Archive for the ‘bar’ tag
Tersine dünya

Kapı, sandalye, palto tutmak 1930′lu yıllarda kalmış alışkanlıklar. Ama kadın erkek ilişkilerinde bütün dengeler mi değişir ya? Başım(ız)a gelenleri hiçbir abartı, yalan payı, fazlalık bırakmadan, en basit haliyle anlatmaya çalışayım.
Sokakta
Ağaç oldum. 22 dakika, kırk altı saniyedir. Nerdesin telefonlarımın hepsinin cevabı aynı. Yolda. Sonuncusunda yolun neresinde diye soruyorum. Vapurdan yeni inmiş. Pes.
Anahtar
Hazırım. Bekliyorum. Kapının girişinde. Ceketi güzel olmamış, parfümü tam kokmamış, ayakkabı bağcığı saatine uymamış. Sıfırdan bir kez daha başlıyor giyinme seansına. Elimde kumanda, kanepeye yayılıyorum.
Alo
Beş dakikada bir telefon çalıyor. Selenle Mert geceyi beraber mi geçirmiş, öğleden sonra hangi filme gitselermiş, erkek erkeğe tatil şartmış, oyunun kaçıncı turuna gelmiş. Pedikür suyuyla ağda da olsa, altın günü başlayacak odada.
Almıyoruz
Önden beni yolluyorlar. Sen bizi içeri sokarsın. Kendimden emin karşıya geçiyorum. Kapıdaki görevliye gülümsüyorum. Dördümüz de içeride. Adamlar şaşkın.
Cin tonik
Kalabalık basmış, canı sıkılmış, barmene uyuz olmuş. Elime kredi kartını tutuşturup sen alsana diyor içkileri. Bardağı taşıran son noktaya iki kala. Hayatta diyorum. Artık onu da yapamayacağım.
Sabah
Adam hatırlamıyor. İlk soru: biz dün gece eve nasıl döndük? İn-cin top oynasa, kurt beni kaçırsa, kafamıza taş düşse adamın ruhu duymaz. Taksiyle diyorum. Haa evet Kiki’den. Geniş spektrumdaki Minimüzikhol ve Hayal Kahvesi seansı silinmiş. Alkolik hareket engellenemez gerçek.
30′a iki var. Yok mu artıran?
Bütün kızlar toplandık. Garson dedi ne alırsınız. Benim durumum belli. Bloody marry. Kod adı Ahsen cin tonik istedi. Selen olaya Apple Martini’den girdi. Zeynep Hanım’a gelen elbette fanfinfon birşeyler. Tabiri caizse yanar döner. Kokteyl.
Konumuz: gelecek planlarımız. Hepimiz otuza yaklaştık. Anne der torun görelim, baba ister dünyayı gezelim, kardeş bekler sıra ona gelsin. Önümüzde dört seçenek. Evli ve çocuksuz. Evli ve çocuklu. Evsiz, çocuklu. Evsiz, çocuksuz, ailenin yanında mülteci kalmış. Anlayacağınız durum al birini vur ötekine meselesi. Kararsız, plansız, destek paketsiz.
Herkesin bir tavrı var. Biri düğün istiyor, öteki paralı koca. Ben şansa inanıyorum. Yan cebimi bile açmamışken gelip bana çarpana. Ne zaman tamam, şimdi, oldu, bitti desem, hep kötü bir sürpriz. Belki beklediğimi yaratma hatasına düşmekten, beklenenin istenene denk gelmemesinden. Belki de, bu noktada endişe içerisinde yazıyorum, onun şusu, bunun busu, devenin hörgücü derken, sonunda beni bekleyenin aslında yalnızlık olmasından.
Garson yeniden geliyor bu sırada. İkinci tura. Ben yine aynı. Kod Adı Ahsen viskiye geçiyor, Zeynep sodaya, Selen biraz kararsız. Mojito diyorum. Burada. Gün Perşembe, herhangi bir. Saat öğleden sonra, geceye yakın. Mekan Happily Ever After. Mevzuya uygun. Sonsuzuk, yarın arabanın altında kalabileceğin şehirde ne kadar abartılan bir tutum.
Belki. Belki değil. Belki.
