabuncular, gözlükçüler, sekizden daha fazla on altıdan az olmak şartıyla türemiş olan mısırcılar, (tane de var koçan da) marketler, sigara satanlar, bez çantaya 100 TL isteyenler var. Ağzımdan şu laflar çıktı: “Alaçatı Bodrum olmuş”
Yine de ilerledik. Beatrice isimli muhteşem İtalyan lokantası hakkında tüyolar almıştık. Kalabalığı sağladık, Mezzaluna’yı solladık, Kalamata, Gubiba, Lal aralıklarını geçerek Beatrice’nin olduğu dar sokağa girdik. Bizi daha kapılarda makarna şefi ve esas kadın karşıladı. Bahçenin içinde gerçek bir Napoli restoranının andıran masamıza oturduk. Burnuma ilk çiçek sonra ekmek kokusu çarptı.

Beatrice aslen Napolili. Bundan dokuz yıl önce Ankara’daki MezzaLuna’ya şef olarak geliyor. Oradan İzmir’e geçip biraz da Egeliler için inanılmaz pizzalar yapıyor. Sonra tesadüfen Alaçatı’yı keşfedip kasabaya hayran kalıyor. Son üç yıldır burada. Oturduğumuz bahçeyi, yerlerinden duvarlarına, mutfağından komşularına kadar yeniden düzenlemiş. Muhabbet ediyoruz. Alaçatı’nın bu yılki durumu hakkında benimle aynı olan fikirlerini paylaşıyor.
Yemekler masamızı istila ettikçe, ruhumuz da tatmin oluyor, gözlerimiz de.Fırından yeni çıkmış foccacia, yanında zeytin peynir, biber tabağıyla teşrif ediyor ilk önce. Bu zaten jenerik. Menüde aranmayın. Ardından ısmarladığımız ahtapot (ince dilimler halinde kesilmiş ve kömür ateşinde pişmiş) ve carpaccio. Bu ahtapot mideme düştüğünde içinden zevk çığlıkları koptu.
Promodore Pizza bana sorarsanız yemeğin pik ettiği dakika, Onun yanında elbette deniz mahsullü ravioli, ve aklınızı denize atacak onlarca makarna çeşidi var. Fiyatlar da bu yıl Alaçatı’nın üçe katlanmış rakamlarına göre oldukça uygun. Adam bişi, şaraplı fiyatı, üstelik başlangıçta ahtapot yediğimizi unutmayın, 75 TL. Bunun için barlarda bir kokteylin 25-35 arasında değiştiğini, biranın en ucuz mekanda 10 TL olduğunu bildirmek isterim. Kayan yıldızı görünce tek bir dileğimiz var. Beatrice lütfen Türkiye’de kal.
Sabah, öğle, akşam, Pizza!

Sıraselviler’den Çukurcuma’ya inen yolun üzerinde. Belçika Konsolosluğu’nun karşısından girince. Sağ köşede okul var, diğerinde Dondi Büfe. Döneri fena değil. Bir büfe için. Çift kaşarlı tost ortalama, Marmara kadar değil. Neyse konuyu dağıtmadan meseleye geri döneyim. İşte o yoldan giriyorsunuz. Biraz ileride İstanbul’un en pahalı otoparkı. Solunuzda kalacak. Üç yıl önce 25 TL istemişlerdi. Onun yanında, buz gibi ayran yapan tantuniciyle otoparkın arasında. Pizzeria Trio. Şu ana kadar İstanbul’da yediğim en iyi pizzaları yapıyor. Üstelik ucuz. Margherita Pizzası 9.50. Çapı 32 cm.
Ortam, eğer dışarda bağıran çocukları ve küfreden adamları görmezden gelirseniz, romantik. İtalya’nın küçük bir kasabasını andırıyor. Pöti kare örtüler üzerinde mumlar var. Müzik kısık. Konuşabilirsiniz. Pizzalar taş fırından çıkıyor. en fazla 20 dakikada. Pizza Ortalana (sebzeli); Quattro Fromaggo (dört peynirli); Pizza Rossi (kurumuş domates, karamelize soğanlı); Pizza Prosciutto Funghi (jambon ve mantarlı). Favorimiz eksiksiz hepsi. Yok eğer pizza değil, makarnacıyım derseniz Penne All’ Arrabbiata (acılı), Ravioli Ricotta e Spinaci (ıspanaklı ravyoli), Spaghetti ai Frutti di Mare (deniz mahsüllü spagetti). Tek bir önerim var. O son dilimi yemeyin. Tiramisu’ya yer kalsın.
Akaretler, Beşiktaş, Nişantaşı, Gümüşsuyu… Bu bölgede yaşıyorsanız Pizza Trio evlere servis de yapıyor. Sıcak, çabuk, incecik. Üstelik ikincisi yarı fiyatına.

