Urban Confessions

Bir şehrin anatomisi

Archive for the ‘alışveriş’ tag

Sen iyi adam(mı)sın

with one comment

namli

Dün öğle yemeği için Namlı‘ya gittik. Kodadı Ahsen, Mesela Mehmet, bi de ben. Önden portakal sularını istedik (taze sıkılmış). Gripten korunmak için her gün içmek alışkanlık oldu. Sonra Mesela Mehmet “kızlar siz oturun, ben tabakları ayarlarım” dedi, şunu da al bunu da al listemizi itinayla dinledikten sonra (ben tabii ki sosis, kısır, salata; Kodadı Ahsen sarma, pilav ve köfte isteklerini geçti) yemeklerin sıra sıra durduğu kontuara yöneldi. Kodadı Ahsen “Ne iyi adam di mi sevgilim?” dedi. Ben de kendisinden iyi adam kriterlerini anlatmasını rica ettim.

“Bana çok iyi davranıyor, prenses gibi yaşatıyor, yediğimi arkamda yemediğimi önümde bırakmıyor. Elbiseler alıyor, arkadaşlarım onu seviyor, annem bu evlenilecek adam diyor. Pazarları kahvaltıya, cumaları yemeye götürüyor. Her giydiğimi beğeniyor, benimle alışverişe geliyor. Ne diyorsun? Elbette beni aldatmıyor”

“Peki ya sonra?” dedim, “sen orda yokken neler oluyor? Otopark görevlisine bağırıp, bahşişi az tutunca, taksiciye küfredip, yemeği tuzu çok diye yollayınca, sevmediği arkadaşının ayağını kaydırıp, pazar gününü Playstation’un karşısında geçirince?” “Her güzelin bir kusuru var.” diyor kodadı Ahsen. “Evlenince hayatımız rahat olsun istiyor, bütün çabası ondan.” Ben dilime gelenleri ağzımda tutuyotum. “Ya sen diyor, ne istiyorsun?” “Hayata da, bana gösterdiği heyecanı duyan, korkusunu da tutkusunu da içinde tutamayan, ilişkimizi pinpon maçına çevirebilen, ben olsam da olmasam da program yapabilen,hayranı olacağım bir adam. Elbette edebiyattan anlamalı, sanatı sevdiği kadar şarabı, beni istediğince seyahate arzu duymalı. Yemek yapmayı da bilirse, değmeğin keyfime.” Kodadı Ahsen gülüyor.”Kızım bu anlattığın adam on binde bir ihtimal.” Ben kahkahayı patlatıyorum “Bir tane varsa” diyorum, “acelem yok benim, gelmesini beklerim.”

Namlı: Rıhtım Caddesi, Katlı Otopark Altı No:1 Karaköy, Tel: (212) 293 6880

Written by Hazal

November 19th, 2009 at 5:43 am

Arş’a ermiş sarhoş

without comments

den

Karma karışık. Çok güzel kelime. Tam da ruh halimi anlatmak için yazılmış.Ya da konuya Bülent Ortaçgil söylüyor: Olmalı mı olmamalı mı? diye girmek istiyorum. Tabii ortada bir konu varsa.

Den’deyiz. Alışık mekan. Evden çıkınca yerimin yurdumun olmasını, şimdi nereye gitsem de çalışsam diye düşünmemeyi seviyorum. Biliyorum hepinizde var onlardan. Kiminiz ofis, diğeriniz okul, biriniz kütüphane diye tanımlasa da aslında aradığımız, mecburen ya da tercihen, kendimizi iyi hissettiğimiz yer. Kahve, park, birahane, yatak…

Benimki Den Cafe. Nişantaşı’nda. Mim Kemal Öke Caddesi’nin hemen başında. Pek çok sebebi var. Birincisi beyaza boyalı zemin. Ahşap, parkeden. Sonraki müzik koleksiyonu. Chill out, bossa nova, nujazz, soft rock. Özel seçkiler. Ve son olarak, belirtmek gerekirse, Sezar Salatası’na eşlik eden bloody marry. (siz bunu Angora şarabın yanında tavuk dilimleri olarak da değiştirebilirsiniz, maksat muhabbet modeli)