Bugün lafı uzatmıyorum. Durum neyse o. Az önce yemeksepeti’nden Yöre Ev Yemekleri‘nin sayfasına girdim. Acılı tarhana çorbasıyla tavuklu pilav siparişini verdim. Geceye başlamadan, son zamanlarda hassas günler geçiren midemi duruma karşı uyardım. Bu akşam biraz uzun sürebilir. İki açılış bir kapanışa katılacağız. Yemeğim 45 dakikada gelip, 15 dakikada tükendi. Burada ne yesek hakikaten lezzetli (mantı ve börek sevenlere kesinlikle tavsiye ederim)
Giyindim. Biraz şık. Makyaj göz tarafında, topuklar ortada. 19:00 adressistanbul’da maybeshop açılış partisine gidiyoruz. Olay çok basit, mobilya, ev dekorasyonu, tekstil, aydınlatma işleri, eğer gelmenize yardımcı olacaksa 1000volt Design, Abdulla, Adnan Serbest, Anatolian Arts, Birsen Canbaz, Burcu Büyükünal, Cenan Abas Sel, Devran Mursaloğlu, Didem Aras, Ela Cindoruk, GAEA Forms, Gaye Kalavlı, Grafikir, Nazan Pak, Nilüfer Tarzi Kuran, Phare Studio, Roen, Sadi Tekin, Sedef Çalarkan, Serdar Şamlı, Serhan Gürkan, Studio Punto, Take Away İstanbul ve Yılmaz Aysan isimleri. Herkesler orada. Kutlama, satın alma, neşelenme havasında.
Ardından Ulus 29. Lounge’una kuruluruz. DJ taburesinde Fuchs, kokteyl olayında apple martini. Aperatifler, İstanbul sosyetesi, gece hayatının ünlüleri, sanatçı ekipleri. Siz de geliniz. Bir şaraplarını içiniz. Ay pek güzelmiş diyiniz, eğer müsaitlerse kavlarını geziniz.
Üçüncü durak. Eril rezidans. Bavullar yapılmış, şaraplar açılmış, yarın Londra’ya dönen Deniz peşine Eril’i takacakmış. İstanbul yine öksüz kalacak biraz. Tabii Eril Hanım’ın hafif meşrep oğlu Pasocuk’ta. Uykuya on kala yılbaşı planları tıkırında. Berlin’e mi gitmeli, Londra’da mı delirmeli? Hayaller. Hepimizin neşesini yerine getiren.
Biz hepimiz Ghetto’da. Ya siz?
Pazartesi Eril. Sabah dörde kadar muhabbet. Bozcaada şarabı, geçmiş anımsamalar, muhtemel senaryo hikayelerim. Salı Babylon. Kapının önünde buluşan tanışıklar. Bir fırt sigaradan, bir fırt şaraptan. Çarşamba blog. Mekan, moda, sokak, insan suretleri. Moloko “Pure Pleasure Seeker” on sekizinci seferinde, beynimin içinde. Perşembe Milk. 8 Kasa bira. duvardaki resimler benim evime de gelse.
Geldik Cuma‘ya. Hafta içinin son, hafta sonunun ilk günü. Pek çoğumuzca saat altıyı vurdu mu bilgisayarların kapatıldığı, işle ilgili her sorunun kanlı pazartesiye kadar askıya alındığı zamana. Hemen plazalardan, sandalyelerden, takım elbiselerden kurtulup, üzerinize rahat birşeyler geçiriyorsunuz. 22:00. Saatleri ayarlayın. Ghetto yolunda olmalısınız. Bugün kapılarını, barını, müziğini açıyor. Bütün İstanbul oradayken siz Asmalı Mescit’te takılmayacaksınız umarım.
Bu akşamın menüsünde bacardi cola, viski ya da bira, İngiltere’den ithal TM Juke, şık kadınlar, berberden çıkmış adamlar, daha çok müzik, dans, bugün tozutup yarını unutmak var. Haftaya asma katta açılacak Rum, Ermeni ve Osmanlı yemekleri ağırlıklı meyhaneye beklerler. Ben bir gideyim, sizi de getiririm.
Yemeğin etlisi kadının bellisi

Hep kısa süreli planlar yapıyoruz. Uzun zamandır. Ben sistemsensin’e gidiyorum, geçerken beş dakika. Sarper iş bakınıyor. Proje yönetim departmanında. Ceren durmadan telefonda. O kampanya kaldırılsın, bu site indirilsin. Ayşe’nin zaten derdi başından aşkın. Buluşalım diye on mail gidip geliyor. 29′u olmaz diyorum Babylon açılacak, çarşamba tamam diyor Sercan. Bende toplanalım. Bir hafta öncesinden kararlaştırılan buluşmalar, iki saat kala yıkılıyor. Hayat kutu değil, açınca içinden ne çıkacağı belli olmuyor.
