Archive for the ‘Ev’ Category
Blogcuyum ama sırlar bende

Blog yazmak disiplin, merak, araştırma ister diyorlar. Blogunda en yakın arkadaşların, ailen, evin, kedin de olur diyorlar. Blog yazanlara dikkat edin çünkü geleceğin paparazzileri onlar diyorlar. Blogcular diyorlar, trendsetter diyorlar. Yalan. En azından bir kısmı. Trendsetter, araştırma, disiplin tarafından %100 katıldığımı söylemekle beraber, fazla merak cildi bozar, aile işleri akraba küstürür gibi nedenlerle blogcuların karşılarında dikilen sorunlara da ilgi, bilgi çekmek istiyorum.
Dün bir arkadaşımın başka bir arkadaşıma evlenme teklif edeceğini öğrendim, üstelik Urart’tan aldığı yüzüğü de biliyorum. Kız bayılacak. Yine dün, son altı yıllarını beraber geçiren bir çiftin, kadın kısmının adam tarafından en az beş, en çok on beş kez aldatılmış olduğunu öğrendim. (Lütfen bu ben miyim diyerek kendini yorma, sen değilsin); ondan önceki günse ayrılık, beraberlik, hamilelik duyurusu aldım. Ha unutmadan 28 yaşını yeni doldurmuş olan bir kızın da 7000 TL kredi kartı borcu varmış. Beyi bilmiyor. Ne yazık ki bütün bu haberler bana sakın blogunda yazma, ona buna söyleme, aman annem duymasın şeklinde iletildi. Tabii ki yazmam dedikten sonra kimsenin güvenini boşa çıkaramam. Yazmadım. Paparazzilik blogcu işi değil, dünyada tek başına kalmak istemiyorsan.

Maslak Oto Sanayii’de lokantaya götürüldüm. Mekan bildiğiniz esnaf lokantası. Yemekler her öğlen taze çıkandan. Kuru, Pilav, Tavuk, Et, salata, cacık, kemalpaşa, sütlaç. Her türden birer tane, lezzetleri şahane. Önce taze ekmeği mercimek çorbamın içine attım, kayık misali, sonra az pilavın yanında az kuru kaptım. Dana etli. Bu sırada reyhan ve rokayla gelen salatamın suyuna da ekmek banmayı atlamadım. Sonunda çay ve şekerpare, üstü fındık parçalı. Kelle başı verilen para 10 TL. Tertemiz tuvaletle, jön gibi sahibi de cabası. Lokantanın adını söylememeye and içtim, ama kimse yerinden bahsetme demedi. Sanayi’den girince aşağıya doğru, solda kamyonların yanında. Biraz keşifçi ruhunuz varsa deneyin. Haksız çıkarsam hesaplar şirketten.
Cadde’ye geldim sen yoktun

Bu yazım ne kadar zamandır karşı tarafa geçmemiş olduğumun kanıtı olacak. Bu yüzden tüm Erenköy, Caddebostan, Bostancı sakinlerinden şimdiden özür dilerim. Beni bağışlayın, en yakın zamanda Ranchero, SushiCo, sahile davet edin. Gelicem.
9′da kalktım. Nette gezinme, maillere bakma, cevapları yazma, işleri yoluna sokma, blog hitlerini kontrol, Facebook inbox’ını temizleme ritüellerinden sonra bugün değişik bir şeyler yapma kararı aldım. Kanımda dolaşan leyleği havada görme geninden kaynaklı olabilir. Emin değilim. Hemen jean, t-shirt klasiğine bürünüp Gümüşsuyu’na Bostancı dolmuş durağına vardım. Hedefim yerli halk tarafından Kadiköy olarak kabul edilen mahellenin yukarısı. Herhangi bir Bostan tarafı. İlk şok: ücretler 5.5 TL olmuş. Ne zaman?
Tıngır mıngır, köprüyü geçtik. Trafik yokken 15 dakikada. Erenköy Beyaz Fırın aralığında “lütfen” dedim, “ışıklarda inecek var.” Süper şöförüm lafımı ikiletmeden sağa direksiyon kırdı. Herhangi bir kaza ihtimali soldan teğet geçti. Karşıya geçecek var düğmesine bastıktan sonra 2 dakika. Elimde makine, başladım orda burda, yukarda aşağıda gördüklerimi kliklemeye. Buyrun bunlar makinemde kalanlar.