Ordayız işte. Herhangi bir akşam. Ortada kimseler yok. 23:25′te tek duyulan ikimizin sesi. Aslı ve ben. Konumuz istekler, tercihler, mecburiyetler. Süremiz ilk telefon çalana kadar. Düğmeye bastım. Zaman başladı. Ben diyorum ki, hepimizin içinde ortaya çıkmayı bekleyen bir canavar var. Geçmişi, geleceği, ahlakı ve düzeni hiç takmayan. Aslı diyor hay hay. Ben devam ediyorum. Peki şempanzelerle insanları ne ayırıyor. Cevabını da veriyorum. Tercihler. Yapmamayı seçmek büyük erdem. Çikolata yemiycem, alışverişe gitmiycem, bayılıp ölsem de o ayakkabıyı almıycam. Sonradan ruhuma oturan pişmanlık hissinden -mamalıyım, -memeliyim ekleriyle kurtulucam.

Çok zor. Dış etkenlerden tahrik olan dünyada sözlerimi tutmaya çalışmak. Elimi kaptırsam kolum gider diye olduğum yerde çakılı kalıyorum. Üstü kapalı, yan cebime, anlayan anladı modeli yazı benimkisi, aslında hepinize vuracağını bildiğim. İnsan neyle yaşamalı? İstekler ve pişmanlıklarla mı, tercihler ve keşkelerle mi? Sorunun cevabı sessizlik, bir şat tekila, iki yudum bira. Hesabı ödeyip rüzgara çıkmak. En iyisi. Onlarca fikir sabahın köründe çok ağır geldi.

Cezayir usulü “Haute Couture”

without comments

buka

Bazen bir elbise görüyorum. Dikimi, kesimi, boyu muhteşem. Sanırsın bana özel yapılmış. Ama kahverengi. Tenime hiç gitmez. “Bunun sarısı var mı acaba?” diyorum tezgahtar hanıma. Yok. Siyahı. O da yok. Kahverengiden başka nesi var. Mor. Aman istemem.

Ya da aynı senaryo şöyle gelişiyor. Rengi yeşil. Tam sevdiğim tonda. Tipi de ok. Çiçekli. Bu sezonun trendi. Beli de oturdu. Üzerimde kesilmiş gibi. Ama kollarında bir potluk. Dikkatimi çekti. Annem bu alınmaz diyor. Ben “terziye yaptırırım.” Bir tartışma arbade. Dükkandan çıkılıyor. Mantıklı düşünmeyi becerince annem haklı.

İşte O yüzden Cezayir sokağındaki Buka‘yı görünce hazine bulmuş gibi oldum. Önce Bil’s diye girdim. Yıllar önce bir gömlek almıştım. Burçak Hanım düzeltti. Burası Buka. Pek çok utandım ama çaktırmadım. Orada manasızca duracağıma soru yağmuruna başladım. İyi ki. Çünkü öğrendiklerim altın değerinde.

Bir kere burada tipini beğendim de rengi fena derdi yok. Hemen aynısının tıpkısının pembesi yapılıyor. Eğer beli oturmamışsa aşağı kattaki imalathaneden gelen bay terzi iğneleri takıyor. Ben kedileri çok severim diye giderseniz, size kısa zamanda türünün tek örneği elbise hazırlanıyor, 150 TL’ye torbanıza giriyor.  Kıyafetinizin altına ayakkabı, boynunaa kolye ararsanız da dükkanda istediğiniz bulunuyor. Takım taklvat tamam. İşe, partiye, geceye hazırsınız.

Written by Hazal

October 8th, 2009 at 4:30 pm

BCBG (Bu Cumartesi Beni Gör)

without comments

b2

Seller yüzünden evler yıkılıyor. Myspace anlayamadığımız nedenlerle yasaklanıyor. İnsan hakları konusunda fazla gelişme sağlanmıyor. Hala Avrupa’ya giderken yüzümüze nerden geldin diye bakılıyor. İsveç sokaklarında İspanyol olduğumuzu düşünerek yanımıza gelenler, Türk pasaportunu görünce şaşkınlık geçiriyor. Su kesiliyor, elektrik kesiliyor, kafa kesiliyor. İmam nikahıyla kadın alınıyor, boş ol diyince kadın atılıyor. Manikür yaptıran adama homoseksüel deniyor. Depremde yıkılan evlerin içinden kapkacak çalınıyor. Bir salataya 40, elektiriğe 25 TL ödeniyor. Fedailer kavga yerine saçlarını yandan ayırıyor. Köpekler, kediler, insanlar dövülüyor. 2010′da Türkiye’nin durumu. Her bakımdan gerideyiz. Bir dakika yanlış oldu. Tek bir konu dışında. Moda. Dünyanın neresinde ne varsa bizde sağlam. Eksiği olmaz, fazlası var.