Bu kez plan yapmadık. Ayşe’nin doğumgünü kutlamasına uğradık. Şarap Safir. Pasta şemsiyeli. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım. Fonda şunu dinleyin: “Nouvelle Vague – Dancing With Myself.” İleri sarıyorum. İki saat sonra Asmalı Mescit kalabalığı arasında boş masa peşindeyiz. Biraz daha ileri. House Cafe. İçerisi. Şarap Sultaniye’den devam. Ortada peynir tabağı. Parmesan, rokfor, kırmızı üzüm, kıtırlar. Üç beş dakika daha git. Masada Selim, Sarper’in arkadaşı. Elimizde ip. Belini ölçüyoruz. Amaç kadın pantalonu 27’siyle erkeğinki aynı mı öğrenmek. Cerenle ben “saçmalama” dedik, “hiç imkan var mı?” İpler yalan söylemez. Cevap ne yazık ki evet.
Kasetin B yüzüne geçtik. Babylon‘da Nike partisi. Soft opening. Sahnede Bora Uzer. Mojitolar şirketten. Yeni Otto. Boş. On on beş tanıdık, elli kadar tanımadık, bir iki tanıyıp da tanımasaydık dedik. Lokal. Herkes meydanda, ellerde içkiler. Kızlar mini etekli, erkekler ceketli. Uçucu konuşmalar, on ikiden sonra havaya karışıp giden, sabah olunca ağırlığı omzuma çöken.
Vizesiz hayat hakkımız, evlenir de alırız

Bu şehir bir cennet. Ya da benim açımdan dinleyecek olursanız biraz cehennemi de andırıyor. Cuma gecesi, Blueberry isimli Club’dayız, Chocolate‘da birer greyfurt vodka içtikten, Jameson‘da iki el langırt, bir kaç tur Trivial Pursuit oynadıktan sonra esas mekana geldik. Artık bir Poznanlı olarak gururla söyleyebilirim. Bu şehir nasıl eğlenileceğini biliyor, ben biraz kendilerine yaşlı kalıyorum.
Saat 2:00, rahat kanepelerden birine gömülmüş etrafta olanlara bakıp dururken, bu gece 12.kez tanımadığım insanlar tarafından içki ısmarlanmak istiyorum. Söylediklerine “sizi anlamıyorum” diye cevap verdikten sonra, bu sefer İngilizce olarak isteklerini tekrarlıyorlar: “Lütfen size bir içki ısmarlayabilir miyim?” Kibarca suyla devam ettiğimi söylüyorum. Bu sefer “o zaman meyve suyu” diyorlar. Şaşkınlıklar içindeyim. Dediğim gibi. Önce tabii ki gururum okşanıyor, iltifatlar almaktan, sonra içime bir daraltı geliyor. Ya bu şehrin insanları pek bir rahatlar, ya da içki bütün klişelerin anası. Bilemedim.

Dans pistinde Polonya “Benimle dans eder misin?” yarışmasının birincisi, çevresinde en az dört erkek, sürekli masaların birinde vodka şişeleri açılıyor, buzlukta dondurulmuş şat bardaklari elden ele dolaşıyor. Gece uzun. Burada tanıştığım Manchester’lı oğlanlardan biri korkma diyor. Bu vodka baş ağrısı yapmaz. Vodkanın adı Wybrowa. Son derece haklı. Yine de dördüncü şat önerilerini geri çeviriyorum. Geyfurtumla mutluyum
Hazal’ın notu: Poznan’da oğlanlar yakışıklı, kızlar güzel, içkiler ucuz, barlar dolu. Biz İstanbul’da gece hayatından da anlamıyoruz, parkta salınmadan da. Dünya vatandaşı olmak istiyorum. Vize derdinden, pasaport uzatmaktan, “Aaaa hiç de Türk’e benzemiyorsun” (bu Türk neye benziyorsa) nidalarından, seyahat sigortasından, yurdışı çıkış pulundan, Other Citizen olmaktan, bajajımı açan polislerden, sekiz kere geçilen dedektörden illahhah!