Nişantaşı’nda açılmış olup, bayılarak aldığımız ayakkabıların sahibi No.39 Erenköyde’de var. Daha az model, aynı fiyatlar. Hollanda usulü patatesçiden sona en çok istediğim binbir çeşit çorbacı meğer çoktan şehirdeymiş. Adı Shorba. Her gün 24 çeşit orda. Yaşasın, kışın gelicek yer var.
Yürüdüm, makine hala elimde, gözlerim dürbün. Üç Günaydın (bonfile alsak, pişse de yesek), sanırım dört Sahan (Bostancı’daki tadilatta), Fridays’s, (I Love America) Starbucks (Ice white mocha), Zazie’s (mojito, mutlaka), Kristal (Türk usulü hamburger), Bambi Cafe (dilli kaşarlı burda da aynı), Madel Çikolata (Ev yapımı mozaik pasta), Ta Ze (Tariş’in süper yağlarından var), D&G, Steve Madden, Vakko (indirim!), He by Mango (gömlekler çirkin), Zara, Filli Boya reklamları, 12 seansı 350 TL olan Power Plate spor kulübü, köşedeki çiçekçiler, yanındaki simitçiler, Nezih Yayınevi, BMV motor, Cercis Murat Konağı (Mardin mutfağından seçmeler)… Bostancı sahile kadar dikkatime takılanlar. Hava 32 derece, ATM makinelerinin tepesinde yazar.

İki saat sonunda limonata hayaliyle yanıp tutuşurken House Cafe dedim, gölgedeki masalardan birinde bonfile salata söylemeliyim. Ayaklarım beynimdekini iki etmedi, Mc Donald’s’ın arkasındaki dükkana girdi. Saat 15:02. Kimsecikler yok. Nefis. Tam süreyi veremiyceğim ama sanırım bir saatten fazla, kalktığımda akrep dörde yaklaşıyordu. Neşemi yerine getirdim.
Trafik dolmadan Avrupa Yakası’na geçme zamanı. Stresli arabaların, birbirine bağıran adamların, tavlada yenilen Tophane esnafının yanına. Dolmuşa cüzdandan çıkardığım 5 TL’yi verirken Anadolu yakasına, sükunete, az katlı, çok ağaçlı evlere, şık kadınlara ve 16 yaşında Lamborghini kullanan çocuklara, bir de tabii ki taraftarını Fenercell kullanmaya teşvik eden Fenerbakçe kulübüne veda ettim. Neden bu tarafta yaşamıyorum? Cevabı belli: heyecan beni köpeği yapmış, stres sırtıma semer takmış.
İbibikler ötmeden

Sabah 06:50′de sokakta kimler olabilir?
- Barmen, eğer gece şişe sayımında ufak sorunlarla karşılaşmış, sonrasında barın yan tarafında bekleyene kıza İstanbul’un sokaklarını gezdirmiş, uyumaya gitmeden Sütiş’in bol kıymalı, antepfıstıklı böreğini yemek için beklemişse.
- Bodruma giden havalı kız. Öğlen güneşini kaçırmamak için sabahki ilk uçağa bilet almış, on dakikadır gelmeyen taksiciyi aramaktaysa.
- Hırsızlar. Bir türlü giremedikleri şu meşhur binanın çevresinde turlamaktan bitap düşüp, mesleğe veda etmeye karar vermişlerse.
- Vizeciler. Verenler değil elbette. İki haftadır her gittiğinde eksik bir dosyayla karşılaşıp bürokrasiye küfrü basmış olanlar.
- Restoran, kafe, büfe, otel sektörünün her türlü çalışanı. Özellikle sabah kahvaltısı için masa kuranlar, yemek yapanlar.
- Simitçiler, gazete bayiileri, Halk ekmek ofisleri.
- Karaköy’deki okuluna Ataşehir’den gelecek olan çocuk, Florya’dan Maslak’a taşınan öğretmen.
- Otobüs, taksi, minibüs şöförleri; vapur, gemi, tekne kaptanları, İETT, Havaş, THY çalışanları
- Kapıcı, kapıcının hanımı, kapıcının bacanağı, kapıcının büyük kızı.