Davetlerde salınan hanımları görmüşsünüzdür. Kıyafetiniz nerden derler. Chanel. Beykoz’da kahve içen kızı çekerler. Ayakkabılarınızın markası? Prada. Nişantaşı’nda torbalı kadınlar da dikkatinizi çekmiştir. Beymen, Blender, Nursace, Cavalli. Alışveriş tutkumuzla, moda aşkımız geçmez. En severek aldıklarımız, iki ay sonra çöp torbasında. BCBG hariç. Nasıl oluyor da oluyor çözülememiş ama markanın yaptıkları on yıl sonra da kuru temizleme torbasında dolapta. Uçan eteklerle, masalsı elbiseler bu sezon yine moda.

Written by Hazal

September 26th, 2009 at 9:13 am

Poznan’ın da en iyisi var

without comments

p3

Poznan’daki küçük kahvelere bayıldım. Hayatımın en güzel salatalarını, pancar çorbasını, patates yemeklerini, Croque Madame’larını yedim, vodkalarını içtim. Parklarında oturdum, sokaklarında turladım. Poznan-Berlin geri dönüş yolunda da kararımı verdim. Seneye bir kaç günlüğüne Poznan’a gidiyoruz. İçkiler ucuz, insanlar kibar, şehir Alice Harikalar Diyarı’ndan çıkmış gibi. Yazın suni kanal kenarında partiler bile var.

Ama bir sorun olur da beni aramadan geçicek olursunuz diye Poznan’ın da en iyilerini yazıyorum. Gidip de turistçilik oynamayın. Bunları da elbette Poznan sosyetesinden öğrendim.

p4

En güzel akşam yemeği: Ratuszova.
En iyi akşamüstü drink’i: Dragon Bar. Üstelik internet ve rahatça oturacağınız koltuklar var. Biraz Gizli Bahçe’nin eski zamanlarını yaşatan nostaljik tonu da.
En lokal bar: Jameson.
En istikamet gece kulübü: Hafta sonu Blueberry (halk arasında bbb olarak geçiyor, kafanız karışmasın) , perşembeleri Blue Note.
En ucuz alışveriş dükkanı: Bestbuyers. Vero Moda ve Only’nin fabrika satış fiyatına ürünleri var.
En geleneksel restoran: Pryjaciel Koziolkov
En Polon bira: Tyskie

p5

En ilginç içecek: Kendiliğinde chile ya da tabasco konmuş olan domates suyu. Marketlerde.
En iddialı vodka: Sırasıyla Debowa (şişesi 19 TL’ye geliyor), Zolatkowa (hafif baharatlı tadı var) Wybrowa(baş ağrısı ve ertesi sabah sendromuna son)
En denenesi lezzet: Pancake Square’deki soğuk borzch çorbası.
En görülesi bina: İtfaiye
En katılınası aktivite: Opera’da bir gece.
En iyi kahvaltı: Weranda Cafe. Tostları, lattesi, elmalı payı denenmeli.
En Poznan içkisi: Greyfurt-vodka karışık.
En alışkanlık: Vodkayı şat içmek, iki üç tur arasında bir bardak su devirmek.
En büyük zorluk: Arnavut kaldırımlarda topuklu ayakkabıyla yürümek
En oturulası kahve: Cocorico. Özellikle bahçesi açık olduğu bir günde.
En görülesi atraksiyon: Saat 12′de meydandaki saat kulesinde ortaya çıkıp birbirine tokuşan keçiler.
En kalınası hostel: Cameleon. Hakikate güzel.