Hazal’ın ikinci notu: Vodka-Greyfurt çok iyi bir ikili. Bakalım bunu ilk keşfeden hangi marka olacak?
Hazal’ın son notu: Ne olursa olsun, Tanrı beni Berlin’e gelememekten korusun.
Poznan’a bilet lütfen!

Berlin’den Poznan’a varan trene atladım. Üç saat. 100 sayfa kitap, dört ayrı yazı, iki romantik komedi. Ne ki. Kompartman da benim. Bir koltukta çantam, öbüründe kendim. Yemyeşil kırlardan tıngır mıngır geçeriz.
Hafif köhne tren garına vardığımda güneşli bir öğleden sonra. Polonya’nın büyük şehirlerinden birinde, taksinin içindeyim. İstikamet şehir merkezi . Önce bir hostele yerleşip, sonra karnımızı doyurmaya niyetliyiz. Hostelimiz pek güzel. İsmi Cameleon. Tam şehir merkezinde. Yepyeni. Tertemiz. Adam başı geceliği 35 TL. Sabah kahvaltısında ev yapımı reçeller de şirketten.
Şehir çok güzel. Kutu gibi. Her tarafında dört beş katı geçmeyen yapılar, Arnavut kaldırımları, küçük bahçelere açılan restoranlar. Garip bir çiçek kokusu var, yağmurun tadına bulaşan. Binaların birinden gelen müzik sesi, günün her saati. Ve her yerde Almanlar. Meğer emeklilerin en çok ziyaret ettiği şehirmiş.

Yürüyoruz. Sağımda komünizm zamanlarından kalma bir bina, solumda arkalarda Ekonomi üniversitesi. Şehirdeki 30 üniversiteden biri. “Burada acayip bir gece hayatı var sen sakinliğine bakma” diyorlar, ve kolumdan tuttukları gibi Dragon‘a götürüyorlar. İlk katında bir sahne ve bahçe, ikinci katında loş masalar ve avlu olan bar. Sabaha karşı beşte de öğleden sonra üçte de kalabalık. Geleneksel içki greyfurt suyu ve vodka. Burda 10 PLN. (2 PLN 1 TL olarak hesap edebilirsiniz) İçkiler bol keseden bardaklara doluyor, meyve suları kutudan. İstanbul, Amerika, geçmiş yaşamlar üzerine dönen konuşmalar.
Oradan akşam yemeğine atlıyoruz. İnce kesilmiş patatesler arasında domuz jambonu, üstüne peynir rendelendikten sonra fırına verilmiş. Pryjaciel Koziolkov‘dayız. Market olarak bilinen bölgede. Yediğim şey lezzet ötesi. Anlayacağınız Poznan’ın ilk gününde neşem yerinde. Henüz bir iki saat sonra başıma geleceklerden habersizim.
Saat 23:00. Lokallerin buluşma yeri Jameson. Dart, bilardo, langırt ve bilgi oyunları buranın spesiyalleri. Yanında tabii ki bira ya da vodka ile geliyor. Duvarlarda çerçevelenmiş Türk paraları, nazar boncuğu ve rafta Yeşil Efe var. Meğer sahipleri sık sık Türkiye’ye gidermiş. Benim de Türk olduğumu öğrenince iki bira onalardan. Her biri yarım litre. Paylaşıyorum. Adetten.
Perşembe, 01:00′de Blue Note. Haftanın her günü jazz club olarak rağbet gören mekan perşembeleri hip hop ve house çalmakta. Etrafta barbiler olarak sanı çıkan uzun, güzel, bakımlı kızlar. Ve nedendir anlaşılmaz, kafalarını çevirip bakmayan Polonyalı oğlanlar. Ben girdiğimde herkes pistte. Türkiye’den geldiğimi öğrenen tüm tanıdık tanıdıkları bana geleneksel şat ısmarlama turuna çıkıyor. İki şat bir su, iki şat, bir kola. Ben takip edemiyorum ama onların elinde bardaklar gidip geliyor. Kibarlık için üç şatı içiyorum, kalanı yanımdaki kızlara geçiriyorum.
Benim eve döndüğüm 4 civarlarında Poznan sokaklarında yaşam yeni başlıyor. Perşembe, çarşamba farketmez. Gençler eğlencede. Anlamadığım dilde ama neşeyle bir şeyler söylüyorlar. Gülümsüyorum. O sırada taksimiz yanımıza yanaşıyor.