- Sisley 2009-2010 Sonbahar Kış koleksiyonunun ilanlarını bir gece önce dergide görmüş, arkadaşlarına bildirmiş, kendine uygun bedeni kaçıracağım diye uykuları kaçan, bu yüzden sabahın köründe Dizimax’teki tüm tekrarları izledikten sonra çantasını kapıp yollara düşen Lale, Ayşe, Sinem, Merve.
- Her ne kadar uyanık olması gerekse de toplama işlemini öğleden sonra yapacağı için saati durduran çöpçüler.
- Kocası, oğlu, kızı için ayrı ayrı kahvaltı hazırlamak zorunda olan Vildan.
Yazının anafikri. Sisley’in yeni koleksiyonu sabahın köründe dükkanın kapısında beklemeye değer. Sisley’i nerede bulacağım diyenler için adres her türlü alışveriş me
rkezi, Nişantaşı Rumeli Hisarı köşesi, Taksim Benetton yanı.
Uskumru a la Balat

Şu muhteşem Antakya yemekleri yapan Ottoman’ın hemen yanında. Ama tabii ki o başka bir yazının konusu. Biz bugünkü olayımıza dönelim. Cibalikapı Balıkçısı. Cuma akşamı Fazıl Say’ın birinci kattaki geniş masada görüldüğü mekan.
Arabayla geliyorsanız kapıda valeler var, taksiye tarif gerekirse, Kadir Has Üniversitesi’nden sonraki ışıklardan hemen sağa, geriye. Göreceksiniz, Kuyruklu logosuyla parıldıyor. Cibalikapı Balıkçısı.Yaz aylarında rezervasyon şart değil çünkü açık alanı yok. Ama kışın gitmek isterseniz sabahtan aramanızı öneririz. Özellikle haftasonuna denk gelen günlerde. Pazar bile olsa.
Gelelim yemek kısmına. Açılış tabii ki marine uskumru, soslu levrek, kaya koruğu otu, çoban salatası, eğer hala gözünüz doymadıysa karides, patlıcan salatası ve ezmeyle. Bunlar bir saat içinde yeşil Efe eşliğinde tüketiliyor. Sohbet, muhabbet biraz da Yunan müziği faslı da geçildikten sonra sıra ara sıcaklarda. Ahtapot ve kalamar. Bütün halde. Parmesan soslu midyeler. En küçüklerinden. Ardından eski zaman hatıralarıyla, gelecek hayat konuşmaları. Saat 11. Ortaya hamsi, istavrit ya da levrek söylemek için doğru saat. “Aman ben yemem” diyenlere bakmayın, hepsi bir iki çatal alacak nasılsa.
Kapanış.”Bu sene hangi ülkeyi görmeliyiz” laflamaları ve dondurmalı tahin helvasıyla. Buruk portakal tadı var. Şaşırmayın.
Mehmet bize Brad Pitt getir!

Altı erkek Ağustos’un 12’sinde askere gidecekse ne olur? Mehmet Kozlu kendileri için her türlü mekanı değerlendirdikten sonra en havadar ve en ucuzunu bulur. Les Ottomans‘ın havuz başını erken saatler için, club kısmını 12 ve sonrasında yaşanacak anektodlara ayırır. Mekan sahipleriyle “fiyatlar Otto ayarına çekilecek” pazarlıklarını da yaptıktan sonra, en “happening” cumarteside görülmeyecek kalabalığı Les Ottomans’a doldurur. Şehir miti değil. Şahit oldum. Bir kez merhaba dediğim arkadaşlarımı bir daha görememenin hüznüyle 12:35′te ana kapıdan taksi tuttum. Acilen yazı yazmalıyım, belki bir iki “eyvah bu partiyi nasıl kaçırdım” bulurum.
100. 200. 300. Yok mu artıran? Türkan Hanım’ın kızlarından, Ralf Tezman beylere, Kylie Minogue’un eski sevgilisinden, Patron içen ekiplere. Gecede eyvah, eksik, fazla yok. Her şey ayarında. Kadınların kokteylleri, erkeklerin viskileri ellerinde, denize nazır bardaklarını kaldırmışlar. Kalan sevgililer kokulu mektupların, giden askerler şafak sayımının derdinde. Kim, kiminle, nerede, nasıl 10 Ağustos’ta ilan ediliyor.
Bu geceden anladığımız: doğumgünü, asker ola hayrola, nişan, canım istedi partilerinin tek ismi Mehmet the Party Maker. Adam mekanı, gelenleri, gidenleri, ağlayacakları memnun etmeyi başarmış. Tezahüratlarımız kendisine. Mehmet bizim “house warming”e de gel!
Sigara beni baştan yarat