Written by Hazal

September 10th, 2009 at 9:33 am

Berlin’in en iyileri

without comments

e3

En iyi biracı: Kastanieanalle üzerindeki Prater Garden
En güzel pazar günü: Mitte civarındaysanız Mauer Park’taki bit pazarı, Kreuzberg taraflarındaysanız Arena’nın içindeki Badeschiff, kanal kenarındaki suni plaj. Güneşli bir güne denk gelirseniz 3 Euro vererek suyun üzerinde kurulan havuza bile girebilirsiniz.
En güzel bahçe: Kreuzberg’de Heinz Milki. Pizzasının tadına bakmadan geri dönmeyin. Alman usulü pretzeller’ı deneyin
En güzel balo salonu: Auguststrasse’de Clarchen’s. Haftalık programına bakın çaça, swing, tango ne hoşunuza giderse var. Schinitzeli 14 Euro, yanında patates ve salata.
En iyi Bloody Marry: White Trash. Kereviz sapı ve büyük bardaklar eşliğinde geliyor. Son altı yıldır böyle lezzet içmedim.
En “trendy” bar: Pony. Vodka ve Jagermaister şatlar 2 Euro. Ortam, tipler, çalışanlar tam Avrupalı. Barmen kızın tazı köpeği beni benden aldı.

e1

En uyuz durum. Her tarafta yemeğinize üşüşen arılar
En iyi galeri: Lumas. Mitte’de, Hackascher Market’da. Hala duruyorsa Ralf Ueltzhoeffer ve Joerg Maxzin işleri görülmeli.
En Alman biracı: Alt Berlin. Weinmeister Platz’da
En eski Club: Sage Club
En görülesi bar-club: Kreuzberg’in güneyinde Arena olarak bilinen bölgede Club Visionaire.
En gerçek tavukçu: Zur Kleinen Markthalle

e2

En süper dondurmacı: Isabel, eğer Keuzberg’deyseniz, Franken&Grunewald. Schöeneber civarında.En afterhour club: 1. Watergate 2.So36 3. 25
En muhteşem design otel: Axel. Ne yazık ki sadece gay’lere özel
En hip Vietnamlı: Monsieur Vuong. Mr. Long’la karıştırmayın. Alte Schönhauser üzerindekinden bahsediyorum.
En sanatçı mahalle: Doğuda Prenzlauer Berg, batıda Charlottenburg
En gidilesi kokteyl bar: Green Door, Schöneberg tarafında
En gay Cadde: Motzstrasse

e4

En hip köprü: Admiral Bridge. Birasını alan, arkadaşını kapan hafta içleri orda
En mahalle barı: Goldmarie, hemen Admiral Bridge yanında
En sportmen bar: Dr. Pong. Bir masanın etrafında dolanarak pin pon oynayan insanlar, ellerinde biralar
En alman bira: Krombacher
En güzel otel kahvesi: Hotel Adlov Kempinski. Alkollü Ice tea denenmeli, yanında vasabi çerezleri
En keyifli akşamüstü: Kastanieanalle’deki 103. Bir beyaz şarap ısmarlayıp camdan dışarı bakın
En iyi internet kahvesi: Oberholz. Rosenthaler Platz’da. Her masada bir bilgisayar. İnternet de bedava.
En şık insan kalabalığı: Friedrich Strasse.
En iyi departman store: Ka De We. Dördüncü kattaki kırtasiye bölümü, beşinci kattaki gurme yemekçiler.
En samimi dükkan: Push. Kasadakilere sorduk, akşam gideceğimiz yerleri söylediler.
En in mahalle barı: Schwardz-Sower. Kastanieanalle üzerinde, aşağıdan yürüdüyseniz solda.
En leziz kahvaltı: Ortaya karışık modelinden gidecekseniz Kollwitzstrasse’deki Anna Blume, omlet yeme peşindeyseniz hemen çaprazındaki Sowohl Alsauch.
En güzel isimli bar: Suicide Sue.
En güzel cadde: Bar turu için Kastanieanallee, alışveriş isterseniz Ku’damm, galeri gezisine Tortstrasse, tipini beğendiğimiz Alte Schönhauser Strasse.
En bakılası çantacı: Shusta. Rozenthaler Strasse üzerinde.Aşağı yürürken solda
En deli Alman: Luigi Zuckermann. Domuz sosisleri sağlam.
En bakılası kırtasiye: RSVP Papier. Mulackstrasse’de.
En ilginç t-shirt dükkanı: Stars Styling. Hemen Mitte’de
En New York’lu kahvaltı: Bagel & Bialys. Susamlı, çörek otlu, domatesli bagel’ları tost da edip veriyorlar.
En doğulu kahve: Ampelmann Restaurant. Yazın gelirseniz çimlerin üzerinde şezlongları var.