Sigara yasaklandı da bu kimin işine yaradı? İçmeyenler içen arkadaşlarına uymak için duman altında takılıyor, içenler içmeyenleri, sigara dostu mekanlar derdiyle için oraya buraya sürüklüyor.
Dün, pek sevgili arkadaşım Ezgi’yle doğum günüme hafif sarhoş girmek için Den‘e gittik. Hedefimiz bloody marry. Birer tane mideye yavaşça indikten sonra Ezgi çıktı sigara içmeye. Ben masada dergilerim, telefonum ve düşüncelerimle başbaşa. Klasik 7 dakikaya bir de smorting zamanı eklenince oldu mu sana 15 dakika, ben de ikinci tur bloody marrymi alıp gittim mi Ezgi’nin yanına kapıya. Konuşmayı google ve gazete tarafından yakaladım. “Evet” dedim, “daha Türkiye’deki global markalar bile internetin değerini anlamadı.”
12:00.Hazal 28 yaşında. Bardaklar çın çın, bu yıl da yaşlandık. Mecburiyetten. Bana bıraksalar 25′te kalmıştım. Den Cafe yavaştan masalarını toplayıp hesabımızı masamıza getirdi. Mecburen “Hadi” dedik, “Asmalı Mescit’e”. Eski Otto çok kalabalık, değil sigara içmek nefes alacak aralık yok. Yeni Otto perdeleri çekmiş, içerideki pervane üç kişiye yetmiyor. Ve zaten sigara içilmiyor. İçgüdüsel olarak mekandan çıkıyoruz. Lokal. Tünel meydanında olan. Wooow. Meğer herkes burdaymış, masalar dışarılara atılmış, millet ellerinde içkiler sigaraları tüttürmüş. Birer Miller, bir şat vodka. Saatlerimiz 02:25′i gösterirken ne konuşuyorsak palavra.
Kurban Konfeksiyon

Kutlu doğum haftasına dün gece başladık. Çünkü Zeynep Hanım’lar Çeşme’ye gidiyor. Saat sekize varmadan Akbabalı meyhanenin masasına kurulduk. Asma yaprağına sarılı peynirler, ince kıyım roka, cevizli ton balığı, patlıcan salatası. Bunlar ilk aşama. Yanında badem satıcıları ve müzikle geldi. Memnuniyet hat safhada. Bir de “pardon” demekten damağımızı kurutan garsonlar olmasa.
Konuşmalar malum. Kimler evleniyor, kimler nişanlanıyor, kimler tatile gidip, kimler kimlerle takılıyor. Araya patates kızartması, yaprak ciğer ve kebaplar giriyor. Dalgalandım da duruldum, Lale Devri, Artık sevmeyeceğim şarkılarıyla yan masamız şenleniyor. Onların modu bize de sıçrayınca sokakta bir iki dans figürü görülüyor.
11:03. Gençlerle, ruhu genç olanlar birinci aşamayı tamamlayıp, ikinci bölüme geçmeye hak kazanıyor. Eve yollananlar, evden kalkıp aramıza katılanlar. Bu sırada erken doğum günü hanesine Tom Robbins ve yıldız küpeler ekleniyor. “Bugün benim doğum günüm değil” yakarışlarıma rağmen arada şarkı kaçıyor. Uyuzluk etmiyeceğim.
11:27. Eski Otto‘nun dış kapısında on iki neşeli insan görünüyor. Elimizin altında doğumgünü şatları. Çilekli ve vodkalı. İkincisi beyaz. Sakız aromalı. Zaman ve mekanla olan bağlantımız giderek azalıyor. Geliyor mojitolar, gidiyor tekilalar, güzelim Urban Confessions oluyor Kurban Konfeksiyon, ilk ürünü pembe gömlek kumaşından gardroplara katılacak.
Ve elbette gece ilerliyor, bilinmeyenin peşinden. 12.25. Bu sefer Otto’nun içindeyiz. Hayır doğumgünüm olmadı. Hala bir gün geriden takip ediyoruz. Gelecek yaşlara, aşka, sağlığa ve mutluluğa. Rutin isteklerimiz. Her yudumda biraz beyin hücresi öldürüp, yerine zevk damlacıkları ekiyoruz vücudumuza, henüz 27 yaşında olmamın heyecanıyla.