e5

En doğru araç: Bisiklet. Özellikle havanın güzel olduğu günlerde
En dilim pizza: Dolce Pizza. Dikkat pulbiberli yağı hakkaten acı.
En geç yemek: White Trash, Prenzlauer Berg taraflarında. Hamburger tabakları pazar gecesi on ikide önünüzde.
En kalabalık metro: Alexanderplatz. Havaalanına expres giden R, metro olarak hizmet veren U, raylı sistem modelinde devam eden S isimli bütün toplu taşımaların durak noktası.
En görülesi müze: Ramones ve Sony Center’daki Lego Museum.
En kısa metro: U55. Sadece Brandenburger Tor’da.
En boşa harcanan para: Metro. 1 saati 2.10 Euro’ya
En yaşama nedeni: Çocuk doğurma. Çünkü Berlin’de herkes hamile, barların bile önünde çocuk oyun alanları var.
En güzel söz: Point me to the sky and tell it to fly (Beni gökyüzüne fırlat ve uçmasını söyle)
En takip edilesi sanatçı: Johan Potma
En uyulası moda: Şapka
En graffiti alanı: Arena tarafları.

Written by Hazal

September 1st, 2009 at 9:02 am

İbibikler ötmeden

without comments

g2

Sabah 06:50′de sokakta kimler olabilir?
- Barmen, eğer gece şişe sayımında ufak sorunlarla karşılaşmış, sonrasında barın yan tarafında bekleyene kıza İstanbul’un sokaklarını gezdirmiş, uyumaya gitmeden Sütiş’in bol kıymalı, antepfıstıklı böreğini yemek için beklemişse.
- Bodruma giden havalı kız. Öğlen güneşini kaçırmamak için sabahki ilk uçağa bilet almış, on dakikadır gelmeyen taksiciyi aramaktaysa.
- Hırsızlar. Bir türlü giremedikleri şu meşhur binanın çevresinde turlamaktan bitap düşüp, mesleğe veda etmeye karar vermişlerse.
- Vizeciler. Verenler değil elbette. İki haftadır her gittiğinde eksik bir dosyayla karşılaşıp bürokrasiye küfrü basmış olanlar.
- Restoran, kafe, büfe, otel sektörünün her türlü çalışanı. Özellikle sabah kahvaltısı için masa kuranlar, yemek yapanlar.
- Simitçiler, gazete bayiileri, Halk ekmek ofisleri.
- Karaköy’deki okuluna Ataşehir’den gelecek olan çocuk, Florya’dan Maslak’a taşınan öğretmen.
- Otobüs, taksi, minibüs şöförleri; vapur, gemi, tekne kaptanları, İETT, Havaş, THY çalışanları
- Kapıcı, kapıcının hanımı, kapıcının bacanağı, kapıcının büyük kızı.

s1

- Sisley 2009-2010 Sonbahar Kış koleksiyonunun ilanlarını bir gece önce dergide görmüş, arkadaşlarına bildirmiş, kendine uygun bedeni kaçıracağım diye uykuları kaçan, bu yüzden sabahın köründe Dizimax’teki tüm tekrarları izledikten sonra çantasını kapıp yollara düşen Lale, Ayşe, Sinem, Merve.
- Her ne kadar uyanık olması gerekse de toplama işlemini öğleden sonra yapacağı için saati durduran çöpçüler.
- Kocası, oğlu, kızı için ayrı ayrı kahvaltı hazırlamak zorunda olan Vildan.

Yazının anafikri. Sisley’in yeni koleksiyonu sabahın köründe dükkanın kapısında beklemeye değer. Sisley’i nerede bulacağım diyenler için adres her türlü alışveriş merkezi, Nişantaşı Rumeli Hisarı köşesi, Taksim Benetton yanı.

Written by Hazal

August 16th, 2009 at 11:00 am